Amerika’dan Bakış


ABD'de gittikçe sürreal görünümler kazanarak devam eden başkanlık ön seçimleri önümüzdeki hafta kritik bir dönemece giriyor. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler önce Iowa ve sonra New Hampshire’da ilk ön seçim sınavından geçecekler. Bu iki eyalet nüfus olarak küçük, dolayısıyla kağıt üzerinde genel seçimlere etkileri ihmal edilebilecek düzeyde. Ancak ön seçimlerde parti içi rekabetin durumunu göstermeleri açısından kritik önemde. Birçok aday adayı bu iki eyaletteki performanslarına göre havlu atıp atmamaya karar verecekler.

Demokratların favori adayı Clinton. Vermont senatörü Bernie Sanders ise 'siyah at' diye tabir edilen aniden belirip iddialı hale gelmiş olan rakibi. Seçim başladığında yıllardır kendini Demokratların başkan adaylığına hazırlayan Clinton "rakipsiz" gözüküyordu. Ancak kendini 'demokratik sosyalist' olarak tanımlayan 73 yaşındaki Sanders gençlik ve sol kesimde heyecan yaratarak birdenbire güçlü bir şekilde yarışa dahil oldu. 

Sanders'ın seçim platformu ekonomi, daha doğrusu ekonomik eşitsizlik üzerine kurulu. ABD'de son 20 yılda orta sınıfların gelir düzeyinde çok az gelişme oldu, ekonomik büyümenin aslan payını hatta neredeyse tamamını üst gelir grubundaki insanlar elde etti. Bunun getirdiği memnuniyetsizlik politik alana şiddetli kutuplaşma ve geleneksel politikalara ve politikacılara tepki olarak yansıyor. Uluslararası serbest ticaret antlaşmalarına, üretimin işgücü maliyetinin düşük olduğu ülkelere kaydırılmasına, göçmen alımlarına, Wall Street şahsında ABD’nin büyük finansına ve Washington DC merkezli kariyer politikacılarına karşıtlık olarak kendini ifade ediyor. Cumhuriyetçi cenahta Trump toplumun bu tepkili ruh halini istismar ederken, Demokratlar arasında da ilk defa Avrupa çizgisinde katıksız bir sosyal demokratın, yani Sanders'ın önü açıldı. 


Peki Sanders'ın şansı var mı?

Hillary Clinton hala yarışı ciddi bir farkla önde gözüküyor. Ancak…yine Clinton’un favori başladığı 2008 yarışının başında Obama'ya kimsenin fazla şans vermediğini en iyi Hillary Clinton ve ekibi hatırlayacaktır. O yüzden Sanders'ın şansı yok demek güç. Ekonomik eşitsizliğe olan tepkiyi iyi kullanıyor. E-mail, Bingazi vb gibi ciddi skandallara adı karışan Clinton’dan farklı olarak daha ‘kirlenmemiş’ olarak algılanıyor. Sosyal konulardaki liberal pozisyonları özellikle genç sol seçmene cazip geliyor. Ancak bazı ciddi zaafları da yok değil.


Nereden çıktı 

ulusal güvenlik şimdi?

Sanders'ın bu yarışta en büyük handikapı uluslararası ilişkiler ve terörizm konusundaki ilgisizliği ve (görebildiğim kadarıyla) bilgisizliği olacak. Hakkında rahat konuşabildiği orta sınıfın ekonomik sıkıntılarını 'esas gündem' olarak gören Sanders, konu Suriye, Ortadoğu, IŞİD ve İslamcı terörizme geldiği zaman 'işe kendi hatalarımızı görmekle başlayalım' veya 'Suudiler ve İran biraraya gelip IŞİD'in işini bitirsinler' gibi sözkonusu iki ülkeyi ancak Sanders'i alaya alma konusunda ortaklaştırabilecek akılsızca öneriler ileri sürebiliyor. Eğer 2008 veya 2012 yılında olsaydık bu zaaf çok sorun olmayabilirdi. Hatırlanacaktır, Obama'nın da uluslararası ilişkiler deneyimi yoktu, yanına Biden'i takıp bu açığı kapadı. Ancak şu anda hava farklı. ABD'de kamuoyu araştırmaları 11 Eylül döneminden beridir ilk defa ulusal güvenlik sorunu yüzde 40’la kamuoyunun gündeminde tepeye çıktığını gösteriyor. Sanders'ın bu seçimde Clinton karşısında başarıyı gerçekten arıyorsa -ki şansı olduğunu düşünüyorum- bu konuda söylemini yenilemesi ve böyle bir sorun yokmuş gibi davranmayı bırakması şart.


Herkese herşey bedava

Sanders’ın platformundaki ikinci problematik alan geniş anlamıyla "ekonomi" politikaları - Sanders kapsamı genişletilmiş ve daha bonkör bir sosyal güvenlik ağı, 'single payer' yani vergilerle tamamen sübvanse edilmiş bir sağlık sistemi, devlet eliyle yüksek eğitim bursları, vb öneriyor. Bunlardan doğacak bütçe açığını nasıl kapayacağı belli değil. Sol ve popülist siyasetçilerde yaygın olduğu türden hayali 'bedava imkan' dağıtıyor gibi duruyor. Çekirdek Demokrat tabanda desteği olan bu 'Avrupa tarzı ekonomik ve sosyal programlar', Avrupa'nın ekonomik durumunu daha yakından takip edenler için endişe verici bir sorumsuzluğa işaret ediyor.


Merkeze kayıp

'Bağımsızları' kazanabilir mi?

Gelgelelim bu soruya. Eğer Sanders doğru zamanda doğru vurgu değişiklikleri yapmaya başlarsa bu zaafların hiçbir önemi olmayabilir.

ABD’de ön seçimlerin şu özelliğini unutmamak gerekiyor: ABD'de ön seçimlerin ilk aşamasında aday adayları tipik olarak parti tabanlarının en sekter kesimlerini yanlarına çekip bir dinamizm yaratmaya çalışırlar. Bu açıdan 'sol' tabanı kendine çekerek Sanders dinamizm yarattı. Ancak yarışın ilerleyen aşamalarında sonuçları ABD'de sayıları kendini Demokrat ve Cumhuriyetçi olarak deklare edenleri aşan ve seçimlerde adaya göre her iki tarafa da meyl etme potansiyeli taşıyan kesimler belirliyor. Partinin başkanlık seçimi adayının bu kesimi de kazanacak esnekliği gösterebileceğini ispatlaması önemli. Sanders için bu, daha merkez bir çizgiye yürüyebilmeyi gerektiriyor. 

Eğer Sanders bu esnekliğe sahipse, erken aşamalardaki radikalizmi, bırakın bir handikap olmayı, taraftarlarını coşkuyla sandığa taşıyan bir avantaj haline dönüşebilir.

İhtimal az ancak imkansız değil. Sanders'ın Obama hezimetinden 8 yıl sonra Clinton'a bir 'deja vu' yaşatıp yaşatamayacağını pek yakında göreceğiz.