Bugün dostu, düşmanı geçtim; yedi düvelin hemfikir olduğu bir gerçek var: Erdoğan herkesi ve her şeyi satar.
Onun radar alanına girenler, korkuyla “satılacakları” günü bekliyor. Hazır beklerken de ‚ne koparsak kardır‘ diyorlar. Herkesin gözü önündeki siyaset sahnesinde alenen yalan atan (Dolmabahçe Mutabakatı bir nirvanadır bu konuda) ve satış yapan biri; ekonomi, sosyal yaşam, spor gibi alanları geçtim, görülmeyen alanlarda kim bilir ne satışlar gerçekleştiriyordur…
“Satmadan, arkadan hançerlemeden dayanamıyorum” diyeceği için doktora da gösteremeyiz. Onun bu hastalığını Arınçlar, Güller iyi bilir…
Fakat Sezar’ın hakkı da Sezar’a… Çünkü devlet denen mekanizmayı “şirket olarak görüyorum” diyen oydu. Şirket dediğin kar etmek ister. Batan bir şirketi kurtarmak için de her şeyi harcayabilirsin.
Yani hazretleri önceden uyarmış. Önlemini almayan, bu şirketin içindekilerdir.
Utanç ve vicdanı bir şirket yöneticisinden çekersen geriye hırs, kin kalır. Ve onu her yere kusar.
Erdoğan’ın kişisel kurnazlık felsefesini anlamak için, yani satış ve satış sonrası motivasyonunu kavramak açısından faşizmi çok seven ünlü düşünür Müge Anlı’nın Aynştayn zekasına bakılabilir. Canlı yayına aldığı ve gizli kalması gereken telefon bağlantısının adını – soyadını alt banda yazması ile gelen itirazlara “adını vermedik, sadece yazdık” demesi, İHH ve Mavi Marmara meselesine dair Erdoğan’ın onlara attığı kazığa ışık tutuyor.
Mantık muhteşem derecede aynı…
Şimdi müsadenizle Erdoğan’ın satış algoritmasının nasıl işlediğini örneklerle görelim…
“Duvara Yasin sûresi asarak helal yumurta ürettiğini söyleyen girişimci, müfettişlerden tam not aldı.”
Burası önemli! Yani Erdoğan’ın yaptığı her haksızlık, erdemsizlik ve kurnazlık eyleminde mutlaka onu kurtaracak yan bir bağlam olur. Onun sayesinde öz çarpıtılır. Tartışma oraya çekilir. Mesela işletmeci Erdoğan olsa ve itiraz etseniz böyle helal yumurta mı olur? diye…
“Sen şimdi Yasin sûresine hakaret mi ediyorsun?” diyerek haftalarca İslam, din, sûreler, DAİŞ’i tartıştırır…
Bir diğer konu yani parametre “açıklama” dır. Onun dışında gelişen ama onu ilgilendiren konulara sürrealist açıklama getirir, böylece olayın kendisi ortadan kalkar. Mesela yıllardır atanamayan ve en sonunda intihar eden öğretmen için “ilgi çekmek için intihar ediyorlar” diyen bir partinin akıl hocasıdır.
Kadın sorunu mu var? Yarım kadın der, Aristo’ya rahmet okur…
Hak ihlalleri ve işkencede birinci olan TR’yi nasıl tarif ediyor? “Türkiye’deki demokrasiye gıptayla bakılıyor.”
Az bilinen olaylara dair benim valim, benim hakimim dedikleri ne yapıyor? Mesela 59 yaşındaki Dilşa Ak, Mardin’de öldürüldü. Onun valisi (yani kendisi) “Polis zırhlı aracındaki teknik bir arıza nedeniyle ateş edildi” dedi.
Dondurma çaldığı için 13 yıl ceza alan Volkan Kutlu, 14 yaşında idi. Beyefendinin kendisinin nasıl “nitelikli” götürücü olduğunu bilmeyen var mı?
Hep diyor ya “Biz dava partisiyiz”…
Külliyen yalan!
Dava değil havaciva partisi.
O havayı da satacak çok yakında.
Ve en sonunda diyecek: „Ben mi dedim beni seçin? Ben mi dedim çocuklarınızı askere gönderin? Ülke içte ve dışta hızla batıyor da, bana mı sordunuz ülkeyi kurarken?“
Der mi der…
O halde onu baştacı edenler cevaplarını da hazırlasınlar.