Ardından Profesör İrfan Açıkgöz, Türkmen Aleviliği üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Açıkgöz, Türkmen ve Kızılbaş Aleviliği'nin birbirini tamamlayan inançlar olduğunu ve devletin farklılıkları derinleştirerek Alevileri bölmek için her yola başvurduğuna dikkat çekerek, "İttihat ve Terakki’nin 'Türk Sünni' tekçi anlayışı, 1924 Anayasası'nda Türk devletinin farklı inançlara yaklaşımının kırmızı çizgileri olarak ifadesini buldu. Buna verilen tepkiler şiddetle bastırıldı. Koçgiri, Zilan ve Dêrsim katliamları bu anlayışın sonucudur" diye belirtti.
Katliamlar atbaşı gitti
1924-1950 arasında Kürtlere ve Alevilere yapılan katliamların atbaşı gittiğini, hükümetler değişse bile bu politikaların değişmediğini vurgulayan Açıkgöz, "Türkiye coğrafyasında zengin bir halk mozaiği yaşıyor. Hepsi de katliama ve asimilasyona uğradı. Baskılardan ötürü yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı. Amed’de 300 Türkmen Alevi köy vardı. Günümüzde bu sayı 2,5 köye düşmüştür" dedi. Kürt ve Türk Alevilerinin devrimci mücadelenin ön saflarında yer aldığını da aktaran Açıkgöz, o dönem yaşanan eksiklikler için, "Sorunların çözümünü devrime havale etmek yanlıştı. O günden bu sorunların çözümü programa alınsaydı, belki bu yüklü sorunlar daha az yaşanır olacaktı" değerlendirmesinde bulundu.
Alevilerin yaşadığı sorunlara değinen Açıkgöz, yaşanan yabancılaşmayı durdurmak için çözüm üretilmesinin gerekli olduğunu belirterek, "Alevilik dinamik bir harekettir. Her konuda kendini yeniden üretmesi gerekir. Bilime ve ilime önem vermesi gerekir.'İnsanı Kamil' olmak için bu yöntemi geliştirmek lazım" dedi.
‘Asimilasyon tahribat yarattı’
Dêrsim Kızılbaş Aleviliği üzerine sunum yapan yazar Munzur Çem ise, Kürt Alevilere yönelik devlet politikasının belli olduğunu, sorunun Alevilerin duruşundan kaynaklandığını ifade ederek, "Devlet bu tekçi ve inkarcı politikasıyla bizi ezerken, öte yandan bizi pohpohluyor. Bu acı veren bir durumdur" dedi.
Yatılı Bölge Okulları, kız çocukların küçük yaşta ailelerinden koparılması, ibadetin yasaklanması gibi yöntemlerle Dêrsim’e kapsamlı bir asimilasyon politikası uygulandığına dikkat çeken Çem, "Bu politika ve uygulamalar ne yazık ki Dêrsim’de çok ciddi tahribatlar yarattı. Özüne sahip çıkan yok. Devlete nasıl yaranacağım anlayışı var. Bu çok tehlikeli bir durumdur" diye belirtti.
Festival sırasında Dêrsim’de olduğunu sözlerine ekleyen Çem, "Olayın vahametini anlamak için kutsal yerlerin ve mezarlıkların durumuna bakmak yeterli. Bugün kutsal yerler piknik ve eğlence mekanlarına dönüştürülmüş. Fiziksel ve düşünsel tembellik insanları kuşatmış. Dêrsim soykırımı sırasında en fazla kıyımı gören Seyyitlik, Rehberlik kurumu ve Ocaklar ise atıl durumda" dedi.
'Çözüm için birleşmek gerekiyor'
İnançlara yönelik resmi ideolojinin asimilasyonuna tavır almayan sol hareketin hataları ve asimilasyonu kabullenerek kurulan Alevi örgütlenmelerinin bu sorunlarda payı olduğuna vurgu yapan Çem, "Dêrsim'e acil müdahale edilmezse kendi kimliğinden ve inancından kopması kaçınılmaz olacak. Çözüm, sorunda payları olanların doğru organize olmalarından geçiyor. Dêrsim'deki asimilasyona karşı aydınlar, yol önderleri bu inancın bir kültür hareketi olarak yaşaması için birleşmeleri gerekiyor" şeklinde konuştu.
HIDIR ATEŞ/BERLİN