"Hepsinin de kurşundan beyni / yoldan aşağı çıkageldiler / O çılgınlar, o gececiler / boğdular geçtikleri yeri…” Federico Garcia Lorca’nın sivil muhafızlar için yazdığı bu dizelerle, lafı eveleyip gevelemeden, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nin; “1990-2002 Yılları Korucu Raporu”ndan bir bölümle girelim hadi.

Mardin'in Midyat İlçesi Bağlarbaşı köyüne Abdullah Taş adlı korucubaşı ile beraberindeki korucular tarafından baskın düzenlendi. Baskın sırasında yaşanılanlar köylüler tarafından şöyle aktarılmakta:
“Baskın sırasında, köy imamı Abdülvahap Altınkaynak, cami hoparlöründen anons yapmak üzere çağrıldı. Korucubaşı Abdullah Taş, yaptığı konuşmada imamın Ermeni olduğu iddiasında bulunarak, imamın köydeki kiliseye götürülüp kiliseyle beraber yakılması emrini verdi. Taş, korucuları da yanına alarak imamı kiliseye götürdü. Önce işkence ettiler. Daha sonra saçlarını ve bıyıklarını ateşe verdiler. Biz kiliseye gidinceye kadar imamın vücudu işkenceden paramparça olmuştu. Korucular daha sonra bizi sıra dayağına çekerek tehdit ettiler. O sırada köye askerler geldi. İmamın nerede olduğunu sorunca, korucular da imamın köyden kaçtığını söylediler. Ertesi gün OHAL Bölge Valiliği, köyümüzde 'Bir teröristin ölü olarak ele geçirildiği' açıklamasında bulundu. Kaymakamlığa yaptığımız başvurular da sonuçsuz kaldı."
Evet. Bu olay İHD'nin bölgede bulunan şubelerine yapılan başvurularla açığa çıkan yüzlerce olaydan sadece biri…
Bu tanıklıklar, devletin kendi eliyle bölgede oluşturduğu sosyolojik bir travmanın baş kahramanlarından, devletten aldıkları maaşla bölgede sözüm ona halkın can ve mal güvenliğini korumakla görevli paramiliter bir sistemden söz ediyor. Yani koruculardan…
Kürdü Kürde kırdıran bu sistem sonucunda bölgede bir nevi savaş lordları ortaya çıktı. Yüzlerce silahlı korucusu olan aşiret reisleri bölgede kanun tanımaz davranışlara girdiler. Halkın can ve malına musallat oldular.
***
Bu arada Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), 2 yıldan bu yana Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Van ve Urfa’da köy koruculuğu sistemini araştırmak amacıyla yürüttüğü çalışmayı tamamlayarak kitaplaştırdı.
Bu çalışmanın detaylı bir şekilde yer aldığı "Geçmişten Günümze Türkiye’de Paramiliter Bir Yapılanma: Köy Koruculuğu Sistemi" adlı kitabının tanıtım toplantısı da hafta sonu gerçekleştirildi. Toplantıda kitabın yazarları Şemsa Özar ve Nesrin Uçarlar, yapılan araştırma hakkında bilgi verdi. Detaylı bir çalışmanın sonunda ortaya çıkan kitabın son bölümünde sorunun çözümüne ilişkin - bir bölümünü aşağıya alıntıladığım - bir değerlendirme de yer alıyor;
"Korucuların silahları ve her türlü imtiyazları geri alınmalı. Sivillere karşı suç işlemiş korucular derhal mahkeme önüne çıkarılmalıdır. Korucuların özlük hakları karşılanmalı, çalışma yaşında olanların başka iş sahibi olmaları için seçenekler sunulmalıdır. Koruculuk yapmış ve halen yapmakta olanların, orman bekçiliği, okul güvenliği, petrol hattı bekçiliği gibi güvenlik ve koruma işlerinde kesinlikle çalıştırılmamaları, silah taşımayı gerektirecek ya da başkaları üzerinde imtiyaz sağlayacak herhangi bir işte hiçbir surette çalışmamaları için kesin önlemler alınmalıdır. Gerek PKK ve korucular, gerekse korucular ve köylüler arasında, korucular silahları bıraktıktan sonra öç alma eylemlerinde bulunulmayacağına dair, her kesimin katılacağı bir uzlaşma anlaşması yapılmalıdır."