- Yaklaşık 100 bin Kürt’ün yaşadığı Berlin’de, Yekmal’in yıllara yayılan çalışmalarıyla Kürtçe-Almanca eğitim veren ilk ilkokulun temeli atılıyor. 2014’te başlayan iki dilli yuva deneyimi, bugün ilk Kürtçe-Almanca ilkokul projesine dönüşüyor.
- Yekmal Genel Müdürü Günay Darıcı, derslerin Kürtçe-Almanca verileceğini belirterek “Sınıf mevcudu 12 çocuk olacak. Sınıfta iki eğitmen olarak çalışacağız. Hem Kürtçeyi hem Almancayı aynı ortamda, aynı sınıfta kullanabileceğiz” dedi.
ROJHAT AZADÎ/BERLİN
Berlin’de Yekmal’in hazırlıklarını yürüttüğü Rıza Baran Grundschule (i.G.), Avrupa’da Kürtçe-Almanca eğitim verecek ilk ilkokul olacak. Okulun Ağustos 2027’de açılması hedefleniyor. Bu adım bir anda ortaya çıkan bir proje değil. 2014’te açılan iki dilli Kita Pîya’dan, 2017’de okullarda başlayan Kürtçe derslerine, 2019’da Berlin Senatosu’nun bu dersleri üstlenmesine ve Yekmal Akademi’nin C1 düzeyindeki TESTKURD sınavına kadar uzanan uzun bir hazırlığın sonucu.
Almanya Kürdistanlı Veliler Birliği (Yekmal) Genel Müdürü Günay Darıcı ile Kürtçe-Almanca okul fikrinin nasıl olgunlaştığını, yürütülen süreci ve Avrupa’daki Kürtler için ne anlam ifade ettiğini konuştuk.
Kürtçenin eğitim dili olarak kabulü için yıllardır mücadele yürütülüyor. Bu süreç Berlin’de Kürtçe-Almanca eğitim verecek bir ilkokulun açılmasına nasıl dönüştü?
Bu birdenbire olan bir şey değil. Hepsinin bir altyapısı var. Yekmal, aileleri temsil ediyor. Onların taleplerini ve çocuklarının ihtiyaçlarını görünür kılmak bizim görevimiz. Ailelerin temel isteklerinden biri, çocuklarının Kürtçenin de içinde olduğu eğitim ortamlarında büyümesiydi. Bu nedenle iki dilli, Kürtçe-Almanca yuvalar açtık. İlk yuvamız 2014’te açıldı.
Yuvayı açtıktan iki yıl sonra ailelerden yeni bir talep geldi. Çocuklar iki, üç, hatta dört yıl boyunca yuvada hem Almanca hem Kürtçe öğreniyordu. Ancak sonra okula başlayınca Almanca devam ediyor, Kürtçe ise geri planda kalıyordu. Aileler bize, “Bizim çocuklarımız iki dilli yuvadan sonra ne yapacak, okulda Kürtçe için ne yapılabilir?” diye sormaya başladı.
O dönemde Berlin Senatosu ile sürekli görüşmelerimiz vardı. Şunu söyledik: Burada başka halkların, azınlıkların ve farklı toplulukların diliyle ve kültürüyle kendini ifade etme özgürlüğü varsa, Kürtler de onlardan biridir; ne fazla ne eksik. Türkçe, Arapça ve başka diller için ana dil dersleri veriliyorsa, Kürtçe için de verilmelidir.
Okullarda Kürtçe derslerin başlaması süreci nasıl ilerledi?
İlk başta dirençle karşılaştık. Bazılarına göre Kürtler için böyle bir şeye gerek yoktu. Bize açıkça, “Kürtler zaten Türkçe biliyor, Arapça biliyor, gerek yok” diyenler oldu. Ancak biz Kürt kurumları olarak ısrarcı olduk. Sonunda yuvamıza yakın bir okul için “Okul ile konuşun, Kürtçe dersi başlatın, biz de destek verelim” noktasına gelindi.
2017’den 2019’a kadar bu derslerin tüm masraflarını kendimiz karşıladık. Bir öğretmen arkadaşımızı okula gönderdik. Yuvamızdan o okula giden çocuklar Kürtçe ders almaya başladı. 2019’da Berlin Senatosu bunun ciddi bir talep olduğunu gördü. Kürt ailelerinin ve kurumlarının ilgisini fark etti. Biz de bunu her yerde dile getirdik. En sonunda Senato bu işin finansmanını üstlendi.
2018’de ikinci yuvayı açtık. O günden sonra ailelerin en sık sorduğu soru “İlkokulu ne zaman açacaksınız?” oldu. Çocuklarının iki dilli bir yuvadan sonra iki dilli bir okulda eğitim görmesini istiyorlardı. Bu talep bizim için çok önemli bir sinyaldi, ancak aynı zamanda önemli bir sorumluluktu.
Rıza Baran kimdir?
19 Nisan 1942’de Kırşehir’de doğdu. 1963’te eğitim amacıyla Almanya’ya geldi ve 1970’ten itibaren Berlin’de yaşıyor. Meslek okulu öğretmeni olarak çalışan Baran aynı zamanda Almanya’daki Kürt toplumunun örgütlenmesinde önemli rol oynadı. Yekmal’in kurucuları arasında yer alan Baran, Kürt dilinin, kültürünün ve kimliğinin göç koşullarında korunması için uzun yıllar emek verdi. 1995’te Berlin Temsilciler Meclisi’ne seçilen Rıza Baran, göçmen siyasetçiler açısından da öncü isimlerden biri oldu. 2019’da Berlin Eyalet Liyakat Nişanı ile onurlandırıldı, 4 Mayıs 2020’de Berlin’de yaşamını yitirdi.
Okul fikri ne zaman ciddi bir projeye dönüştü? Bu süreçte hangi hazırlıkları yürüttünüz?
Bir kurum açmak, hatta bir yuva bile olsa kolay değil. Okul ise çok daha büyük bir hazırlık gerektiriyor. 2021’de kendi içimizde bir çalışma grubu kurduk. Dışarıdan destek veren, eğitim ve okul sistemini bilen birkaç arkadaş da bu çalışmaya katıldı. Böylece “Biz bunu istiyoruz” demekten çıkıp “Bunu nasıl kurarız?” sorusuna yoğunlaştık.
Aşağı yukarı konsepti hazırladık, finans planını oluşturduk. Üyesi olduğumuz büyük bir çatı kuruluş var. Onların okul bölümünden de çok destek aldık. Özellikle finans planının hazırlanması ve hangi kurumlarla görüşmemiz gerektiği konusunda bu destek bizim için önemliydi. 2025’te bu projeden sorumlu arkadaşımız konsepti Senato’ya gönderdi.
İlk okulun adını Rıza Baran koymak istedik. Rıza Baran, yıllarca özellikle göçmenlerin dilinin ve kültürünün görünür olması, yok olmaması için mücadele etmiş bir isim, aynı zamanda Yekmal’in kurucularından. Bir Kürt olarak da Kürtlerin bu alandaki kazanımları için mücadele eden, tanınmış biriydi. Bu yüzden onun ismini büyük bir onurla ve severek okula verdik.
Bir okula yer bulmak da çok ciddi sorunlardan biri. Görüşme yaptığımız dönemde iki yer seçeneği vardı. Birinden çok umutluyduk. Henüz sözleşme imzalanmamış ama okul için çok uygun bir yer. Umudumuz, sözleşmeyi imzalayıp Eylül-Ekim gibi yerin iç düzenlemesiyle ilgili çalışmalara başlamak.
Bundan sonra bizi yoracak en önemli başlıklardan biri finansman olacak. Çünkü iki yıl boyunca okulun tüm masraflarını kendimiz karşılayacağız. Yasal olarak Senato okulları açar ve okullar Senato’ya bağlıdır. Senato dışında Yekmal gibi kurumların okul açabilmesi için de yıllarca pedagojik alanda çalışmış olması gerekir. En az iki yıl yuva işletmiş olmak ya da çocuk ve gençlik alanında faaliyet göstermiş olmak gerekir. Biz bu altyapıyı adım adım oluşturduk.
Bu aşamadan sonra somut adımın içini doldurmak gerekiyor. Okul için bir “Okul Destekleme Derneği” kurduk ve ilgili mahkemeye bildirdik. Yaz tatilinden sonra bu dernek kampanyalar başlatacak. Çeşitli semboller, ürünler ve yardım kampanyaları olacak. Finans kaynaklarını oluşturmak ve öğretmen bulmak da bizi zorlayacak iki temel alan olacak.
Peki öğretmen sorunu, hazır bir kadronuz ya da buna yönelik hazırlıklarınız var mı?
Öncelikle şunu doğru aktarmak lazım: Bu okul, resmi düzeyde kurulacak ve onay alacak bir okul olacak. Dolayısıyla öğretmen olmayan insanların çalışacağı bir kurum olmayacak; olamaz da zaten, böyle bir durumda izin alamazsınız.
Görüşmelerimiz var. Kürtçe için başlangıçta mesleki onayı tamamen tamamlanmış öğretmenler yerine, belirli koşullarda yedek öğretmen statüsünde olan arkadaşlarla çalışmamız mümkün olabilir. Bu arkadaşlar Almanca seviyelerini C1 düzeyine getirirlerse ve örneğin geldikleri ülkede matematik öğretmenliği yapmışlarsa, burada gerekli ek eğitimleri tamamlayarak tam öğretmen statüsü alabilirler. Biz onları zaman içinde destekleriz.
Yuvada da aynı yöntemi uyguladık. Kürtçe için burada mesleki onayı tam olmayan arkadaşlar, yedek öğretmen ya da yedek eğitmen olarak çalışabildi. Bugün bizimle birlikte çalışan üç-dört arkadaş tam eğitmen statüsü kazandı. Bu mümkün.
Türkiye Kürdistanı’ndan gelen birkaç arkadaşımız var. Kürdistan’ın farklı bölgelerinden gelen arkadaşlarımız da var. Onlarla görüşmeler yapıyoruz.
Yaz tatilinden sonra bir ilan açacağız; öğretmen aradığımızı duyurup görüşmelere başlayacağız. Büyük ihtimalle yıl sonuna kadar öğretmen bulabiliriz. Sözlü olarak birkaç kişiyle görüştük. Burada öğretmen olan ve bizimle çalışmak isteyen insanlar olduğunu biliyoruz. Henüz sözleşme yapmadığımız için kesin konuşmak istemem. Çok umutsuz değilim, ancak bunun aynı zamanda zorlayıcı bir faktör olduğunu da biliyorum. Yuvalarda da benzer sorunlar yaşadık.
Peki nasıl bir eğitim programı planlıyorsunuz?
Sınıf mevcudunu 12 çocuk olarak düşünüyoruz. Okulda Almanca ve Kürtçe dersleri olacak. Bunun dışında matematik, müzik, spor ve hayat bilgisi gibi dersler Kürtçe-Almanca yürütülecek. Yani Almanca ve Kürtçe derslerin dışında kalan diğer derslerde iki dil birlikte kullanılacak.
Sınıfta iki eğitmen görev yapacak. Dolayısıyla yöntem olarak hem Kürtçeyi hem Almancayı aynı ortamda, aynı sınıfta kullanabileceğiz. Çocuklar iki dili ayrı dünyalar gibi değil, aynı öğrenme ortamının iki dili olarak yaşayacaklar.
İki dilli bir eğitim için gerekli müfredat ve materyaller hazır mı, yoksa bu süreç yeni bir üretim gerektiriyor mu?
Sonuçta bu okul, bu ülkenin yasalarına göre kurulacak. Dolayısıyla müfredat da Berlin’deki ilkokul müfredatına, 1. sınıftan 6. sınıfa kadar geçerli olan çerçeveye uygun olacak. Almanca için bir sorun yok; çok sayıda onaylı kitap ve materyal bulunuyor. Buna denk Kürtçe kitapların ve materyallerin de olması gerekiyor.
Bu konuda pek çok kuruma yazdık. Özellikle dil kitapları alanında Kürdistan Öğretmenler Birliği’nin (YMK) 1. sınıftan 10. sınıfa kadar bastığı kitaplar var. Onlardan 1. sınıftan 6. sınıfa kadar birer nüsha göndermelerini istedik. İsveç’te APEC Yayınevi bize numuneler gönderdi. İsviçre’den elimizde örnekler var. Rojava ile görüşmelerimiz devam ediyor; onların önerdiği materyalleri inceliyoruz. Ayrıca burada kitap ve materyal alanında çalışma yapan başka kurumlarla da temas halindeyiz.
Bir komisyonumuz var. Bu örneklerin hepsini gözden geçireceğiz. Bazı materyallerin hazırlanmasına Yekmal Akademi de katkı sunabilir. Kısacası bu aynı zamanda yeni bir üretim süreci olacak. Çünkü Almanya’daki müfredata ve çocukların pedagojik gelişimine uygun, ilerleyen okul hayatlarını zorlamayacak materyaller gerekiyor. Özellikle Kürtçe dersler için bu çok önemli.
İlkokul 1. ve 2. sınıfta temel cümleler, okuma-yazma ve dil gelişimi ön planda olacak. Ancak ilerleyen dönemlerde içerik de zenginleşecek. Kürt çocukları Feqiyê Teyran’ı, Ehmedê Xanî’yi tanıyacak, onların şiirlerini ve metinlerini okuyacak. Kürdistan’ı öğrenecekler. Yani sadece dil değil, dilin içeriği, edebiyatı ve kültürü de öğretilecek. Çocuk yalnızca Kürtçe konuşmayacak; Kürtçe okuyacak, yazacak, edebiyat ve kültürle bağ kuracak.
Ancak bu içerik pedagojik olacak. İçeriğe çok dikkat edeceğiz.
Bu okul aynı zamanda Kürtçenin akademik ve pedagojik alanda tanınması anlamına da geliyor. Kürtçe bilen öğretmenlerin dil yeterliliği nasıl tanınacak? Bu standart nasıl oluşturuldu?
Bu süreç adım adım ilerledi. Yekmal bünyesindeki Yekmal Akademi GmbH, Kurmancî için C1 seviyesinde dil sertifikası (TESTKURD C1) sunuyor. Bu sertifika, öğretmenlerin Kürtçe dil yeterliliğini resmi olarak belgelemesini sağlıyor.
Buradaki temel yaklaşım şu: “Ben Kürtçe biliyorum” demek yeterli değil. Kişinin bu iddiasını ölçülebilir bir sınavla kanıtlaması gerekiyor. Bu sınava girenler C1 seviyesinde Kürtçe bildiklerini belgeleyebiliyor. Böylece dil yeterliliği kişisel beyana değil, ölçülebilir bir standarda dayanmış oluyor.
TESTKURD, Berlin’de Kürtçe için hazır bir resmi standart olmadığı için Yekmal tarafından geliştirildi. Senato’nun da beklentisi, öğretmenlerin dil yeterliliğini belgeyle kanıtlamasıydı. Bu ihtiyaç, akademi içinde bir sertifikasyon sistemi kurmayı zorunlu kıldı.
Bu durum özellikle yuva deneyimlerinde daha görünür hâle geldi. Kurumlar, öğretmenlerin Kürtçe yeterliliğini bir belgeyle görmek istiyordu. Türkiye’de ya da başka ülkelerde alınan üniversite diplomaları nasıl tanınıyorsa, Kürtçe için de benzer şekilde tanınabilir bir ölçüt ihtiyacı ortaya çıktı.
Bu nedenle Yekmal Akademi GmbH’nin C1 sertifikası sadece teknik bir belge değil, Kürtçenin eğitim dili olarak tanınmasını destekleyen, öğretmenlerin okul sistemine resmi olarak dahil edilmesini mümkün kılan temel bir standart hâline geldi.
Bu proje sadece Berlin’e özgü bir girişim mi? Başka eyaletler ya da ülkelerde ilkokulun yanı sıra ortaokul, lise de mümkün mü?
Bu proje yalnızca Berlin’e özgü bir girişim değil. Avrupa’da, Kürdistan dışında bu alanda atılan ilk önemli adımlardan biri ve başka ülkelere de örnek olmasını umuyoruz. İsviçre, Fransa ve farklı ülkelerde de benzer modellerin kurulması mümkün. Biz de deneyimlerimizi paylaşmaya hazırız.
Başlangıçta daha geniş bir model düşünülmüştü ancak yasal ve finansal koşullar nedeniyle ilkokul düzeyinden başlanmasına karar verildi. İki yıl boyunca okulun finansmanını biz sağlayacağız. Eğer belirlenen çerçevede iyi bir performans sergilenir ve aileler çocuklarını okula gönderirse, iki yılın ardından masrafların yüzde 95’ini Senato üstleniyor. Bu çok büyük bir avantaj.
Ardından yeni bir okul açmak istediğimizde, tüm masrafların en baştan Senato tarafından karşılanması da mümkün olacak. Bu da yeni adımlar atmamızı kolaylaştıracak. Amacımız ileride başka eyaletlerde de benzer ilkokullar açmak ve modeli yaygınlaştırmak. Bizim dışımızdaki Kürt kurumları da bu yönde çalışma yapmak isterse, deneyimlerimizi paylaşmaya hazırız.
***
Küçük bir yuva, büyük değişim
Okul Berlin’de açılacak, bu yüzden çağrımız özellikle Berlin’deki aileleredir. Ailelerin bu sürece ilgi göstermesi önemlidir. Bir şeyde hakkım olsun, görünür olmak istiyorsam ona sahip çıkmam gerekir. Kürt olarak dilimin, kültürümün ve kimliğimin tanınmasını istiyorsam katılım göstermeliyim.
Bu tür kurumlar bu nedenle çok önemlidir. Yıllar önce Senato’da bana “Kürt dili pedagojik olarak eğitim dili olabilir mi?” diye sorulmuştu. O dönemde bunu gerçekten bilmiyorlardı. Bugün ise Senato’nun kendisi birçok içeriği Kürtçe hazırlayıp yayımlıyor. Küçük bir yuva bile büyük değişimler yaratabiliyor; bir okul ise bunu daha da ileri taşıyacak.
Artık insanların etnik kökenlerine göre basit kimliklere indirgenmemesi için Kürtlerin kendi kurumlarına sahip çıkması gerekiyor. Okul Kurmancî-Almanca olarak başlayacak, ilerleyen dönemde Soranî-Almanca ve Zazakî/Kirmanckî-Almanca modeller de mümkün olabilir.
Okulda zorunlu bir din dersi olmayacak ancak Alevilik ve Êzîdîlik gibi farklı inançlar seçmeli dersler kapsamında değerlendirilecek. Amaç, farklılıkların görünür olduğu bir eğitim ortamı oluşturmak. Ayrıca Güney Kürdistan ve Rojava ile kardeş okul ilişkilerinin kurulması hedefleniyor. Böylece öğrenciler yalnızca dili öğrenmekle kalmayacak, kültürü yerinde görme ve deneyimleme imkanı da bulacak. Bu nedenle Rıza Baran İlkokulu yalnızca bir bina değil, Kürt çocuklarının dili, kültürü, kimliği ve Almanya’daki akademik geleceğiyle birlikte büyüyebileceği bir alan oluşturma çabasıdır.