Her insanın hayatında olduğu gibi her halkın da hayatında ‘zor zamanlar’ adını verdiği bir zaman parçası vardır.
Böylesi bir zaman parçasında acı had safhaya çıkıyor. Acı ve çaresizlik dört bir yandan kuşatıyor ve insanını ruhunu lime lime ediyor.
İnsan bu dönemde hayatının hiçbir döneminde olmadığı kadar çok açı çekiyor. Bu yüzden bu zamanı hiç unutmuyor; unutması mümkün olmuyor.
‘Zor zamanlar’da ayakta kalabilmek kolay değil.
Sorunlar çekilmez hal alınca, umut yerini karamsarlığa bırakınca; gözleri yaş, boğazları düğüm basınca insan tıkanıyor, ayakta kalabilmek bir yana nefes almakta zorlanıyor. Böylesi bir zamanda yaşamak için insana bir mucize gerekiyor.
Ne yazık ki şimdi Van’da böylesi bir zaman dilimi yaşanıyor. Bu sene Van, unutulması mümkün olmayan ‘zor zamanlar’dan geçiyor.
Şehir şimdi kışın en şiddetli zamanını; zemheri aylarını yaşıyor. Halk zemheride su altında kalmış ve buza kesmiş çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor!
Günü ve gecesini dondurucu keskin soğukla, açlıkla, yokluk, yoksullukla ve bunların neden olduğu salgın hastalıklarla boğuşarak geçiriyor.
Çadırlarda halen on binlerce insan yaşıyor. Onlarca kişi birkaç adımlık bir çadırda yan yana yatıyor ve uzun kış gecelerini sabah içecekleri bir tas sıcak çorbanın ve bir bardak sıcak çayın düşünü kurarak geçiriyor.
İnsanların ten kokuları ve solukları birbirine karışıyor. Hep birlikte hastalanıyor, hep birlikte aynı ilacı alıyorlar. Çoğu insan depremden bu yana yapamadığı sıcak bir banyonun özlemini çekiyor.
Çadırların ağır havasından ve açlığın egemen kokusundan dolayı kendini dışarı atan kimi çocuklar da bir süre sonra soğuktan yanmış ve solmuş çiçekler gibi birbiri ardına soluyor ve toprağa düşüyor.
Sonbahardan bu yana pamuk ipliğine bağlanmış çocuk hayatları şimdi bir bir kopuyor.
Depremden bir ay sonrasında 13’ü çadır yangınından, biri açlıktan, ikisi de hastalıktan 16 çocuk ölmüştü.
Aradan üç ay geçti ve kaç çocuğun daha öldüğü bilinmiyor.
Usta şairin dediği gibi ah; ‘ben öleydim loooy’, Van’dan her gün çocuk ölümleri haberleri geliyor! Fakat bunlar artık basına ve istatistiklere yansımıyor. Hükümetin talimatı gereği medya ve AFAD çocuk ölümlerine yer vermiyor.
Hükümet ne söylerse söylesin, söylediğinin yalan olduğu kısa sürede ortaya çıkıyor ama, bu arada halka olan da oluyor.  Söylenen ve vaat edilen hiçbir şey gerçekleşmiyor. AKP Hükümeti savaş alanında olduğu gibi sivil alanda sadece psikolojik propaganda yapıyor. Sorunları çözmüyor, sadece çözüyormuş havası yaratıyor.
Hükümet şimdi çadırda yaşam mücadelesi veren halka kış bastırmadan konteyner ev verecekti; vermedi. Düzenli sağlık ve gıda hizmeti verecekti; onu da doğru düzgün vermedi.
Van’a binlerce sağlık görevlisi ve profesyonel uzman gönderecekti; göndermedi. Hasarlı hastaneler ve sağlık merkezlerini süratle tamir edecekti; etmedi.
Hükümet şimdiye kadar Van’a, çoğu dış yardım yoluyla gelen 2,5 milyar lira para gönderdi ancak, bu parayı kullanmıyor; kimseye de kullandırtmıyor. Para bankada bekliyor. İnsanlar üşüyor, açlıktan ve hastalıktan ölüyor ama, yardım için gelen para devletin kasasında yatıyor.
Kürtler söz konusu olunca AKP, paraya insandan daha çok değer veriyor.
Sözüm ona Konteyner Kentler kuruyor ancak, Van’da kış, kıyamet kopuyor; çadırlar suların içinde yüzüyor ama, çoktan 30 bin konteyner evin kurulması gereken şehirde şimdiye kadar sadece 10 bin konteyner ev kurulmuş bulunuyor.
Kurulanların yarısı da ‘hizmet dışı!’ Beş bin kadarı elektrik ve su bağlanamadığı için boş bekliyor.
Küçücük konteyner evlerde 30 bin ailenin ve yaklaşık 220 bin kişinin barınması gerekiyordu ama, şimdiye kadar sadece 4 bin aile, yani yaklaşık 20 bin kişi bu şansı yakaladı.
Onlar da polis aileleri ve kamu görevlileri.
Barınma sorunu zemheriye rağmen devam ediyor! Çözülecek gibi görünmüyor ve giderek da ağırlaşıyor. Zira, devletin batıya gönderdiklerinin bir kısmı da Van’a geri dönüyor.
Gittikleri yerde kabul görmeyen; Müge Anlı kılıklı ırkçı görevliler tarafından dışlanan ve aşağılanan birçok aile yeniden Van’ın yolunu tutuyor.
Irkçılığa katlanmaktansa ölüme katlanmayı daha evla  görüyor! Bundan da söz eden olmuyor.
Evet, Van ‘zor zamanlardan’ geçiyor. Deprem sonrası gösterilen duyarlılıktan eser kalmadığı, yardımlar kesildiği ve Van kaderine terk edildiği için halk ayakta kalmakta zorlanıyor.
Bu durum halkın bilincini ve ruhunu yaralıyor.
Avrupa’da yaşayan Kürtlerin ve kurumlarının buna seyirci kalmaması gerekiyor. Daha fazlasını yazmak ve vicdanlarınızı acıtmak isterdim ancak, yine şairin dediği gibi, ‘varamaz elim’, varmıyor. 
Ama unutmayın; Vanlı çocuklarla birlikte gelecek düşlerimizi de kaybediyoruz; buna izin vermeyin.
Kalkıp harekete geçin ve bir millet olduğumuzu dost ve düşman herkese gösterin…