AKP/Saray rejiminin kadınların iradesi, bedeni, emeği, özetle kadınların varlığı ile bir derdi var. Sadece rejime karşı direnen kadınlar değil, tüm kadınlar AKP/Saray rejiminin hedefinde. Saray’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu defalarca ilan etti, kadın-erkek eşitliğine inanmadığını beyan etti. Hatırlayacaksınız, seçim meydanlarında eliyle 3-5 işaretleri yaparak, kadınların doğuracağı çocuk sayısını dahi belirledi. 

Şimdi de görüldü ki yeni bir saldırı planı gündemlerinde. Bunun işaretini de Meclis’te “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu” adıyla oluşturulan komisyonun raporuyla verdi.

Rapor özetle AKP’nin kadın düşmanı politikalarının özeti. Kadını, aile dışında bir yerde tanımlayan, kadını erkeksiz eksiz gören bir yaklaşım bu. Bu nedenle de boşanma zorlaştırılıyor. Boşanmak isteyenlerin önüne “arabuluculuk” gibi bir mekanizma konuluyor. 

Devletin ideolojik aygıtı olan aile kurumunun bir “ferdi” olan kadının boşanma talebi, eskisi gibi yaşamak istememe arzusunun ifadesi. Katledilen kadınların büyük bir kısmı, boşanmak ya da ayrılmak istedikleri erkekler tarafından öldürülüyor. Başka bir ifadeyle erkeğin öldüren sevgisini kabul etmedikleri için öldürülüyor. Kadın katilleri cezasız kalırken, şimdi de boşanma “arabuluculuk” gibi bir mekanizmayla kadınlar istemedikleri evlilik yaşamına mahkum edilecekler. Arabuluculuğun yanı sıra rapordaki içerik bir yasa haline getirilerek uygulanmaya kalkılırsa kadınların nafaka hakkı da ortadan kaldırılacak. Ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınların, sırf bu nedenle erkeğin şiddetine boyun eğmek zorunda kaldıkları düşünüldüğünde, nafakanın ortadan kaldırılması, kadınların istemedikleri evliliği sürdürmeye mahkum edilmesi anlamına gelecektir.

Raporda, aile mahkemesi hakim, uzman ve personelinin aile duyarlılığı olan kişilerden seçilmesi öneriliyor. Boşanma davalarında “şiddetli geçimsizlik” diye ifade edilen kavramın aslında kadına yönelik erkek şiddeti olduğu biliniyor. Cinsiyet eşitliği bilincine sahip hakim ve personel yerine “aile duyarlılığı“ olan hakim ve personeli aile mahkemelerinde görevlendirmek de, boşanmaları zorlaştırmanın bir başka biçiminden başka bir şey değil. 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ boşanma konusunda devletin zihniyetini ortaya koymuştu. Bakan Bozdağ‘a göre, “Aile içi şiddette ve kadınla erkek arasındaki uyuşmazlıklarda devletin polisiyle, askeriyle, hakimiyle, psikoloğuyla, sosyal çalışmacısıyla, uzmanıyla kadınla erkeğin arasına bu kadar girmesi ne kadar doğru?” Boşanma davasını da devletin, kadın ile erkeğin arasına girmesi olarak tanımlıyor. Kadın ve de çocuk düşmanı olduğunu defalarca gösteren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’na göre de boşanma kararı sadece tarafları değil, toplumu ilgilendiren bir konu. Bu iki yaklaşımdan da kadını, istemediği evliliğe mahkum etmek dışında başka bir seçenek çıkmayacağı ortada. 

Kadınlar bakımından en temel sorun, kadınların en yakınlarındaki erkeklerden gördükleri ölümcül şiddet. Raporda, bu erkek şiddeti, ekonomik durum, alkol, öfke gibi nedenlere bağlanıyor. Bu yaklaşım kadına yönelik şiddeti, birkaç marjinal ya da anarmol erkeğin pratiği olarak görüyor. Cinsiyetçiliğin ve kadına yönelik şiddetin, Saray’ından mübaşirine, patronundan işçisine kadar erkek egemen devlet mekanizması tarafından toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden üretildiğini görmek istemiyorlar. Çok açık, erkekler, kadınlara, her türlü şiddeti uygulama hakkını kendilerinde gördükleri için kadınları öldürüyorlar, sapık, cani oldukları için değil. Kadınları katlettiklerinde ceza almayacaklarını bildiklerini için de ellerini korkak alıştırmıyorlar. 

Rapordaki öneriler doğrultusunda bir yasa hazırlanırsa çocuk istismacılarına da gün doğacak. AKP/Saray rejiminin siyasi bekçilerinin, Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuklara yönelik cinsel istismar davasında aldığı tutumu gördük. Erdoğan’ın örnek gösterdiği Ensar Vakfı’nı işin içinden kurtarmak için bir günde duruşma yaptılar, vakfı soruşturma dışında tutarak, sadece öğretmeni cezalandırarak sorumluluktan kurtulmaya çalıştılar. Şimdi de insanın kanını donduran bir yöntem öneriyorlar.  Çocuğun cinsel istismarı suçunun işlendiği evliliklerde, evliliğin 5 yıl boyunca sorunsuz ve başarılı devam etmesi halinde cezasızlık önerisi getiriliyor. Buna karşın evlenme yaşının da 18’e yükseltilmesi önerisi yer almıyor. 

Kentlerde ya da köylerde, doğuda ya da batıda perdelerle örtülen pencerelerin ya da kapatılan kapıların arkasında sürdürülen evliliklerin mutlu mesut olduğuna kimse beni ikna edemez. Her gece onbinlerce kadın kocasının tecavüzüne uğruyor. Bir kadın eşinin tecavüzüne nasıl uğrar demeyin? Eğer kadın, birlikte olmak istemediği halde bir erkekle birlikte olmak zorunda kalıyorsa bu tecavüzdür; erkeğin kadının 40 yıllık eşi olması bu gerçeği değiştirmez. AKP/Saray rejimi, boşanmaları zorlaştırarak, kadınları, “aile kurumu” adı altında meşrulaştıran bu şiddet ortamlarına mahkum etmek istiyor. 

Her şey karşıtıyla vardır; baskı da tepkisi ile. 

AKP/Saray rejimi, kürtaj hakkını yasaklamaya kalktığında, sokağa dökülen binlerce kadının isyanı, Gezi direnişini mayalayan dinamiklerden de biri olmuştu. Şimdi de yeni bir kadın isyanının zemini döşeniyor. Gerisi kadınların birleşik iradesine kaldı.