Umut Sahnesi  / Kürdistan / İç-Dış / Gece-Gündüz

  • Çalıştay “meli”, “malı”lar ile son bulmadı. Kabul ediyorum ki, bu kez Kürt sinemacılar, temenni ve bir sonraki “örgütlenme çağrısı”na kadar eve dönme alışkanlığından fazlasıyla katılmışlardı bu çalıştaya. Bu nedenle, tartışılan her konunun nasıl pratikleştirileceğine dair somut kararlar çıktı.
  • Bu çalıştay, Kürt sinemasının artık yeni bir sinema olarak doğmakta olduğuna, sadece bir umudu değil, somut fikri ve somut üretimiyle dünya sinemasına ciddi katkılar sunacağına hepimizi inandırdı. Belki de çalıştayın en karamsarı olan beni bile bu heyecana en aktif biçimde kattı…

ÖMER LEVENTOĞLU

Bundan yaklaşık iki ay önce, arkadaşlar, bir sinema çalıştayı yapma fikrini paylaştıklarında, itiraf etmeliyim ki, bugüne kadar sayısız kez düzenlediğimiz toplantılar, kurumsallaşma sorunlarına dair yılları bulan tartışmalar ve çoğu zaman yorgunluk, bıtkınlık yaratmaktan başka bir sonuç doğurmayan toplanıp dağılmalarımızdan farklı bir beklentiye girmemiştim. Yeni ve sahici bir heyecan, insana umut ve inanç veren bir enerji almamıştım bu fikirden. Ama gene de sorun bizim sorunumuz, kurumlar bizim kurumlarımız, “hayır katılmayı düşünmüyorum” diyemezdim. Gittim. Ve birinci günün sabahındaki toplantı mekanı ve toplanma düzenine şahit olana kadar, o işgalci haleti ruhiyeyi atabilmiş değildim. Ne ki “divan”ın mekansal düzlemi ve konumundan tutalım da genel toplantı düzeni, ilk söz alan arkadaşların sunumundaki bürokratik nefesten arı ve uzak sahici/samimi üslupları, içerik ve yönteme dair ortaya konan bütünüyle eşitlikçi ve açık tutum, önce yüreğimin konağında, giderek de neredeyse bütün duygu ve düşünce evreninde güçlü esintiler yarattı. Artık gerçek bir “çalıştay”da, Kürtçenin en samimi şivesiyle, en hoş melodisiyle bir “komxebat” mecrasında olduğum sezgisi bilincimde bir hakikate dönüştü.

Kürdistan ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden yaklaşık 100 arkadaş, Kürt Sinema Çalıştayı için bir araya geldik. Elbette her şeyden önce, yirmi yılı aşkın sinema serüveni boyunca şu ya da bu projede, şu ya da bu sinema ortamında, ya bir şekilde Kürt sinemasının sorunları üzerine konuştuğumuz ya da doğrudan doğruya birlikte sinema üretiminde bulunduğumuz bütün bu arkadaşları bir arada görmenin, her adım başı birine sarılmanın yarattığı pozitif kudreti anlatmaya gerek bile yok. Her bir arkadaşın umutla ışıldayan gözleri, ister istemez bendeki bütün karamsarlığı alıp götürmüştü zaten. Ve bunu, sadece kendi hissiyatlarıma bakarak da söylemiyorum. Katılımcıların neredeyse tamamında bu duyguyu almamak için, ya işi gücü “hata/suç buluculuk” olan Kürtlerden bir Kürt ya da  Schopenhauer’dan biraz daha fazla pesimist olmak gerekirdi.

İki gün boyunca, her zerresinde belli bir derinlik, entelektüel birikim, üretim tecrübesi ve fikir emeği olan coşku dolu tartışmalar yaşandı. Sinema dili, estetik anlayış, hikaye anlatıcılığındaki üsluptan tutalım da Kürt kültür kaynakları, Kürtçenin ve Kürdistan coğrafyasının kadim değerlerinin sinemaya nasıl taşınabileceği, etik-politik ilkelerin neler olacağı, hatta dijital sinema dünyası ve yapay zekanın getirdiği yenilikler de dahil, neredeyse masaya yatırılmayan konu kalmadı. Fakat bütün bu tartışmalar, “hele Kürtler bir araya gelin, bakalım sinemamız hakkındaki fikirleriniz nedir” perspektifiyle yapılmadı; aksine, sorunları ortaya koyup, bir aradalığın enerjisini de kuvveden fiile getirerek, böylece, sorunları ve çözüm yollarıyla Kürt sinemasının kendini nasıl gerçekleştirebileceğine dair, sonuç odaklı, yaratıcı ve ilham verici bir çalışma yürütüldü. İlk günün ilk yarısı; herkesin tek tek söz alarak, kendi cephesinden sorunları ortaya konduğu bir tartışma platformu şeklinde geçti. Öğlen sonraki oturumlar ise, beş ayrı grup halinde, bu kez en somut halleriyle sorunların ve olası çözüm olanaklarının tanımlandığı daha spesifik grup çalışmaları yapıldı.

Kolektif, sürdürülebilir bir model

Çalıştay boyunca öne çıkan temel tespitlere göre Kürt sineması güçlü bir üretim potansiyeline sahiptir, ancak bu potansiyel bugüne kadar kendisini gerçekleştiremedi, kalıcı, üretken ve sürdürülebilir bir işleyişe dönüşemedi. Farklı dönemlerde önemli filmler, festivaller, akademiler, kolektifler ve bireysel üretimler ortaya çıkmış olsa da; bu birikim, çoğu zaman kurumsal hafızaya, düzenli üretim mekanizmalarına ve sürekliliği olan dayanışma ağlarına dönüştürülemedi. Bu nedenle Kürt sinemasının geleceği açısından en acil ihtiyaç, bireysel çabalara dayalı dağınık üretim biçimlerini aşarak, kolektif, kurumsal, demokratik ve sürdürülebilir bir modele geçilmesidir. 

Dil sorunları bağlamında yapılan tartışmalarda varılan ortak görüşe göre de Kürt sineması, sadece Kürtçe çekilen filmlerle, Kürt yönetmenlerin üretimleriyle ya da Kürt meselesini konu alan yapımlarla sınırlandırılamaz. Kürt sineması; dil, hafıza, coğrafya, tarih, kimlik, kültür, estetik ve politik gerçekliklerin birlikte şekillendirdiği bir sinema alanı olarak çıkış yapmalı. Bu çerçevede, kurumsallaşma eksikliği giderilmeli, üretim süreçlerinde dayanışma kanalları açılmalı, ortak bir veri tabanı ve iletişim ağı kurulmalı. Böylece yönetmen, senarist, oyuncu, yapımcı, teknik ekip, akademisyen ve eleştirmenleri bir araya getirecek kapsayıcı bir örgütlenmeye gidilmeli. Üretimden dağıtıma, yeni yapılar ve kurumsallaşmalar inşa edilmeli. Proje geliştirme, eğitim, prodüksiyon, festivaller, dijital mecralar gibi iş ve süreçler, bu ortak dayanışma ağı ve kurumsallıkla pratikleştirilmeli.

Kürt Sineması İnisiyatifi

Fakat çalıştay “meli”, “malı”lar ile son bulmadı elbette. Kabul ediyorum ki, bu kez Kürt sinemacılar, temenni ve bir sonraki “örgütlenme çağrısı”na kadar eve dönme alışkanlığından fazlasıyla katılmışlardı bu çalıştaya. Bu nedenle, tartışılan her konunun nasıl pratikleştirileceğine dair somut kararlar çıktı. “Kürt Sineması İnisiyatifi” kuruldu her şeyden önce. Ortak iletişim ve Kürt sinemasının olanaklarının bir havuzda işlevsel olarak sinemacıların yararına sunulacağı mekanizmalar tanımlandı ve kuruluş çalışmaları hemen başlatıldı. Bu kapsamda; proje geliştirme ve üretim, eğitim ve mesleki gelişim, fon temini ve yapımcılık, dağıtım ve dijital dolaşım ağları, arşiv ve hafıza, toplumsal cinsiyet ve etik politika, hukuk ve telif hakları, yapay zekâ ve yeni teknolojiler gibi alanları çalışacak yapıların kurulmasına karar verildi. 

Diyebiliriz ki bu çalıştay, Kürt sinemasının dağınık potansiyelini ortak bir iradeye dönüştürme ihtiyacını açık biçimde ortaya koydu. Bu çalıştay ile, Kürt sinemasının hem kurumsal hem de bireysel üretim olanakları bakımından artık yeni bir döneme girdiğini söyleyebiliriz.

Son bir not: Bu adımlar, şimdilik sadece Kuzey sineması için atılmış gibi görünse de, yakın ve orta vadede; hem dört parçadaki sinemacıları buluşturup ortak tartışma ve üretme olanaklarını geliştirmek hem de diasporadaki sinemayla bütünleşmek için de karar alındı. Bu çalıştay; Kürt sinemasının artık yeni bir sinema olarak doğmakta olduğuna, sadece bir umudu değil, somut fikri ve somut üretimiyle dünya sinemasına ciddi katkılar sunacağına hepimizi inandırdı. Belki de çalıştayın en karamsarı olan beni bile bu heyecana en aktif biçimde kattı…