Yerel seçimleri devlet bekasına dönüştüren ve böyle algılayan mantık Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloyu anlamaya, anlatmaya yeter de artar bir sözdür. Fikir özgürlüğünün kalmadığı bir siyaset alanı, tercih haklarını bile ortadan kaldırmaktadır. Tercih etmek devletin bekasını tehlikeye düşürür. Herhangi sıradan sade bir vatandaşın iktidar bloğu dışında başka bir siyasi partiyi tercih etmesi, devletin varlığını, birlik ve bütünlüğünü “tehlikeye” düşürecektir. Devletin debdebe gücünü arkasına alarak meydanlara çıkan faşist blok silah zoruyla da olsa bu seçimleri almak isteyecektir. Zaten iktidarın gayri resmi sözcüsü durumunda olan çete mafya bozuntusu Sedat Peker de açıktan silahlanma çağrısında bulunmuş oldu.
Savaşa girer gibi bir seçime girilmiştir. Kılıç kalkanlarını kuşanan cumhurun düşmanı olan cumhur ittifakı kimseye şans tanımamaktadır. Her kes el pençe divanda zuhur ediyor. Bazı sanatçılar da biat edenler kervanına katıldı. Yaşanan bunca hukuksuzluğa, hak ihlaline rağmen Baronun başındaki zat tek laf etmezken diktatörlüğe destek vermeye hazır olduğunu söylüyor. Sanki memleket tehdit altındaymış da o da kurtaran safında yer alacakmış. Doğu Perinçek’ten tutalım ne kadar ulusalcı, Kemalist varsa biat edeceklerini deklere etti. En vahimi ise CHP’nin durumudur. Onlarda parti binalarını kapatıp Diktatörlüğe biat etselerdi daha iyi olacaktı. Aslında kendilerinden beklenen de odur.
Tek adam rejiminin önünü açan CeHaPe'dir. HDP milletvekillerinin tutuklamasına yol açan desteği sunan da aynı cenahtır. Bunca zulmün, baskının, suçun ortağıdır. Cumhuru diktatörlüğün pençesine atan da kendileridir. Cumhur ittifakı ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında ne türden bir fark vardır doğrusu kestirmek zordur. En azında Kürtler açısından bu farkın sorgulanması gerekir. Belediye seçimlerini beka sorununa dönüştüren zihniyete günler sonra verilen cevap da ilginçtir. “Bizim beka sorunumuz cumhuriyettir, onu da yıktırmayız” diyor CHP’li Özel beyefendi. Cumhuriyet adına ne kaldıysa ve neyi yıktırmayacaksa? Cumhuriyetin köküne kibrit suyu döküleli epey zaman oldu, birilerinin CHP ye hatırlatması gerekiyor. Sabah akşam Erdoğan’a diktatör yakıştırması yapanlar da kendileridir. Diktatörün olduğu bir ülkede cumhuriyet mi olur? Pek bağdaştıramadık. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, sosyal devlet kavramları hak getire.
İnsanların tutuklanmalarına gösterilen gerekçeler işlenen fiillere göre olduğu anlaşılır bir durumdur. Yazmaktan, çizmekten, konuşmaktan dolayı ya da bunları sosyal medyadan paylaşması tutuklanmasına delildir. Elbette hiçbir demokratik ülkede örneğine rastlanması mümkün olmayan türden tutuklamalardır. Türkiye’de olağan duruma gelmiş bir uygulamadır. Şimdi ise fiil gerekçe gösterilmeden tutuklamalara başladılar. Neden konuşmadın? diye tutuklama, neden izledin? diye tutuklamamanın hukuktaki yeri nedir acaba? Namuslu hukukçular buna bir tanım bulabilirler belki! Haklı olarak Baskın Oran “ne konuştuğuna dikkat etmek yetmiyor ne konuşmadığına da dikkat etmek gerekir” paylaşımında bulunmuş.
Daha şimdiden HDP bloke edilmiş durumdadır. Yaygın tutuklamalar işin cabası. Hiçbir platformda kendisine yer verilmiyor, medya da yer alamıyor. Kazansa bile kayyum atamasıyla tehdit ediliyor vs. memleketin beka sorunu böylelikle çözülmüş olacaktır. Sadece HDP değil muhalif olan herkese karşı çok acımasız davranıyor. Erdoğan kursaklarındaki kini kusuyor. Elbette seçimleri “beka” sorunu olarak görmektedirler. Kazanmak için her yolu deneyeceklerdir.
Bu seçimlerde adil bir yarışın olmayacağı kesindir. Her türlü hilenin, sahtekarlığın yaşanacağı muhakkaktır. Demokrasi güçleri önemli bir sınavla karşı karşıyadırlar. Bütün usulsüzlüğe rağmen kendi potansiyellerini korumalı ve harekete geçirmelidir. Hemen her gün elden bir şeyler gitmesine sessiz kalınmamalıdır. Birleşmekten ve harekete geçmekten başka yolun olmadığını da bilmek gerekiyor. Sadece seçim mahalinde değil, hemen her yerde toplumsal duyarlılığın geliştirilmesi gerekiyor.
Ölüm sınırına dayanan açlık grevi eylemleri faşizmi yıkacak direniş eylemleridir. Leyla Güven bir annedir. Bu annenin demokrasi talebine, barış çığlığına kulaklarını tıkatan toplum çürümüş bir toplumdur. Bedenlerini açlığa yatıran eylemciler toplumun yükünü omuzlamışlardır. Bu direniş ruhu ölüyü mezarında diriltecek bir ruhtur. Açlık grevlerinin vermek istediği mesaj çok açıktır. Bu mesaj doğru algılanıp gerekleri yerine getirilirse başarı kesindir. Asıl demokrasinin kendisi bir beka sorunudur. Kendi halkına zulmeden bir devletin beka sorunu olamaz. Olsa olsa böylesi bir devletin içine tükürülür.Belediye seçimlerinden, devlet bekasına! Rauf KARAKOÇAN
Yerel seçimleri devlet bekasına dönüştüren ve böyle algılayan mantık Türkiye’nin içinde bulunduğu tabloyu anlamaya, anlatmaya yeter de artar bir sözdür. Fikir özgürlüğünün kalmadığı bir siyaset alanı, tercih haklarını bile ortadan kaldırmaktadır. Tercih etmek devletin bekasını tehlikeye düşürür. Herhangi sıradan sade bir vatandaşın iktidar bloğu dışında başka bir siyasi partiyi tercih etmesi, devletin varlığını, birlik ve bütünlüğünü “tehlikeye” düşürecektir. Devletin debdebe gücünü arkasına alarak meydanlara çıkan faşist blok silah zoruyla da olsa bu seçimleri almak isteyecektir. Zaten iktidarın gayri resmi sözcüsü durumunda olan çete mafya bozuntusu Sedat Peker de açıktan silahlanma çağrısında bulunmuş oldu.
Savaşa girer gibi bir seçime girilmiştir. Kılıç kalkanlarını kuşanan cumhurun düşmanı olan cumhur ittifakı kimseye şans tanımamaktadır. Her kes el pençe divanda zuhur ediyor. Bazı sanatçılar da biat edenler kervanına katıldı. Yaşanan bunca hukuksuzluğa, hak ihlaline rağmen Baronun başındaki zat tek laf etmezken diktatörlüğe destek vermeye hazır olduğunu söylüyor. Sanki memleket tehdit altındaymış da o da kurtaran safında yer alacakmış. Doğu Perinçek’ten tutalım ne kadar ulusalcı, Kemalist varsa biat edeceklerini deklere etti. En vahimi ise CHP’nin durumudur. Onlarda parti binalarını kapatıp Diktatörlüğe biat etselerdi daha iyi olacaktı. Aslında kendilerinden beklenen de odur.
Tek adam rejiminin önünü açan CeHaPe'dir. HDP milletvekillerinin tutuklamasına yol açan desteği sunan da aynı cenahtır. Bunca zulmün, baskının, suçun ortağıdır. Cumhuru diktatörlüğün pençesine atan da kendileridir. Cumhur ittifakı ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında ne türden bir fark vardır doğrusu kestirmek zordur. En azında Kürtler açısından bu farkın sorgulanması gerekir. Belediye seçimlerini beka sorununa dönüştüren zihniyete günler sonra verilen cevap da ilginçtir. “Bizim beka sorunumuz cumhuriyettir, onu da yıktırmayız” diyor CHP’li Özel beyefendi. Cumhuriyet adına ne kaldıysa ve neyi yıktırmayacaksa? Cumhuriyetin köküne kibrit suyu döküleli epey zaman oldu, birilerinin CHP ye hatırlatması gerekiyor. Sabah akşam Erdoğan’a diktatör yakıştırması yapanlar da kendileridir. Diktatörün olduğu bir ülkede cumhuriyet mi olur? Pek bağdaştıramadık. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, sosyal devlet kavramları hak getire.
İnsanların tutuklanmalarına gösterilen gerekçeler işlenen fiillere göre olduğu anlaşılır bir durumdur. Yazmaktan, çizmekten, konuşmaktan dolayı ya da bunları sosyal medyadan paylaşması tutuklanmasına delildir. Elbette hiçbir demokratik ülkede örneğine rastlanması mümkün olmayan türden tutuklamalardır. Türkiye’de olağan duruma gelmiş bir uygulamadır. Şimdi ise fiil gerekçe gösterilmeden tutuklamalara başladılar. Neden konuşmadın? diye tutuklama, neden izledin? diye tutuklamamanın hukuktaki yeri nedir acaba? Namuslu hukukçular buna bir tanım bulabilirler belki! Haklı olarak Baskın Oran “ne konuştuğuna dikkat etmek yetmiyor ne konuşmadığına da dikkat etmek gerekir” paylaşımında bulunmuş.
Daha şimdiden HDP bloke edilmiş durumdadır. Yaygın tutuklamalar işin cabası. Hiçbir platformda kendisine yer verilmiyor, medya da yer alamıyor. Kazansa bile kayyum atamasıyla tehdit ediliyor vs. memleketin beka sorunu böylelikle çözülmüş olacaktır. Sadece HDP değil muhalif olan herkese karşı çok acımasız davranıyor. Erdoğan kursaklarındaki kini kusuyor. Elbette seçimleri “beka” sorunu olarak görmektedirler. Kazanmak için her yolu deneyeceklerdir.
Bu seçimlerde adil bir yarışın olmayacağı kesindir. Her türlü hilenin, sahtekarlığın yaşanacağı muhakkaktır. Demokrasi güçleri önemli bir sınavla karşı karşıyadırlar. Bütün usulsüzlüğe rağmen kendi potansiyellerini korumalı ve harekete geçirmelidir. Hemen her gün elden bir şeyler gitmesine sessiz kalınmamalıdır. Birleşmekten ve harekete geçmekten başka yolun olmadığını da bilmek gerekiyor. Sadece seçim mahalinde değil, hemen her yerde toplumsal duyarlılığın geliştirilmesi gerekiyor.
Ölüm sınırına dayanan açlık grevi eylemleri faşizmi yıkacak direniş eylemleridir. Leyla Güven bir annedir. Bu annenin demokrasi talebine, barış çığlığına kulaklarını tıkatan toplum çürümüş bir toplumdur. Bedenlerini açlığa yatıran eylemciler toplumun yükünü omuzlamışlardır. Bu direniş ruhu ölüyü mezarında diriltecek bir ruhtur. Açlık grevlerinin vermek istediği mesaj çok açıktır. Bu mesaj doğru algılanıp gerekleri yerine getirilirse başarı kesindir. Asıl demokrasinin kendisi bir beka sorunudur. Kendi halkına zulmeden bir devletin beka sorunu olamaz. Olsa olsa böylesi bir devletin içine tükürülür.