Berlin’de korona günlerinde ‘Ji Bo Azadiyê’
YEKO ARDIL/BERLİN
Uzun bir bekleyişin ardından Ji Bo Azadiyê filminin Berlin gösterimi gelip çatmıştı. Korona virüsünden dolayı acaba gösterim iptal olur mu endişesiyle girdiğimiz Babilon sineması Kürt filmlerinde ender rastlanan bir seyirci kitlesini çekmeyi başarmıştı. Seyirciler arasında kimler yok ki, tarihi Sur Direnişi döneminde şu ya da bu şekilde olay yerinde bulunmuş ya da doğrudan başta efsanevi komutan Çiyager ve yoldaşlarını tanımış olanların, yanı sıra Kürt sinemacılar, yazarlar ve hatırı sayılır sayıda da Alman izleyici katılmıştı.
Filmin ardından söyleşi bölümünde yönetmen Ersin Çelik, “Şimdiye kadar neredeydin Ersin? Bize neden daha önce böyle eserler yapmadın?” sorusuna mağrur ve mahçup bir edayla, “Bu binlerce insanın emeği ve eseri olarak ortaya çıktı” diye yanıtlıyor ve ekliyor: “Tüm çabalarımıza rağmen anlatabildiğimiz Sur direnişinin ancak yüzde 5’dir.”
Ji Bo Azadiyê, savaşın tüm kirliliğini, tarihin belki de en kısıtlı imkanlarla devasa barbar bir orduya karşı 105 günlük savaşının öyküsünü anlatıyor. Film tüm dehşetine ve dramına rağmen seyircisini ağlatmıyor, savaşçıların “Direnişimizi mutlaka Sur’un dışına taşırın, halkımız ve insanlık burada yaşananları bilmeli” ve “Bizimle gurur duyun” şeklindeki mesajlarını iyi okumuş yönetmen ve oyuncular.
Nefes nefese 2 saat 20 dakika
Filmin Avrupa’daki ilk gösterimi Berlin’de gerçekleşti. Yönetmen Çelik ve yapımcı Diyar Hesso, gösterim sonrası bir söyleşi de gerçekleştirdiler. İki saat yirmi dakikalık süresiyle ve göz alıcı yapım kalitesiyle olağanüstü bir yapıt ortaya çıkaran ekip, öyleki bir saniye bile hikayeden kopmadan nefes nefese izlenen filmi çok zor koşullar altında, büyük fedakârlıklarla Kobanê’de çekmiş. Türk devletinin tüm olanaklarıyla Êfrîn’e saldırdığı 2018’in ilk aylarında yüzlerce kişilik ekip ve aylarca süren bir çalışmayla olabildiğince gizli bir şekilde çekilen film, Rojava’da şehit düşen ağabeyinin izini sürmek için Amed’e dönen genç Zîlan’ın, özyönetim ilanı ile birlikte militanlaşması ve Sur’da gerçekleşen destansı direnişini konu ediniyor.
Kahramanlık, ihanet, sonsuz yoldaşlık
Yer yer gerçek savaş görüntüleri ve Sur’un yıkım öncesi halini de kullanan yönetmen, belgeselvari bir hakikat arayışında. Kurmaca olmasına rağmen gerçek karakterlere ve anlatılara dayanan filmin inandırıcılık noktasında herhangi bir sorunu yok. Seyircisini gerek ihanetin, gerekse kahramanlığın, militanlaşmanın, özverinin ve sonsuz bir yoldaşlığın eşliğinde Sur sokaklarında dolaştırıyor yönetmen. Türk polisinin ve Özel Harekât birimlerinin zalimliklerine öfke duymamak mümkün değilken, yaşanan direnişin büyüklüğü insanın içinin burkulmasını değil bilakis muhteşem bir sonun nasıl olabileceğini düşündürtüyor seyirciye.
Şu anda malum virüs salgınından ötürü Mart ve Nisan ayı ortasındaki gösterimler aksamış da olsa, filmin kitlelerle buluşması noktasında hiçbir şüphemiz yok. Sözü filmi Berlin’de izleyen sinemacı ve gazeteci görüşlerine bırakıyoruz.
Kürt sineması için önemli bir adım
Orkan Bayram (Yönetmen):Dünya sinema tarihinde yer bulacak bir eser. Epik savaş sahneleri ve üstün sinematografisiyle Kürt sineması için önemli bir adım olan film, dünya sinema tarihinde de hak ettiği yeri bulacaktır Özellikle savaş sahnelerindeki ustalık, savaşçıların direnişteki ustalıklarıyla adeta örtüşüyor.
Mazdek’i anmadan geçemem
Hayko Bağdat (Gazeteci): Rojava ziyaretim sırasında filmin setine de uğramıştım. Bu nedenle orada tanıştığım bir çok arkadaşı da Berlin galasında gördüm. Orada tanıştığım arkadaşları da anmış olduk bu vesileyle. Özellikle Mazdek arkadaşın adını anmak isterim. Bizi bir Savaş Müzesine dönmüş Kobanê şehrindeki filmin setlerinde dolaştırmıştı. Daha sonrasında kayıp haberini aldığımda çok üzülmüştüm. Film boyunca hatırladığım isimlerdendi. Filmin hikayesiyle ilgili kişisel olarak bir bağım var. Filmde bahsi geçen günlerde orada gazeteci olarak görev yapmıştım. Savaşın devam ettiği koşullarda arkadaşlarımız iyi bir film çekmişler. Tebrik ederim, başarılarının devamını diliyorum. Rojava Sinema Komünü’nün yeni çalışmalarını heyecanla bekliyorum.
Bir başlangıç ve tecrübe olarak bence başarılıydı
Ekrem Heydo (Yönetmen): Bu şartlarda Berlin’de 500’ün üzerinde bir seyirciyi toplaması bile kendi başına bir başarının ifadesidir. Kobanê’de çekilen bir film ve Amed’i anlatıyor. Kürdistanî bağlantılar oldukça ustaca örülmüş. Tarihsel bir olayı çok fazla eskimeden Kürdistan’ın başka bir şehrini, Kobanê’yi adeta Sur’a dönüştürerek lokasyon olarak oldukça önemli başarıya imza atmış. Dört ayaklı minareden tutun Amed’in kuçelerine ve Sur içine kadar o kadar ustaca inşaa edilmişti. Emeği geçenlerin çoğunu tanıma imkanımda oldu. Kimi İstanbul’dan gelmişti kimi başka yerlerden. Özellikle Rojava halkının katkısı çok önemliydi. Senoryada bir zayıflık gördüm. Amed’e Rojava’da şehit düşen kardeşinin izlerinin peşinden gelen bir genç kadınınla başlıyor ama 2 saatlik zaman içinde dönem dönem kaybolduğunu gördük. Bir dağılma da diyebiliriz. Sur’da iki yıl yaşamış biri olarak oradaki yaşamın, canlılığın ve direniş dönemindeki rollerinin de fazla verilmediğini düşünüyorum. Orada çocuklar vardı, gençler vardı, Amedli rûspiler vardı. Kısmen yansıtıldı, direniş sürecine katılımları ve sonrasında bir kısmının ordan ayrılmasıda verildi. Fakat beklentim daha farklıydı. Yer yer gerçek sahnelerinde kullanıldığı film belgeseli de anımsatıyordu. Bu da realizme yakınlaştırıyordu. Bir başlangıç ve tecrübe olarak bence başarılıydı. Avrupa’da böyle bir filmin gösterilmesi de başlıbaşına bir başarıdır. Rojava Komününün daha ortak ve birlikteliklerle daha güzel eserleri de yaratacağına inanıyorum.