Mihail Vasiliyeviç Gogol'un Palto öyküsünde, Akakiy Akakiyeviç’in yaşamı bu cümlelerle özetlenir. Rus yazım dünyasına özgü detay ve ortam birliğinin okurdaki adı olan 'Bir Delinin Hatıra Defteri' kitabı günümüzün en ilgi çeken  klasiklerinden. Dünya edebiyatında büyük bir pay sahibi olan Rus edebiyatının, 'klasikler’ derecesinin temel taşı olan Gogol'un bu kitabı, aynı zamanda öykücülüğün doğuşu olarak da adlandırılmaktadır. Gogol'u ve ondan sonraki Rus yazımını otorite sınıfına koyacak genişlikte olan bu kitap, her yazar ve okurun olmazsa olmazı. Bir silsile şeklinde ilerleyen Rus edebiyatı baştan itibaren niteliğin bahsini zordan yana açan bir tarzın eseri. Rus toplumu ve coğrafyasının tarihsel seyrine paralel olarak, Rus yazımının özgünlüğünü yansıtan 'Bir Delinin Hatıra Defteri', edebiyat tarihininde itekleyici hakim sembollerinden. Rus edebiyatının Puşkin'den başlayıp, Gogol, Çehov, Tolstoy, Dostoyevski, Gonçarov, Bulgakov sıralaması ile devam ederek günümüze kadar getirdiğimizde neden hala dünyada ışığı en güçlü yanan edebiyat havzası oluşuna da anlam verebiliriz.

Bir miras devri şeklinde ilerleyen Rus edebiyatında, geçmişle gelecek arasındaki duygu bağı bu kitapta da karşımıza çıkar. Yani her Rus yazarının asıl üretim deposu, bir önceki devrin toplumsal birikim, bilgi yaşam ve yazımdan esinleniştir. Bir nevi yüzünü geleceğe çeviren Rus edebiyatı, gözlerini geçmişinden  alamadan ilerler. Ancak bu takip o kadar muazzam, o kadar derin, ve o kadar üretkendir ki; sanki Rus toprağının her zerresi bir yazım kaynağı ve her ayrıntısı bir yazım vesilesidir. Tabii burada sorulması gereken asıl soru şu: Bu hazine doluluğu yaşam birikimlerinin katkısı mı, yoksa yazarların akıl yeteneğinin bir yansıması mı? Söz konusu Puşkin, Gogol, Tolstoy ve Dostoyevski olunca insanın içinde bir ürperti ya da cevaplanması durmadan ertelenen sorular çıkmıyor değil. Ama nihayetinde bu cevapta da edebiyatın kaderini belirleyen gerçeklik yatmakta. Zaten bu gerçeği iyi ifade eden yine bir başka Rus yazar, Dostoyevski'dir. "Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık" diyerek sorumuza kesin cevap veriyor.
Gogol'un Palto'sundan çıkan sadece Rus edebiyatı ya da yazarlığı değil elbette, Gogol'un Palto'sunun birçok yamasını oluşturan bir dünya ve onun yazım yığınağı var. Belki günümüze gelirsek Gogol'un Palto'suna hala dünyanın yarısı sığabilecek kadar açıkta bekleyen öyküler dolaşıyor.

Öykünün kapısını açtı

Mihail Vasiliyeviç Gogol ya da sadece Gogol, bir asrı geride bırakan sayısız klasik yazarlardan. Gogol'un diğer Rus romancılarından ayrı özelliği, onun öykü yazımının kapısını açmasıdır. Elbette Gogol bunu tarihi bir misyon olarak ya da bilerek başarmadı. Hatta yaşamındaki dalgalanmalar buna en iyi ispat. Ama buna rağmen bu durum, Gogol'un büyük yazar olma ve edebiyat tarihinde bir kıstas olma gücünü eksiltmiyor.
Gogol, Doğulu bir yazar! Doğu deyince; basit ve siyasal bir önyargının kıç telafuzuna sığdırılan doğu değil elbet. Bizim ve Gogol’un Doğusu bir toplamadır. Yani dünyanın diğer yarısı olarak; ana, çok eski ve en yaşlı kıtanın kimliğidir. İnsanları kültürleri, yaşantıları, felaketleri, başlangıç ve sonlarıyla bir insanlık olan medeniyetin doğu yakasıdır kastımız. 20.yy'ın siyasal sömürge telakkileriyle, tarihsel, entelektüel ağırlığı ve  özgür saygınlığı karartılmak istenen, binlerce yıllık mirasını herşeye rağmen diriltmeye çabalayan öteki Doğu.
Siyaset, bürokrasi ve devlet elitlerinin, 20. asırda varlığını ve birikimini parçalamak istediği Doğu'ya, 21. asırda tekrar yüz çevirmesi ve yavaş yavaş Doğu'ya tekrar rota kırmaları bir tesadüf mü, yoksa bir tecelli mi? Ya da Doğu'nun tecrübeye dayalı birikiminin cazibesi mi? Bütün bu sorulara yaşayarak cevap bulunacak. Ancak ortada bir hakikat daha var. O da Doğu'nun maddi, coğrafik, stratejik, ekonomik ve siyasal kaynaklarının yanında; düşünce kültür, edebiyat, yazım ve yaratım yataklarıdır. Bunlara pervasızca saldıran 20. asrın, yüz yıl sonra yorgun argın ve ruhu uçmuş, benzi kaçmış bir halde tekrar Doğu'yu keşfinde edebiyat ve sanatın payı yadsınabilir mi?
"Hayatının en mutlu günü şüphesiz, yeni paltosunu giyip daireye gittiği gündü.”
Palto'nun içinde, dönemin Rusya yaşamının en ince ayrıntısı görülür. Burada tipik Rus anlatıcılığının, kişi tarifinde toplum, toplum tarifinde de bireyi tartışması karşımıza çıkmaktadır. Akakiy Akakiyeviç’in; memur, büro, ordaki ilişkiler kurgusu, sokağın hali, devletin işleyişi ve bunlar karşısında yazarın tavrının yer aldığı kocaman resimle karşılaşıyoruz. Akakiyeviç’in sembol olarak bir palto almak için yaptığı plan ve uygulamak zorunda kaldığı durum aslında bir tür dönemin sosyo ekonomik tablosunun sonucu. Yemekten, giyinmekten, gezmekten uyumaktan hatta yaşamın kendisinden yapılacak feragatlarla alınacak olan "palto" aslında başlı başına bir düzenin biraz da köleliğe indirgenmiş tezahürü olarak ifade edilebilir. Diğer bir olgu ise palto alındıktan sonra Akakiyeviç'in, hayatında meydana gelen psikolojik rahatlamadır. Öyle ki iş yerinde başlayıp bir kutlama ile sembolleşen palto, aslında insanın vazgeçilmez ironisi olan 'dış değerlendirme' ile saygı bulma olgusunun zamanın en değişmez kuralı olarak karşımıza çıkışıdır.
Edebi kahramanlar genelde hayatımızdan biri ya da hayatlarında bizden bir parça benzerlik taşırlar. Öyle ya (!)kahraman kalmak sadece yazının nazenin ortamından teşkil olunmuyor. Aynı zamanda okurun bünyesinde de bir tür rol ya da etki bırakma yeteneği olacak ki; okurla yazar arasındaki gerçeklik anlaşılabilsin. Yazar yazdığını, okur da ne okuduğunu tanımlayabilsin. Birçok unutulmaz kitap kahramanı vardır. Kitaplardan aramıza katılıp, alışkanlıklarımıza dahil olan. Bir gönül borcu olayıdır kitap kahramanlarını anımsamak. Tıpkı Akakiy Akakiyeviç gibi.