• Kürt Dil Konferansı'nda, “Kürtçenin Kürdistan’da birinci dil olması için kurum ve kuruluşlarımız arasındaki tüm yazışmaların Kürtçe yapılması” kararı alındı.
  • Kürtçe kullanımını siyasi temsilin bir ölçütü olarak tanımlayan Kürt Dil Konferansı, Kürtleri temsil etmek isteyen herkesin Kürtçe öğrenmesi gerektiğinin altını çizdi.

 

Kürt Dil Konferansı’nda dilin öğrenilmesi, geliştirilmesi ve korunması tartışılarak önemli kararlar alındı. 

Demokratik Dil Kurumları’nın, “Statüden eğitime kadar müzakere için yeni bir çerçeve” şiarıyla düzenlediği Kürt Dil Konferansı, 27-28 Haziran tarihlerinde ÇandAmed Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kürtçenin statüsü, eğitimi ve kurumsallaşmasına dair yürütülen tartışmalara katkı sunmasının amaçlandığı konferansa 550 delege katıldı. 7 oturumdan oluşan konferansın her oturumunda siyaset, hukuk ve basın konuları olmak üzere üç konuşmacı söz aldı.  

İki gün süren konferans, alınan kararların okunmasının ardından son buldu. Alınan kararlar şöyle: 

* 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı haftası festival olarak kutlanacaktır. Bu hafta boyunca, 15 Mayıs’ın önemini ve etkisini gölgede bırakacak hiçbir program hazırlanmayacaktır. Dilin geliştirilmesi ve canlandırılması amacıyla, şartsız bir şekilde 2 yılda bir dil konferansı düzenlenecektir.

* Dil kurumlarının tek bir çatı altında örgütlenmesi ve ortak çalışmalar yürütmesi amacıyla “Kürt Dili Kurumları Konfederasyonu/Komünü (KSZK)” adıyla bir konfederasyon kurulacaktır.

* Kürtçenin Kürdistan’da birinci dil olması için, kurum ve kuruluşlarımız arasındaki tüm kurum içi örgütsel yazışmalar Kürtçe yapılacak; ihtiyaç duyulması ve duruma göre Türkçe çevirisi de eklenecektir.

* Folklor çalışmalarının kurumsallaşması ve sürekliliği, yerel yönetimlerin iş birliğiyle (Dil Daire Başkanlıkları bünyesinde, dili geliştirme ve yaygınlaştırma müdürlüğü şeklinde) yürütülecektir.

* Tüm yurtsever kurum ve kuruluşlar, dil çalışmaları için kendi bütçelerinden özel bir pay ayırmak zorundadır.

* Kurumlar, Kürtçe bilmeyen, az bilen veya yazım düzeyinde yetersiz olan personelleri için, seviyelerine uygun zorunlu dil atölyeleri organize etmelidir.

* Kurumların resmi web siteleri, sosyal medya hesapları ve basın açıklamaları birinci sırada Kürtçe olmalıdır. Diğer diller, Kürtçenin ardında sadece birer çeviri alternatifi olarak yer almalıdır.

* Çevrimiçi (online) bir okulun kurulması için çalışmalara başlanacaktır.

* Kurum, kuruluş, sokak, cadde, park vb. yerlerin isimleri Kürtçeleştirilecek ve kentin peyzajı buna göre düzenlenecektir.

* Kürtçe kullanımını siyasi temsilin bir ölçütü olarak tanımlıyoruz; Kürtleri temsil etmek isteyen herkes Kürtçe öğrenmelidir.

* Farklı çevrelerin de içinde yer alacağı geniş bir Kürt dili ağının kurulması için girişimler başlatılacaktır.

* Yerel yönetimler, genel konferanslarında dil ve eğitim üzerine bir dizi karar almıştır. Örneğin; Kürt Dilini Geliştirme ve Koruma Daire Başkanlığı, Kürt Dilini Geliştirme ve Koruma Müdürlüğü ile Kürt Dilini Geliştirme ve Koruma Birimlerinin kurulması (Kreşler, çocuk merkezleri, oyun odaları ve anaokullarının açılması) vb. Alınan bu kararların en kısa sürede yürürlüğe girmesini, başarılı çalışmaların hayata geçirilmesini ve bu çalışmalara tam destek sunulmasını ümit ediyoruz.

* Sadece kültürel içerik yayınlayacak özgün bir televizyon kanalı açılmalıdır.

* Kirmanckî/Zazakînin, Türkçenin tahakkümünden ve Kurmancînin gölgesinden çıkarak gelişmesi için: Jiyan TV gibi bağımsız/başkaca bir televizyon kanalı kurulmalıdır. Arî Vakfı ve bağımsız bir Kirmanckî Akademisi kurulmalıdır. Dilin standardizasyonu üzerine çalışmalar yürütülmelidir.

Herkesin sorumluluğu var

Dil Bilimci Zana Farqînî, asimilasyon politikalarına karşı mücadeleye dikkat çekerek, eğitim ve yaşamın Kürtçe olması gerektiğine dikkat çekti. MA'ya konuşan Farqînî, her ulusun kendi dili ile tanındığını ve kültürü yaratan temel ögenin dil olduğunu hatırlatarak, bunun önemini bilen iktidarların ilk olarak dile saldırdığını vurguladı. Farqînî, asimilasyonun sadece yasaklama olarak ele alınamayacağını hatırlatarak “Dilin unutturulmasından tutalım, beynin yıkanmasına kadar devam eden bir süreçtir asimilasyon. Bu şekilde toplumlara başka bir kimlik kabul ettiriliyor ve o toplumu özünden kopartıyor. Dilini unutan toplumun her bireyi çok rahatlıkla başka bir kimliğe kayabiliyor” dedi.

Yeni nesil uzaklaşıyor

Kürt dilinin yağmur altındaki kar gibi eridiğini söyleyen Farqînî, yeni neslin Kürtçe konuşma oranından bu sonucun çıkarılabileceğine işaret etti. İleri yaşlardaki kişilerde daha yaygın olan Kürtçe konuşma oranının düşüşe geçtiğine dikkat çeken Farqînî, şöyle devam etti: “Konuşan kesim de sadece günlük yaşam da kendini ifade etmekle kalıyor, kendi dilinde yazamıyor, tartışamıyor. Bu yüzden de bu topluma öncülük eden herkesin Kürtçeyi yaşatma ve geliştirme sorumluluğu vardır. Yaşamlarının her alanı Kürtçe olması gerekir ki dil ayakta kalsın. Aynı zamanda bütün anne ve babaların da evlerinde çocuklarıyla Kürtçe konuşup bu dile sahip çıkmaları gerekir. Bu mücadelenin bir ayağıdır. Bunun yanında da Kürt dilinin statüsü için herkesin elini taşın altına koyup mücadele etmesi gerekir.  Kürtçe’nin eğitim dili olması için sadece beklemekle kalmayıp asimilasyonun önüne geçmeliyiz. Aynı zamanda bunu da çok iyi bilmek ve farkında olarak hareket etmek gerekir ki Kürtçe eğitim dili olmayana kadar bizlerin de kurtuluşu olmayacaktır.”

Zenginlik ve çeşitlilik

Siyasetçilerin ve toplum öncülerinin sorumluluğunu hatırlatan Farqînî, Kürt toplumunun örgütlü ve politik olduğunu dile getirdi. Kürtçe konuşmanın marjinalleştirildiğini ifade eden Farqînî, şunları söyledi: “Başka dilin bilinmesine karşı değiliz ve dil zenginliğini, çeşitliliğini savunuyoruz. Yalnız bu başka bir dili öğrenirken kendi dil ve kültürümüzü yok sayıp bırakalım anlamına gelmez. Diğer dillerin kendi anadilimizi kendi içinde eritmemesine dikkat etmemiz lazım ve özellikle evlerimize dilimizi unutturacak yabancı bir dilin girmesine de izin vermememiz gerekir. Konuşulmayan dil haznesini kaybediyor ve egemen dile karşı direnemediği zaman da o dilin üyeleri de kendi dillerini bırakıyorlar. Dolayısıyla bıraktıkları zamanda kendi dillerinin bir işe yaramadığının hissiyatına kapılıyorlar. Zaten egemenlerin de istediği tam da budur ve bu asimilasyonun en önemli ayağıdır. Bunun içinde Kürtlerin davasını, mücadelesini kendi dillerinde yapması elzemdir.”  AMED

***

Ne dediler?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Cahit Kırkazak: Dil, gündelik yaşamın dili haline gelmelidir. Kürtçenin bir eğitim dili haline gelmesini engellemek amacıyla yaşamın her alanında yasakladılar. Dil konusunda kolektif bir hak söz konusudur. Kürt halkının buna karşı mücadelesi sürdü. KCK davalarında arkadaşlarımız dillerini savunmaktan vazgeçmedi ve bu hakkı kazandılar. Bugün itibarıyla şiarımız dili sadece korumak değil, yaşatmak olmalıdır. Binlerce yıllık ortak hafızayı ve mirası bugüne taşıyalım. 

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eşsözcüsü Cemile Turhallı: Bu, siyasi bir meseledir. Cumhuriyet öncesinden bu yana devlet mekanizması, Kürtleri yok sayma temeline dayandı. Lozan Antlaşması'nın yarattığı tablo bizim için bir utanç kaynağıdır. Kürdistan orada bölünmedi, adeta idam edildi. 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında devletin resmi dili Türkçedir. Biri resmi dilin Türkçe olduğunu belirtir; diğeri ise toplumun dilinin de Türkçe olduğunu ifade eder. Halkımız 1925'ten bu yana direndi, asla boyun eğmedi ve dilini bugüne kadar taşıdı. Köy ve şehirlerinin tüm isimleri değiştirildi. Bu durum günümüzde de devam ediyor; köylerimizin isimlerini hâlâ kabul etmiyorlar. Anayasa mutlaka değiştirilmeli ve dilimiz yasal güvence altına alınmalıdır. Alfabe yasası, dilimizi kullanmamıza izin vermiyor. Eğer dilimizi yasal bir statüye kavuşturursak yaşam üzerinde bir etkisi olacaktır. Yasalar aracılığıyla belediyelere bazı yetkiler verilmeli ki kendi alfabemizi kullanabilelim.

Kürt Dil Eğitmeni hukukçu Ekrem Koçbaşı: Devlet, kendi kaynaklarını kullanarak yurttaşlara ana dilde eğitim imkanı sağlamalıdır.

Dil eğitmeni Feride Akturan: Toplum içinde kendi dilleriyle var olan bireyler hem kendilerini daha özgür hissederler hem de kültür ve kimliklerini gelecek nesillere aktarırlar. Bu husus, eğitim sisteminde demokratik bir temel teşkil eder. Öğrencilerin toplum içinde kendi dillerini konuşmaları ve bu dillerin kabul görmesi, toplumsal barış ve istikrarın da daha sağlam temellere oturmasını sağlar. Bu gerçek apaçık ortada olmasına rağmen devlet sisteminde öğrencilerin başka bir dili konuşmaya zorlanması ciddi sorunlara yol açmaktadır. Ana dilinde eğitim bir lüks olarak değil, temel bir hak ve ulusal bir talep olarak görülmelidir.

Kadın Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği (KASED) Başkanı Saliha Ayata: Dil kültürü, kültür de dili yaratıyor. Bu ikisi güçlü bir şekilde bir birini etkiliyor. Kültürden bahsederken dilsiz bahsedemezsin, dilden bahsederken de kültürsüz bahsedemezsin. Kürt halkı var, dili var ama bu kültürsüz büyüyemez. Kültür ve dil bir birinin savunucusu. Kürt halkı kültürü kendini anlatabileceği bir zemin olarak görme mecburiyetinde kalmış. Kürtlerin yoğun bir şekilde baskı ve yasağa maruz bırakılmasına karşı amansız bir mücadele de yürüttü.

Sanatçı Veysi Varlı: Kürt kültürünü ayakta tutan şeyin müzik sanatı olduğunu söylemek abartılı olmaz. Müzik her defasında, her an, her yere ve her yöne ulaşıyor. Müzik bir dil, bir kimliktir; yaşamın kimliğidir.

Gazeteci Ferhat Akıncı: Kürtlerin Lozan Antlaşması’na kadar da medreseleri vardı; medreselerde Kürtçe konuşuyorlardı. Lozan imzalandıktan, Kürdistan parçalandıktan sonra Kürt dili statüye kavuşamadı. Kürt basını, haberleri ulaştırmanın yanı sıra hem okul hem de akademi rolünü oynadı. Okul rolünü oynadı, çünkü hem gazetelerde hem radyolarda hem de televizyonlarda Kürtçe yayınlar yaptı. Kürt dili nasıl konuşulur diye izliyorduk. Bu şekilde okul görevi gördü. Bu açıdan Kürtçe medyanın rolü çok büyüktü. Akademi rolünü de oynadı. Kürt dili üzerindeki çalışmalarında, doğru yazma, konuşma konusunda da etkili oldu. Azadiya Welat bu açıdan bir hat oluşturdu. Yükümüz çok ağır. Bugün büyük tehlikeler var. Bu yüzden daha çok çalışmamız gerekiyor. Bu yüzden her basın çalışanı, dil kurumları çalışanları dil militanlığı yapmalı. Kürtçeyi ileriye taşıyacağız ki toplumda dili kullansın. Her yerde rahatlıkla dilimizi konuşmalıyız.

DEM Parti Mêrdîn Milletvekili Beritan Güneş: Dil yasaklamaları çocukların dillerle iletişimini kesiyor. Bu zihinsel, hassas bir mesele. Kimse dil ve toplumun arasını bozmamalı, herkes dili korumalı. Asimile edilen dillerde utanma oluyor. Bunun kırılması için dilin prestiji önemli bir yer tutuyor. Kimi toplumlarda var; bilinçli olarak dilin prestijini arttırmak için çalışmalar yürütmüş ve sonuç almış. Dil toplumun dili olursa yaşar. Kürt dilinin prestijinin arttırılması için planlamamızı yapmamız gerekiyor. Toplumlar bu şekilde planlamalar yapmış. Çocukların ana dilde büyümesini sağlamamız gerekiyor. Bilim; ‘Eğer çocuklarınızı iki dille büyütürseniz, akademik başarıları daha yüksek oluyor’ diyor. Çok dilli büyüyen çocuklar akademi, yaşam, toplum açısından daha çok başarılı. Ailelerle çalışmaları bu noktada arttırmamız gerekiyor. Zarokistan bu noktada model olabilir. Zarokistan’ın model olması için çalışmamız gerekiyor.

Yazar İsmet Konak: Osmanlı da Türkiye’de istiyordu ki Kürtler boyun eğsin ama Kürtler direndi ve bugüne kadar geldi. Elbette asimilasyon belli bir başarı elde etti. Dolayısıyla önce hasta, hastalığını kabul etmeli ki tedavi olabilsin. Ben Dêrsimliyim. Dêrsim en çok asimile olmuş kentlerden biridir. Yaşlıları bile Türkçe konuşuyor. Geldiğimiz noktada oto asimilasyonda yaşıyoruz. Siyasetçilerimizin genel anlamda konuşmaması önemli bir sorun. Siyasetçilerimiz diğer partilileri ziyarete gittiğinde orada kendi diliyle konuşsun. Tercüman çevirsin. Bunu artık şart koşmamız gerekiyor. Orada toplum bilsin ki Kirmanckî ve Kurmancî var. Bunu siyaset aracılığıyla yayabiliriz. Siyasetçilerimiz birçok yere, panellere gidiyor, Avrupalılar Türkçe bilmiyorlar. Niye Türkçe konuşuyorsunuz? Kendi dilinizle konuşun.

Yazılımcı Karwan Aref: Çocuklar şimdi artık doğar doğmaz, dijitalin içine doğuyor. Buna karşı politikalarımızın olması gerekiyor. Yoktur gibi yaklaşamayız. Buna denk eğitim politikalarımızın olması, toplum içindeki politikalarımızın, projelerimizin olması lazım. Onların dünyasına ulaşabilecek mekanizmalar oluşturmamız gerekiyor. Okumanın siyaseti nasıl olmalı üzerine bir platform kuruyoruz. Bunun için öğretmenlere, içerik hazırlamaya, sahaya taşımaya ihtiyaç var. Pratik adımlar atmak gerekiyor. Dil meselesi, çocuklarımızın geleceği, bizim dilimizi savunmamızın meselesidir. Dijitalleşmek sadece teknolojileşmek değildir, yeni bir dünyaya açılıyoruz. Onun için hazırlıklı olmamız lazım; tecrübemizi güçlendirmemiz lazım.

Wan Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Neslihan Şedal: Yerel yönetimler dil konusunda neler yapacak? En büyük eksikliklerin yaşandığı alan burasıdır. Toplumda dile yönelik duyarlılığı artırmak amacıyla yerel yönetimler dil hafızası ile çok dilli araştırma ve koruma merkezleri kurmalıdır. İlgili birim başkanlıkları ve müdürlükler oluşturulmalıdır. Yerel yönetimler, toplumsal bilincin dönüştürülmesinde öncü rol oynamalıdır.

Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği (MED-DER) yöneticisi Dilan Güvenç: Belediyelerimizde çalışmalar yapılıyor ama bu çalışmalarda idarelerde resmiyet sağlanmamış, resmiyeti sağlamak gerekiyor. Öğretmenler için eğitimler olmalı. Yine zarokistanların sayısı arttırılmalı. Özgür eğitimler, akooperatifler, okullar kurulmalı. Kültür ve dil için dijital arşiv yapılmalı. Dijitalde de çok dilli hizmet olmalı.

Yazar Dilawer Zeraq: Kürtçeyi dekolonizyasyondan kurtarmak için Kürtçe yaşam alanlarını kurmamız lazım. Bunun için de mekanlarımızı kazanmamız lazım. Çünkü dekolonizasyon mekan olarak her yeri elimizden aldı, bir tek ev kaldı. Diğer mekanları tekrar kazanmamız lazım. Mesele AVM’ye gittiğimiz zaman orada kaç kişi bize Kürtçe cevap veriyor ya da bizden kaç kişi orada Kürtçe alışveriş yapıyor? Her mekan için grupların bulunması ve oraları yerleştirilmesi lazım. Böyle olunca her alanda Kürtçe yayılır.

Amed Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Dil Koruma ve Geliştirme Şube Müdürü Tahir Baykuşak: Kayyumlarla birlikte dil çalışmaları Kürdistan kentlerinde geriye doğru gitti. Bir an önce kentlerimizi Kürtçeyle donatmalıyız. Kentlerdeki tüm tabelaların Kürtçe olması, yine köy isimlerinin Kürtçe yazılması gerekir.

Amed Kürt Enstitüsü Eşbaşkanı Murat Bilgiç: Dilin saygınlığı yeniden yükseltilmelidir. Yüzlerce kurum bu meseleyle ilgileniyor. Dil meselesi herkesin sorumluluğundadır.