
‘Koşullar eşit olmalıdır’
Konferansın açılış konuşmasını yapan Carlos Samoruga, bu tür konferansların İsviçre Dışişleri Bakanlığı’nı aktifleştireceğini belirterek, “Yaşadığımız her alanda özellikle bu günlerde Kürt sorununun çözümünü gündemleştirmeliyiz” dedi. Daha sonra söz alan Sinn Fein Milletvekili Conor Terence Murphy, “Biz kurtuluşumuz için elimizden geleni yaptık, güç haline geldikten sonra barış görüşmeleri başladı. Bu süreç çok çalkantılı geçti. Barışta başarının en büyük yolu her kesimin tartışmalara katılması ve aynı zamanda kapalı kapılar arkasında bir şey kalmamasıdır” dedi. Murphy, barış süreçlerinde en sorunlu kesimin karşı çıkanların olduğunu belirterek “Biz önce kendi aramızda tartışma süreçleri yaşadık, sonra İngiltere’nin dezenformasyon çabalarına karşı kendimizi anlatmaya başladık. İngilizlerin barış görüşmelerinde niyeti gerçekten barışı sağlamak değildi. Bizim en büyük destekçimiz halkımızdı” diye konuştu. Barış süreçlerinin en önemli aşamasının silahların susması olduğunu anımsatan Murphy, “Silahların bırakılması en son aşamada gerçekleşecek bir evredir. Silahları bırakmak yanlız örgütü değil aynı zamanda egemen devleti de kapsar” dedi. İngiltere’nin hiç bir zaman güven vermediğini belirten Murphy, güvenin karşılıklı olması gerektiğini vurgulayarak “Karşılıklı güven olmadan hiç bir süreç ilerlemez. İlk adım güven olmalıdır ve diğer gelişmeler bunun üzerinde yükselmelidir” diye kaydetti.
‘İsviçre arabulucu olmaya hazır’
Carlo Samoruga, İsviçre’nin PKK ve Türk devleti arasında arabulucu olmaya hazır olduğunu belirterek “İsviçre daha önce arabulucu olma konusunda taraflara öneri götürdü. Eğer taraflar isterse bir kez daha bu misyonu üstlenebilir” dedi. Samoruga, İsviçre’nin Türkiye ile özellikle son üç yıldır çok iyi ticari ilişkiler içinde olduğunu hatırlatarak, arabuluculuğun soruna ortak olmak anlamına gelmediğini sadece tarafların denetlenmesi ve sürecin ilerlemesinin sağlamaya yönelik bir yardım olduğunu söyledi. Samoruga “İsviçre modeli Kürt sorununun çözümüne iyi bir örnek oluşturabilir. Biz bu fırsatın değerlendirilebilmesi için elimizde geleni yapmaya hazırız” dedi.
Özgerleştikten sonra müzakere
Güney Afrika’da Nelson Mandela’nın avukatı Essa Moosa ise, barış süreçlerin bazen uzun yıllara yayılabileceğini, iniş ve çıkışların yaşanabileceğini belirterek “Sonuç kaçınılmaz olarak barış sürecine evrilecektir” dedi. Nelson Mandela ile yapılan görüşmelerin esasta durum tespitlerini içerdiğini vurgulayan Moosa, müzakerelerin Mandela özgürlüğüne kavuştuktan sonra başladığını hatırlatarak, “İçeride eşit koşullar yoktu. Bu nedenle önce Mandela’nın özgür olması ve eşit koşullara sahip olması gerekiyordu. Bu gerçekleşti ve süreç sağlıklı bir şekilde ilerledi” dedi. Mandela ile Öcalan’nın koşulları arasında büyük benzerlikler olduğunu belirten Moosa, şunun altını çizdi: “Adaletli, adil ve eşit koşullarda bir müzakere başlayacaksa önce Öcalan’nın özgür olması gerekiyor.”
‘Meşruluk öncelik olmalı’
Berghof Fondation Vakfı’nda Hans -Joachim Giessman, barış ve müzakere süreçlerinin meşru olması gerektiğini vurgulayarak, “Taraflar birbirini tanımalı, özellikle devletler içinde silahlı mücadele verenlerin ya da devletle müzakere süreci içinde olan örgütlerin meşruiyeti kabul edilmeli. Bu kabul edilmezse barış süreci meşru olmaz ve görüşmeler sürekli kırılgan süreçlere doğru ilerler” dedi. Görüşmelerin mutlak anlamda bir hazırlık sürecinden sonra başlaması gerektiğini belirten Giessman “Hazırlık süreçlerini gerçekleştiremeyen taraflar sürekli zorluklarla karşılaşabilir, hatta büyük ve geri dönülmez süreçlere yol açabilir. Yol olmadan araç koltuğuna oturmaya benzer ve şoförlerin kaza yapma ihtimali çok yüksek olur” şeklinde konuştu.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, 30 yıldan bu yana Öcalan üzerinde uluslararası bir manipülasyon ve karalama kampanyasının yüürütülmesine rağmen Kürt halkının Öcalan’a bağlılığında hiçbir şey kaybetmediğini belirterek, “Öcalan Kürtlerle Kürtler Öcalan’la derin bir hukuk yaratmıştır” dedi. Oslo ve günümüzdeki görüşmelere değinen Aydar, görüşmelerde samimiyet ve güveninin en temel sorun olduğunu Kürt tarafının buna uyduğunu ama Hükümetin yaklaşımlarında sürekli bir muğlaklık olduğunu söyledi.
Tuğluk: Kürtler statüsüzlüğü kabul etmez
DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ise Öcalan’ın barış için büyük bir şans olduğunu vurgulayarak “Kürtler bir bütünen sayın Öcalan’ın siyasal iradasinin arkasında olduğunu açıkladı ve onayladı. Kürtler iradesini gösteriyor ama Türkiye’nin barış görüşmelerindeki iradesi çok parcalı duruyor” dedi. Tuğluk, şunları söyledi: “Kürtlerin ne istediği açıktır. Sayın Öcalan bir çok kez bunu kamoyuna deklare etti. Türk devleti veya hükümeti ise sadece silahların bırakılmasına odaklanmış durumdalar. Silah bırakmak karşılıklı güven ilişkilerin gelişmesinde sonra konuşulabilinir. Kürtler asla statüsüzlüğü kabul etmez.”
Uluslararası Kriz Grubu Genel Sekreteri Didem Akyel Collinsworht, Kürtlerin temel haklarının müzekereye gerek kalmadan iade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Geriye Kürtlerin siyasal talepleri kalıyor. Bunun için Kandil veya Öcalan’la güven ilişkileri içinde görüşülmesi ağırlık kazanmış durumda. En önemli sorun veya aşılması gereken sorun üslup sorunudur. Karşılıklı olarak bunun yumuşaması gerekir” dedi.
İsviçre Sosyal Demokrat Partisi ve Yeşiller Partisi Federal Parlamento üyesi Beat Jeans ve Yvonne Gulli ise, son yüz yılda Kürtlerin ne istediğinin tartışıldığını ve kısır bir döngüye gidildiğini vurgulayarak “Esas olarak sorulması gereken Kürtler ne istemiyor. Eğer buradan yola çıkılarak bir çözüm süreci gerçekleşirse Kürtlerin temel hakları zaten iade edilebilinir. Siyasal anlamda Kürtlerin ne istemediği görüşmelerin omurgasını oluşturmalıdır” dediler.
Kürt sorunun barışcıl çözümünde Abdullah Öcalan’nın rolü konulu panelde ise katılımcıların ortak vurgusu; Öcalansız bir savaşın devam edeceği ama barışın asla gereçekleşmeyeceği şeklendiyedi.
Üç oturumun sonunda Öcalan’a Özgürlük Kürdistana Statü İnsiyatifi üyesi Hevin Güneş, Öcalan’nın özgürlüğü ve Kürt halkının statü kazanmasına ilişkin yürütülen kampanyaları sinevizyon eşliğinde katılımcılara sunarak paneler dizisini alkışlar arasında sonuçlandırdı.
Konferansın sonuç bildirgesinin ise önümüzdeki günlerde kamoyuna açıklanacağı belirtildi.
Kürt tarafı nasıl bakıyor?
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, konferanstaki konuşmasında, süreç nasıl işler, eksiklikler nasıl giderilir, bu süreçten barışçıl bir çözüm çıkar mı, çıkmaz mı, sorularına fazla takılmadan, Kürt tarafının bu sürece yönelik görüş ve yaklaşımlarını ortaya koymaya çalıştı. Konuşmanın o bölümü şöyle:
Öcalan’ın şartları uygun değil
Sayın Abdullah Öcalan, hareketin kurucusudur, lideridir ve hareketi her düzeyde temsil etmektedir. Dolayısıyla kendisiyle görüşmelerin başlatılması yerinde ve isabetli bir karardır. Ancak şu an içinde bulunduğu şartlar bir barış sürecini yürütmeye müsait değildir. Onun için bir an önce barış sürecini rahatlıkla yürütebileceği şartların kendisine sağlanması gerekir. Öncelikle istediği bilgi ve belgeye ulaşabilmesi, örgüt yönetimi dahil istediği kişi, kurum ve çevrelerle görüşebilmesi ve görüşme heyetini istediği şekilde oluşturmasına imkan sağlamak gerekir. Örgüt başkanıyla ortaklaşmak istiyor. Eğer barış konusunda samimiyet varsa bu konuda engel çıkarılmaması gerekir.
Oslo mutabakatı geçerlidir
Kürt tarafı, bu sürece yeni bir süreç ve her şeyi baştan ele alan bir süreç olarak görmemektedir. Bu daha önceki süreçlerin devamıdır. Özellikle Oslo sürecinde nerede kalınmışsa oradan devam etmek niyetindedir. Dolayısıyla o süreçte oluşturulan belge ve mutabakatlara bağlıdır. Kürt tarafının o süreçte sunduğu yol haritası ve protokoller geçerliliklerini korumaktadırlar.
Sağlıklı ilerlemesi için
- Sürecin sağlıklı ilerlemesi için bir çatışmasızlık ortamına ihtiyaç vardır. İki taraflı bir ateşkes hemen devreye girmelidir.
- Bunun yanında Kürt siyasetçilerine yönelik tutuklama kampanyaları ve polisiye operasyonlar da durmalıdır.
- İki taraf da açıklamalarına ve diline dikkat etmeli, süreci olumsuz etkileyecek açıklama ve yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.
- Bu çerçevede ilgili tarafların ve katkı sunabilecek kesimlerin içinde yer aldığı ve yetkisini TBMM’den alan bir Barış Konseyi kurulması gerekir.
- Hazırlanacak yeni anayasanın, Kürt kimliği başta olmak üzere çeşitli toplusal-kültürel kimliklerin varlığını ve kendilerini özgürce ifade etmelerini kayıtsız ve şartsız olarak sağlaması, anadilde eğitimi garantilemesi, demokratik siyaset, ortak vatan ve demokratik uluslaşma anlayış ve uygulamalarına da açık olması gerekir. Bu çerçevede siyasi partilerin ve sivil toplumun da yeterince dâhil edildiği bir Anayasa Konseyini (konvansiyon, kurucu meclis rolüne yakın) oluşturmak gerekmektedir.
- Demokratik barış ve uzlaşının gelişmesi ve güven ortamının sağlanması açısından şimdiye kadar yaşanan çatışma ortamında Türkiye ve Kürdistan’da büyük acılar ve travmalar yaratan, uluslar arası savaş kurallarına ve insan haklarına aykırı olayları araştırarak açığa çıkaracak Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu’nun kurulması lazımdır.
- Anayasal sürecin tamamlanması ve kapsamlı bir yakın tarih yüzleşmesi sonucunda karşılıklı af ile kalıcı çözüm ve barış ortamına geçilmesi mümkündür.
- Kürt tarafı çözümün kısa adını Demokratik Özerlik olarak koymaktadır.
- Şu an başlayan diyalog süreci aracısı olmayan direk iki taraf arasında yürüyen bir süreçtir. Durum şimdilik böyle olmakla beraber, ileride aracı kurumlara veya süreci kolaylaştırıcı yardımcılara ihtiyaç olmayacağı anlamına gelmiyor. Gerek sorunun büyüklüğü, çok taraflı olması, birçok ülkeyi ilgilendirmesi itibarıyla, dış kolaylaştırıcı desteğe ihtiyaç olacaktır. Bu çerçevede Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların rollerini göz ardı etmemek gerekir. Bunun yanında tarafsız konumuyla İsviçre gibi devletlerin bu süreçte oynayabilecekleri roller de vardır. Kürt tarafı gerek arabulucular, gerekse kolaylaştırıcı rol ve yardımlar konusunda açıktır ve katkı sunabilecek herkesimin katkılarını istemektedir.
ALİ ONGAN / BERN