AKP'nin "Şirket devlet" algısıyla hareket ettiğini ve sorunun çözümüne bu çerçevede yaklaştığını belirten Küçük, neo-liberal piyasada şirketleşmeye başlayan devlet mantığının, aynı zamanda bir kimlik politikası dayattığına da dikkat çekti. Küçük, bu kimlik politikasının ise yeni Osmanlıcılık çerçevesinde yürütüldüğünü söyledi. Küçük, "Yumuşak iktidar olarak kültür politikaları üzerinden Balkanlara, Ortadoğu'ya, Kafkaslara, Afrika'ya doğru yayılan bir yumuşak iktidar genişlemesi diyebileceğimiz şirketleşen devlet söz konusu. Kültür politikasını bir elbise olarak kullanıyor. Bu genişleyen devlet, doğrudan insanları, grupları, kimlikleri asimilasyon üzerinden entegre etmekten çok daha ince bir kimlik politikası daha evrensel bir politika üzerinden ötekiyi kendi bedeni ve kimlik politikası içerisinde eritmeye veya onu bağlamaya çalışıyor. Bu çerçevede bakıldığı zaman bu devlet Kürt meselesini, yeni Osmanlıcılık çerçevesi içerisinde ötekini asimile etmeden ama çok kültürlülük politikası üzerinden bir kimlik politikası ile krize giren ulusal devlet kimliğini yeni açıdan kurmaya çaba sarf etmektedir. Çok kültürlülüğün en tipik örneklerinden bir tanesi kültürel farklılığı tanınır gibi görülürken aslında tanıdığı kimliği o siyasetin dışında tutmaya çalışıyor. Aslında bu yeni Osmanlıcılık politikası ötekinin siyasal taleplerini toplumsallığın dışında tutarak ve kültürel farkı sadece kültürel bir meseleye indirgeyerek çözmeye çalışıyor" değerlendirmesini yaptı.


'Kürt hareketi kendine güveniyor'

Kürtlerin ise şirketleşen devletin bu politikalarına karşı bir direnç oluşturduğunu belirten Küçük, "AKP'nin bu süreçte yapmaya çalıştığı şeye karşı o da farklı aygıtlarda farklı bir zemin üzerine farklı bir dille siyaset yapmak istiyor. Onun yapmak istediği siyaset şu ana kadar kullanılageldiği askeri enstrümanlar yerine siyasal zeminde bizim bildiğimiz gibi yeni aygıtlarla yoluna devam etmek istiyor. Bu ölçüde de Türkiye'deki devlet aklının yapmak istediği şeye karşı çok farklı bir yerden direnç gösteriyor. Aslında aynı zeminden aynı sahnede yer alışıyormuş gibi görünse bile bu haliyle de çok ciddi olarak bu devlet projesine karşı konumlanabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum. Bunun çok farklı siyaset alanında yapmaya çalışıyor. Bu açıdan da ben çok olumlu görüyorum. Kürt hareketi kendine güveniyor. O açıdan da bizim gibi dışardan duran insanlar için mesele sadece devletin ne yapmaya çalıştığına bakmaktan çok bir de Kürt hareketin liderleri ve kadroları ne yapmaya çalışıyor, kapasitesi nedir, bu iki kapasite ne ölçüde birbirlerini değiştirebiliyor, bu açıdan bakmak lazım" diye konuştu.

'Hükümete kaybettirir'

Devletin henüz Kürt meselesinin çerçevesiyle ilgili ortaya koyduğu somut bir şeyin olmadığını ifade eden Küçük, "yol temizliği" olarak adlandırılan konularda adım atılması gerektiğini söyledi. Küçük, "Kürt meselesinin esasına dönük olarak yerinden yönetim ve anadilde eğitim daha gelmeden yapılması gereken bazı şeyler var; ama henüz hiçbirisi yerine getirilmiş değil. Fakat şu konularda sanıyorum bir reform süreci var. Bunlarda da yine Kürtlerin beklediği şekilde bir reform süreci başlamış değil. İkinci dönem olarak anlatılan yasal düzenlemeleri ve reform silsilesi olmadan bu süreç yürümez. Beklentimiz bunların sağlanmasıdır" dedi. Kürt hareketinin de AKP'nin bu belirsizlik politikasını zorlamak için sokağa çıktığını belirten Küçük, AKP'nin adım atmayarak izlediği belirsiz siyasetin kendisini büyük bir krize sokacağını söyledi. Küçük, "İktidar bu belirsiz siyaseti yürüttüğü sürece hükümetin kendi kendisini çok daha ciddi bir krize sürükleyeceğini düşünüyorum. Kürt hareketinin burada kaybedeceği bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. Kürt hareketi sonuna kadar buna zorlayacaktır, sonuna kadar sivil alanda elinden gelen siyaseti kullanacaktır. Hükümet buna uygun gitmediği zaman kendisi kaybedecektir; çünkü zaten Türkiye'de Gezi meselesi ile ortaya çıkan muhalefet bir de Kürdistan'daki muhalefet hükümeti hem Türkiye ölçeğinde hem de global ölçekte çok zor durumda bırakacaktır" dedi.

'Kürt hareketi başka aktörlerle gider'

Kürtlerin en temel iki talebinden birinin yerinden yönetim diğerinin ise anadilde eğitim talebi olduğuna dikkat çeken Küçük, şunları dile getirdi: "Yerinden yönetim çok farklı versiyonlarda olabilir, ama anadilin farklı versiyonu olamaz. Anadilde eğitim demek devletin doğrudan okullarda öğretmenlerin maaşını ödeyerek Kürt dilinin ve Kürdistan kimliğinin yok olmaması için çok acil olarak yapması gereken bir süreçten bahsediyoruz. Hükümet seçmeli derse indirgeyerek yapıyor. Biz anadilde eğitim talep ederken o, 'Buyrun size seçmeli ders olarak veriyorum' diyor. Çok temel olan bir insan hakkını seçime indirgiyor. Anadilde eğitim sadece PKK veya Kürt hareketinin ya da belli bir kesimin talebi de değil. Bu yolu AKP eğer gidemezse Kürt hareketi başka aktörlerle gider" diye konuştu.


ÇAÐDAŞ KAPLAN / KADRİ ÖZKAN/DİHA/İSTANBUL