
Berlin Potsdam’daki bu resimde de görüldüğü gibi saray ve yel değirmeninin yan yana olmasının bir öyküsü var: 1750 yıllarında Alman Kralı 2. Friedrich resimde görülen yere saray yapılmasını ister.
Kral’ın adamları değirmenciyle gider konuşur. Ancak değirmenci yerini vermek istemez. Bunun üzerine değirmenci kralın huzuruna çağrılır. Kral değirmenciye değirmenin olduğu yeri değerinin kat be kat fazlasıyla satın almak istediğini söyler. Ancak değirmenci bu değirmenin babasından kaldığını ona da dedesinden kaldığını kendisinden de çocuklarına kalacağını bu nedenle yerini satmak istemediğini söyler. Bunun üzerine kral değirmenciye: „Unutma ki ben kralım istediğimi yaparım“ der. Değirmenci de:
- Siz de şunu unutmayın…
BERLİN DE HAKİMLER VAR!
Bunun üzerine kral, kral da olsam ADALET’ten kimse üstün değildir. Düşüncesiyle değirmenin yanına sarayı yaptırır. Ve değirmenciyle komşu olur. Değirmenci de bazen Krala „Hey Friedrich sana sıcak ekmek yaptım ister misin“ diye seslenir Kral Friedrich:
„BANA HER SABAH DEÐİRMENCİNİN PİŞİRDİÐİ SICAK EKMEKTEN ADALET KOKUSU GELİR“ der.
Ne yazık ki adaletin hukukun olmadığı; YSK’nın de 2 buçuk milyon mühürsüz EVET oyunu geçerli saydığı bir ülkede tuz da kokmaya başladığından bizler de ‘Ankara’da hakimler var’ diyemiyoruz.
Adaleti ve hukukçuları sembolize eden nesneler vardır. Bunlardan; gözü kapalı kadın ve elindeki terazi figürlerinin anlamı adalet dağıtılırken yargılama yapılırken kimin olduğuna bakılmaksızın yapılır. Bir de hakimlerin, savcıların ve avukatların cübbelerinde düğmenin ve iliklerin olmamasının anlamı da hukukçuların hiç kimseye boyun eğmeyeceğini... Kim olursa olsun karşısında önünü kapatmayacağını simgeler. Almanya’da „BERLİN’DE HAKİMLER VAR“ denileli 300 yıl oldu. Bizde ise adaleti temsil eden gözleri kapalı olması gereken kadının gözleri AÇIK; elindeki, Adalet terazisi bozuk ve hileli; hakimlerin önü açık olan cübbeleri ise KAPALI gibi duruyor. Adaletin sembollerine ve anlamlarına göre devinim gösteren yargı bileşenlerinin bir kısmı ise içerde.
Berlin’de HAKİMLER 300 yıl önce de VARDI; ANKARA’DA HAKİMLER’in hakimliği yani yargıçlığı Rize’de çay toplarken bitmişti. Çay toplama görüntüleri aklımıza geldikçe her zaman büyük bir beğeniyle içtiğimiz çayları da artık ağız tadıyla içemez olduk...
12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı 13 kurşunla öldürenleri... Gezi olaylarında onlarca kişiyi öldüren yüzlercesinin gözünü kör eden; binlercesini yaralayanları...
Yolsuzluk yapan, görevi kötüye kullanıp çıkar sağlayan, 750 bin liralık saat hediye alan 4 Bakanı... Şort giydiği için kadına; doktor tavsiyesine uyarak spor yapan kadına; saldıranları... Tecavüzcüleri, hırsızları yargılayan HAKİMLER VAR... Ama bu HAKİMLER takdir yetkisini çoğunlukla tecavüzcülerden, hırsızlardan, rüşvetçilerden, saldırganlardan ve katillerden yana kullandılar.
HAKİMLERİN olmazsa olmazlarından biri de tarafsızlığıdır. Tarafsızlığı üzerine namusu ve şerefi üzerine yemin eden ve gösterdiği pratikle tarafsızlığını yitiren biriyle çay toplayan yargı temsilcilerinin de olduğu ülkede HAKİMLER VAR demeyi çok isterdik...
Anayasa, yargıtay, danıştay ve sayıştay üyelerinin çoğunu tek adamın belirleyeceği bir ülkede şimdilik „HAKİMLER VAR!“ deme şansımız da kalmadı. Hakimlerin verdiği kararlardan dolayı tutuklandığı bir ülkede HAKİM olmak da zor. Shakespeare’in dediği gibi olmak ya da olmamak... Hakim olmak ya da olmamak bütün mesele bu...