- Kürtçenin tarihsel bir eşikte bulunduğunu söyleyen MED-DER yöneticisi Dilan Güvenç, "Bir yanda milyonlarca insanın konuştuğu, güçlü tarihsel ve kültürel hafızaya sahip yaşayan bir dil var; diğer yanda ise eğitimden kamusal yaşama kadar birçok alanda süren sistematik dışlanma ve çözülme tehdidi bulunuyor" dedi.
- Temel hedeflerinden bahseden Güvenç, "Hedefimiz Kürtçenin yaşamın her alanında örgütlü biçimde yeniden üretilmesidir. Öncelikli adımlar, belediyelerde çok dilli hizmetlerin kurumsallaştırılması, ana dilde eğitim talebinin toplumsal bir mücadele başlığı haline getirilmesi ve çocuklara yönelik içeriklerin geliştirilmesi olacak" ifadelerini kullandı.
AZİZ ORUÇ/İSTANBUL
Demokratik Dil Kurumları tarafından Amed’de “Statüden eğitime kadar müzakere için yeni bir çerçeve” şiarıyla 27-28 Haziran tarihlerinde Çand Amed Kongre Merkezi ev sahipliğinde Kürt Dil Konferansı gerçekleştirildi. Siyasetçiler, yazarlar, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı konferansta, ana dilin korunması ve kamusal alanda yaygınlaştırılmasına yönelik stratejiler tartışıldı.
Konferansta; kurum içi yazışmalarda, dijital platformlarda ve sokak isimlerinde Kürtçe kullanımının yaygınlaştırılması, Kürtçe bilmeyen personele zorunlu eğitim verilmesi, dil çalışmalarının finansmanı için bütçeden özel pay ayrılması ve kreşlerin yaygınlaştırılması gibi kararlar alındı. Konferansın ardından MED-DER yöneticisi Dilan Güvenç ile konuştuk. Güvenç, dil kurumlarının, belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının Kürtçenin yaygınlaştırılmasına yönelik pratiklerini ve eksikliklerini gazetemize değerlendirdi.
Öncelikle Kürtçenin dört parçadaki genel durumu üzerinden başlayabiliriz. Mevcut durum ve karşı karşıya olunan sorunları nasıl özetlersiniz?
Kürtçe bugün tarihsel bir eşikte bulunuyor. Bir yanda milyonlarca insanın konuştuğu, güçlü tarihsel ve kültürel hafızaya sahip yaşayan bir dil var; diğer yanda ise eğitimden kamusal yaşama kadar birçok alanda süren sistematik dışlanma ve çözülme tehdidi bulunuyor. Temel sorun, Kürtçenin yaşamın tüm alanlarında eşit ve doğal kullanım hakkına sahip olmamasıdır. Ana dilde eğitim imkanının bulunmaması, kamusal hizmetlerde kullanımının sınırlı olması ve hukuki statüden yoksunluğu başlıca sorunlardır. Dört parçada durum farklılıklar gösterse de ortak bir tablo söz konusu. Türkiye’de Kürtçe anayasal ve hukuki bir statüye sahip değildir; eğitim dili olarak tanınmamakta ve kamusal alanda sınırlı kullanılmaktadır. Irak’ta, özellikle Başûr’da resmi statüye sahip olsa da lehçe farklılıkları ve kurumsal standartlaşma sorunları devam etmektedir. Suriye’de Rojava ile birlikte önemli kazanımlar elde edilse de savaş ve siyasal belirsizlik bu kazanımları kırılgan hale getirmektedir. İran’da ise merkeziyetçi politikalar nedeniyle Kürtçenin eğitim ve kamusal kullanımına ciddi sınırlamalar getirilmektedir. Bu tablo, Kürtçenin dört parçada farklı düzeylerde ama ortak sorunlarla varlık mücadelesi verdiğini gösteriyor. Çözümün de bu nedenle parçalı değil, bütünlüklü ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.
Bu tabloya yol açan yapısal sorunların temel nedenleri nelerdir?
Yapısal sorunun temelinde tarihsel olarak uygulanan inkar, asimilasyon ve tekçi ulus-devlet politikaları yer alıyor. Kürtçe uzun yıllar yasaklandı, kamusal yaşamdan dışlandı ve görünmez kılınmaya çalışıldı. Ancak bu durumu yalnızca devlet politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Göç, kentleşme, dijital kültürün tek dilliliği, aile içinde dil aktarımının zayıflaması ve toplumda gelişen dilsel özgüven kaybı da bugünkü sorunların önemli nedenleri arasında.
Dil kurumları, belediyeler ve sivil toplum örgütleri bugüne kadar Kürtçenin kamusal alanda yaygınlaşması için neler yaptı? Bugün en temel eksiklikler nerede görülüyor?
Özellikle Bakur'da 1999 yılında yerel belediyelerin kazanılmasıyla birlikte Kürtçe kurslar, yayınevleri, kültür-sanat çalışmaları, çocuk etkinlikleri, çok dilli belediyecilik deneyimleri ve medya faaliyetleri aracılığıyla önemli bir birikim oluşturuldu. Ancak bu çalışmalar çoğu zaman parçalı ve süreklilikten uzak kaldı. Özellikle 2016 yılında belediyelere atanan kayyumlar ve onların yürüttüğü politikalar sonucunda birçok kurum tasfiye edildi veya işlevsiz hale getirildi. Büyük emeklerle inşa edilen bu çalışmalara ve kurumlara yönelik, dil ve kültür alanlarını hedef alan topyekûn bir imha politikası uygulandı ve bu alanlar büyük oranda kapatıldı. Diğer bir husus ise bahsi geçen kurum ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) belli düzeyde emekleri olsa da bu çalışmaların stratejik bir zemine ve kurumsal bir politikaya dönüşememiş olmasıdır. Bunun özeleştirisi yapılırken sorunun doğru tespit edilmesi gerekir: Kürtçe çoğu zaman yalnızca kültürel bir faaliyet alanı olarak ele alındı; dilin ekonomik yaşamın, teknolojinin, hukukun ve gündelik kamusal hayatın temel bir parçası haline getirilmesi konusunda yeterli stratejik yaklaşım geliştirilemedi. Bu tespit ve özeleştiri süreci; belirli bir kurumun veya siyasi partinin değil, tüm yapıların ortak ödevi ve sorumluluğudur.
Belediyelerde ve kurumlarda halka temas eden görevlilerin Kürtçe kullanımı yeterli mi?
Maalesef bu konuda ciddi eksiklikler yaşanmaktadır. Birçok kurum çalışanı Kürtçe bilmesine rağmen, hizmet dili çoğunlukla Türkçe olarak sürdürülmektedir. Bu durum, halkta Kürtçenin ikinci planda olduğu algısını pekiştirmektedir. Oysa Kürtçenin yalnızca sembolik değil, işlevsel bir kamusal dil haline gelmesi gerekmektedir. Belediyelerde, danışma merkezlerinde, kültür alanlarında ve halkla temas edilen her noktada Kürtçenin aktif kullanılması temel bir ihtiyaçtır. Belediyelerimiz son dönemde kreşlerden (Zarokîstan) cadde ve park isimlerine, Kürtçe tabelalardan Alo 153 mobil iletişim hatlarına, bazı belediyelerdeki Kürtçe meclis ve dil birimlerine kadar gözle görülür çalışmalar yürütmektedir. Ancak bunlar tek başına yeterli değildir. Bu özverili çalışmaların sürdürülmesi ve dilin toplumsallaşması adına daha kapsamlı politikalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Resmi kurumlarda sağlık, adalet ve belediye hizmetlerinde Kürtçe kullanımının önündeki engeller nelerdir?
Bu sorunun temel kaynağı, Kürtçenin anayasal ve hukuki bir statüye sahip olmamasıdır. Sağlık alanında hastalar kendilerini ana dillerinde ifade etmekte zorlanıyor, adalet sisteminde savunma hakkı kısıtlanıyor, belediyelerde ise çok dilli hizmet uygulamaları siyasi baskılar nedeniyle engelleniyor. Ana dilde hizmet hakkının tanınmaması, günlük yaşamda ciddi mağduriyetlere yol açıyor. Milyonlarca insanın konuştuğu bir dilin, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi ülkenin en önemli kurumlarından birinde hâlâ “bilinmeyen bir dil” olarak tutanaklara geçirilmesi, mevcut zihniyeti ve yapısal sorunu tek başına ortaya koyuyor. Bu noktada özeleştiri yapmak da gerekiyor. Toplumun kendi dilini günlük yaşamda yeterince kullanmaması ve kurumların bu konuda gerekli çalışma, politika ve mekanizmaları geliştirememesi önemli bir eksikliktir. Bu nedenle meseleyi yalnızca hukuki mücadeleyle değil, toplumsal sahiplenmeyle ele almak gerekiyor.
Medya ve dijital platformlarda Kürtçe içerik üretimi ve erişimi yeterli düzeyde mi?
Hayır. Bu alanda önemli eksiklikler bulunuyor. Dijital medyada bazı gelişmeler yaşansa da özellikle çocuklara ve gençlere yönelik Kürtçe içerikler hâlâ sınırlı. Teknoloji, yapay zeka, bilim, sinema, oyun ve sosyal medya gibi alanlarda Kürtçe içerik üretiminin yetersiz kalması, dilin yeni kuşaklarla kurduğu bağı zayıflatıyor. Bu nedenle Kürtçenin dijital çağın dili haline gelmesi gerektiği anlayışının tüm kurumlar tarafından benimsenmesi, yatırım ve politika geliştirme süreçlerinde bu meselenin öncelikli başlıklardan biri olarak ele alınması gerekiyor.
Kürt Dil Konferansı'nda vurgulanan "dilin sadece korunması yetmez, yaşatılması gerekir" yaklaşımı nasıl hayata geçirilecek?
Bugün mesele yalnızca Kürtçenin varlığını sürdürmesi değil, yaşamın aktif bir dili haline gelmesidir. Konferansın "Statüden Eğitime: Kürtçe İçin Müzakerelere Yeni Bir Çerçeve" şiarı da tam olarak bu hedefi ifade etmektedir. Kürtçe sadece kültürel bir miras değil demokratik toplumun, eşit yurttaşlığın ve toplumsal barışın temel unsurlarından biridir. Bir dili yaşatmak onu okulda, belediyede, sokakta, sanatta, dijital dünyada, ticarette ve aile içinde günlük yaşamın doğal dili haline getirmekle mümkündür. Gerçek ve kalıcı bir barışın ancak bu zemin üzerinde yükselebileceğine inanıyoruz. Kürt sorununun temel nedenlerinden biri olan dil ve kültür üzerindeki yasakların ve engellerin kaldırılması, hem toplumun beklentisi hem de konferansımızın ana gündem maddesi olmuştur.
Eğitim, kamusal kullanım, nesiller arası aktarım ve standartlaşma başlıkları arasında bugün en öncelikli sorun hangisidir?
Bu başlıkların tamamı birbiriyle bağlantılı. Ancak bugün en kritik mesele nesiller arası aktarımdır. Çocuklarla Kürtçe konuşulmadığında ve bu süreç eğitim sistemiyle desteklenmediğinde dilin geleceği ciddi bir risk altına giriyor. Ana dilde eğitim temel bir hak olmakla birlikte, dilin geleceği yalnızca eğitim alanıyla sınırlı bir yaklaşımla güvence altına alınamaz. Kamusal kullanımın yaygınlaştırılması, dijital içerik üretiminin artırılması, medya ağlarının güçlendirilmesi ve ailelerin bilinçlendirilmesi eş güdüm içinde yürütülmelidir. Konferansta alınan kararları da bu alanlarda ortak koordinasyon ve uzun vadeli stratejik çalışmalarla hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
Konferansta alınan kararlar hangi somut adımlarla hayata geçirilecek?
Temel hedefimiz, Kürtçenin yaşamın her alanında örgütlü biçimde yeniden üretilmesidir. Belediyelerde çok dilli hizmetlerin kurumsallaştırılması, ana dilde eğitim talebinin toplumsal bir mücadele başlığı haline getirilmesi, çocuklara yönelik içeriklerin geliştirilmesi, dijital medya mecralarının güçlendirilmesi ve ailelerin bilinçlendirilmesi öncelikli adımlar arasında yer alıyor.
Aynı zamanda Kürtçenin demokratik çözüm ve müzakere süreçlerinin asli bir unsuru olduğu anlayışını pekiştirmemiz gerekiyor. Bu doğrultuda, dilin sadece kültürel bir öğe olarak kalmaması, ekonomiden teknolojiye, hukuktan gündelik hayata kadar her alanda varlık göstermesi için kolektif bir ruhla daha yoğun bir çaba sarf edeceğiz. Bu vesileyle tüm halkımızı kendi dili etrafında kenetlenmeye ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. “Ana dilde statü ve eğitim” şiarı yaşamsallaşana kadar kesintisiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguluyoruz. Aynı zamanda konferansta ortaya çıkan iradenin ve Sayın Öcalan'ın geliştirdiği Demokratik Toplum Manifestosu’nun sahiplenilmesi, hayata geçirilmesi ve örgütlenmesi çağrımızı yineliyoruz.