El Kaide (IŞİD)’nin yerli versiyonu “dindar ve kindar" Türklerin esiri Ahmet ve Mehmet Altan kardeşlerin babası sevgili Çetin Altan, bir yazısında, “bazıları Türk olmayı meslek sanıyor" demiş, devam etmişti:

“Hemşehrim, sen ne iş yapıyorsun’ diye sorulduğunda, adam bön bön bakıp ’abi ben Türküm’ cevabını veriyordu".

Türklüğü meslek sanalardan kimileri, ayrıca kan dökücülüğe tapınıyorlardı.

Yine sevgili Çetin Altan:

“Adam, ters giden bir şeye kızdığında, üç-beş kişiyi asacaksın, bak nasıl düzelir her şey diye homurdanır…"

Kenan Evren, meydanlarda düşmanı tarif edip “onları asıyoruz" dediğinde, ortalık insan kanı sevicilerinin alkış ve bravo sesleriyle doluyor, taşıyordu.

“Kıbrıs Orta Asyasının saf kan Türkü" Albay Türkeş, Kürtlere namlu göstermeden arta kalan zamanlarında, “Türk’e karşı Türklük savaşı"ındaydı. Albayın komutasındaki “özel komando" çeteleri, sokakları, üniversiteleri ve fabrika önlerini barut kokusuyla tütüyorlardı. Altı yıl süren “iç savaş"ta, o ölüm hayati olarak anılıyor, çoğu gencecik insan, toplam altı bin kişinin mezarı kazılıyordu.

Bu kişi, ölünce “siyaset bilgesi" ünvanıyla, “ölümsüz büyük Türklerden biri" ilan ediliyordu. O şimdi, “Duçe" veya “Führer" ünvanına benzer “Başbuğ" namıyla, anıt mezarda, huzur içinde yatıyor.

CHP’nin, "sos demokrat" Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “gulu gulu" konuşan Türk ırkçılarından gülücük alma adına, onun Türk ırkçılığını sembolize eden kurt başı işaretiyle sokaklarda ilerliyor. En son, Britanya’da yayımlanan The Times gazetenin de "iflah olmaz Kürt düşmanlığını azgınlık" olarak tarif ettiği Erdoğan da, mezarına su dökmeye koşuyordu..

Erdoğan’ın halleri normal. Çünkü o, 1946 ruhunun son müflislerinden. 

1946 ruhu, Türk ırkçılığının Kürtleri kandırıp dolandırma kurnazlığıdır. Tohumu da DP tarafından ekilmiştir. Bu ruhun temeli, “artık Kürt kırımı yok, onlara hizmet var" yalanı ve ona dayalı şirinliğidir.

Mucidi de, 1920-1939 kırımlarının planlayıcı ve amirlerinden Bayar’dır. O günden beri, Türk tipi demokrasinin bütün ardılları, mesala Demirel, aynı yoldan gitti. Erbakan, çırağı Erdoğan gibi “ortak din" ayağıyla dolandırmaya çıktı. Ecevit demokratlık numarası, Özal “bende de Kürt kanı var" kandırmacasıyla…

Tansu Çiller’in ağız fermuarı yalamaydı, zaten. O, Kürdistan davasını Bask modeli ile çözüyordu.

Erdoğan ve şürekası (teşkilatı), atmasyonda Erbakan’dan da yamandı. O İslam tarihin en büyük taklacılarından Muaviye gibi “münazara çürütmeciliği" ile girişiyor, mesela “sen ne mutlu Türküm dersen, Kürt de ne mutlu Kürdüm der" diyecek kadar temiz görünüyor, ardından “Dersim katliamı için özür" diye ekliyor, hatta Kürtlerle barış için uzlaşma sürecini bile başlatıyordu.

Fakat, her mumun bir ömrü vardı. Muaviye mukallitçiliği kandırmacanın tutmadığını görünce, kuzu maskesini atıp ağzına Kürt kanı değmiş kurt kesiliyordu. Sanki birileri tarafından toz, toprağa, çamura yatırılmış gibi, bayrak diye diye ölüm emirleri yağdırıyor, şehirleri insanların başına yıkıyordu.

Sonra, ömür boyu dikta sürmek için hazırladığı anayasa için, oya ihtiyaç duyunca hiç bir şey olmamış gibi, yeniden Kemal Sunal’ın "gel seni öpim kardeşim" repliğine dönüyor, kardeşlerim bağırtıları koyveriyordu.

Kürtler, evlatlarının kanına ekmek doğrayana hayran değildi. 200 yıllık tarihleri bunu böyle yazıyor. Kürtler, tiksindikleri eli öpercesine oy verecekler mi, Tiran adayına Bir şey demiyorum, bu konuda. Sözü Nurcan Baysal’a bırakıyorum. Onun, “Bir ‘hain’ ve ‘terörist’ olarak HAYIR diyorum" başlıklı yazısından bir bölümü aktarıyorum:

“Bir Kürt olarak “hayır" nedenlerim daha fazla. Şehirlerimiz yıkılıp yakıldı. Cenazeler aylarca yerlerde bırakıldı. Mezarlıklarımıza bile saygı gösterilmedi. Dağlarımız, ormanlarımız yakıldı. Biz size niye EVET diyelim!

10 yaşında, bir buzlukta bekletilen Cemile varken gözümüzün önünde… 1 hafta cenazesi yerde kalan Taybet Ana varken… 3 aylıkken öldürülen Miray bebek varken… Rozerin, Tahir Abi, Memo, Mehmet Tunç, Rohat, Helin varken, niye EVET diyelim!

Evsiz kalan yüz binlerce insanımız, ölen binlerce evladımız, moloza dönüştürülen şehirlerimiz varken niye EVET diyelim!

Cizre’de insanlar yakılmışken, onca insanın yakıldığı bodrumların üzerine “aşk bodrumda yaşanır" yazılmışken, hâlâ teşhis edilemeyen cenazeler varken, niye EVET diyelim! Yatak odalarımıza kadar girilip, duvarlarımız ırkçı, faşist, cinsiyetçi sloganlarla doldurulmuşken, burada yazamayacağım kadar her türlü rezillik sergilenmişken, niye EVET diyelim!

Sınırda öldürülen onlarca gencimiz, “öfkeli çocuklar" dediğiniz, politikalarınızla desteklediğiniz IŞİD canileri tarafından katledilen on binlerce insan, pazarlarda satılan binlerce Ezidi kadın varken, niye EVET diyelim! Sınırı kapatıldığı için Kobane’de ölen binlerce evladımız varken, biz size niye EVET diyelim!

13 milletvekilimiz, 85 belediye başkanımız zindanda. Tüm kentlerimize kayyumlar atandı. On binlerce asker ve özel timlerle şehirlerimizde ablukaya alındı. Dilimiz, kültürümüzle ilgili kurumlar yasaklandı. Kamulaştırılma adı altında şehirlerimiz gasp edildi.  Şehirlerimizde, köylerimizde hâlâ sokağa çıkma yasakları devam ediyorken, Kürtler size niye EVET desinler!

...ben, bir “terörist" olarak, “hain" olarak bu politikaları yürütenlere HAYIR diyorum! NA! NA! NA!"