Oğlu Cemil Kırbayır, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında askerler tarafından götürülmüş ancak bir daha haber alınamamıştı. Berfo Ana, ilerleyen yaşına rağmen, kayıp annelerin verdiği bütün mücadelelere katılmıştı. Kayıp yakınları ile birlikte Başbakan Erdoğan’la görüşen Berfo Ana “tek dileğim ölmeden oğlumun mezarını görebilmek” demişti.
33 yıldır oğlu Cemil gelir dışarıda kalır diye kapısını kapatmayan, tanımaz diye evini boyamayan Berfo Ana, “oğlumun mezarı bulunmadan, kemikleri verilmeden beni mezara koymayın” diye vasiyet etmişti. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ‘rahatsızlıkları’ nedeniyle gelmediği mahkemeye 105 yaşındaki Berfo Ana ambulansla gelerek müdahil olmuştu. İlerleyen yaşına rağmen, kayıp yakınlarının verdiği bütün mücadelelere katılmıştı. Berfo Ana, çocukları kaybedilen bütün annelerin, babaların ve kardeşlerin sembolu gibiydi. Binlerce anneden sadece biriydi.
***
Yollardan, sokaklardan, evlerden yaka paça gözaltına alınıp götürülen yüzlerce kişi bir daha geri dönemedi. Adları ‘kayıp’ kaldı resmi evraklarda...
Kayıp yakınları mahallelerindeki, köylerindeki karakollardan başlayarak her kademede sevdiklerinin akıbetini öğrenmek için resmi başvurular yaptılar. Bir yanıt alamadılar. Kapılar gibi yürek ve vicdanların kapakçıkları da kapalıydı.
Acıları yıldırmadı onları, koyvermediler kendilerini. Sürüp giden zamanın içinden, düşleri hiç eksilmedi annelerin. Yüzlerindeki çizgiler, saçlarındaki aklar, dizlerindeki sızılar çoğalsa da umutları hiç eksilmedi. Her kapı çalışında yürekleri kabardı.
Cumartesi Anneleri gurubunu oluşturdular. (27 Mayıs 1995) Zaman içinde bu gruba katılanların sayısı binleri buldu. Galatasaray Meydanı’nda toplanıp oturma eylemi yaptılar.
400 küsur haftadır kar-kış, polis copu demeden her cumartesi ellerinde kaybedilmiş yakınlarının resimleriyle bize bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar gözlerindeki çığlıklarıyla... Çocukları ölmüş değil, öldürülmüştü. Bu durumu algılayamayanlar onlara düşmanca davrandı.
Cumartesi Anneleri’nin tek amacı vardı; her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı‘nda oturma eylemi düzenleyerek, gözaltında kaybolan ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden evlatlarının, yakınlarının faillerinin bulunmasını talep ediyorlardı.
Kaybetmek ve katletmek bu sistemin muhalif olan kişileri ortadan kaldırmak için kullandığı yaygın yöntemlerden oldu her zaman. Türkiye yakın tarihi; kayıplar, ölümler ve faili ‘meçhul’ bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir.
Asit kuyuları, toplu mezarlar, Faili belli infazlar, katliamlar…Ana yüreğini yakanlar, çocukları yetim bırakanlar, sevgiyi karanlıkta boğanlar ne yazık ki kendine hukuk devleti diyen bir yapıda hala aramızda dolaşmaktadırlar. Bazıları ise aklandı ya da ödüllendirildi.
***
Berfo Ana ölmeden önce; “Artık ölmek istiyorum ama oğlumun kemiklerini görmeden onun mezarında dua etmeden gözlerim açık gidecek. Başbakan bana söz vermişti, oğlumun kemiklerinin gömüldüğü yeri bulacaktı. Onun sözünü tutmasını bekliyorum” demişti.
Bu bekleti sadece onun değil, aynı zamanda tüm kayıp yakınlarının da beklentisidir.
Cumartesi Anneleri Berfo Ana’yı uğurlarken, Berfo Ana’nın kızı gözyaşları içinde Başbakana seslenmişti: “Sözünü yerine getir. Anam gözü açık gitti, başka analar gözü açık gitmesin.”
Evet. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.
Unutturulmaya çalışılan anaların, babaların, amcaların, kardeşlerin akıbeti açığa çıkarılmadıkça ve bize bu sonsuz acıları yaşatanlardan hesap sorulmadıkça insanlığın vicdanı hep yaralı kalacak.
Benim annem cumartesi
Kayıp ailelerinin, Cumartesi Anneleri’nin sembol ismi Berfo Ana da yok artık…