Hakkari’den.........Tarihin sayfaları yeniden canlanırken, günümüzde yine Kürt kadınların direnişlerine tanık oluyoruz. Besê gibi kadınlar teslimiyetin ölümün kendisi olduğunu zaten anlamıştı. Önemli olan insanın kendi ruhunu, onurunu düşmana satmadan yaşamaktı ve yeri geldiğinde de onurlu bir şekilde ölmekti. Direniş tarihine nakşedilen bu Kürt kadınlarının düşmana karşı içlerindeki isyan hep zuhur etti. Dêrsim'in uçurumlarında yarım kalan gülüşler, düşmanın yüreğinde ise hep bir yara bırakmıştı. Çünkü bu direniş onlara dert olmuştu.
Bu hiyerarşik zihniyet ortaya çıktığından beri onunla beraber kendilerini de bu sistemle satan ruhlar hep oldu. Ama bunun yanında hep özlerini koruyan insanlar da mücadelelerini yansıttılar. Kürt tarihinde de bu gerçeklik hep vardır. Bu gerçeğin içerisinde yine kadınlarımız onurluca varlıklarını korumak için elbette yeri geldiğinde ölümü de seçtiler. Ölüm hiç bu kadar utanmamıştı varlığından. Güvertesini şaşırmış bir gemi gibi buluyordu insanları. Eminim ki seçim ona ait değildi. Ki öyle olmasaydı onu hak edenler, bugün yine aynı geleneği devam ettirmeyecekti.
Şimdi yine aynı sahneler canlanıyor. Kürt kadınları direniyor diye sevinelim mi, yoksa yine başka çareleri kalmıyor da kendilerini uçurumlardan atmak zorunda kalıyorlar diye yas mı tutalım? Tıpkı Besêler gibi… Şimdi de Zeliha gibi Kobanêli, Şengalli kadınlarımız… Evet, Zeliha 27 yaşında bir Kürt kadını. DAİŞ’in eline düşmemek için kendisini kuyudan atan onurlu bir kadın.
İktidarcı, katleden zihniyet ne kadar yok edip yıksa da bunun karşısında mutlaka hep özünü koruyan bir ruh, bir gelenek olmuştur. Zihniyet bazen TC oluyor, bazen de DAİŞ! Farklı isimlerle kendisini gösterse de sonuç itibari ile yaşattıkları hep aynı acı ve aynı ölümlerdir. TC Dêrsim’i yakar, DAİŞ Şengal’i. Değişen; yer ve zaman... Katledenler ise hala yerinde duruyor. Onlar hiç değişmedi.
Ne hikmetse! Hikmetinden esirgemeyen de ne yazık ki onlardan... Ki yaşananlar ortadadır. O yüzden bir şeyler ummaya gerek yoktur. Olacaksa bir şeyler direnmekle, reddetmekle olur. Başarının kapısını aralamak için var olan sistemi kabul etmemek gerekir. Bunun alternatifini de zaten Önderlik ortaya koymuştur. Özgür ve demokratik bir yaşam alternatifi… Bunun için direnmek ve savaşmak elbette kendisiyle beraber zaferi de getirecektir. Bu yüzdendir tüm devletçi kafa yapılarının bize karşı oluşu.
Günlerdir Kobanê direnişi devam ederken başta DAİŞ olmak üzere tüm dünyaya Kobanê’nin düşmeyeceği ispatlanmış oldu. Süresiz savaş içerisinde canlarını bir bütünen adamış YPG ve YPJ birer umut oldu. Orada yaşayan Kürtler bunu görerek sırtlarını o özgürlük savaşçılarına dayadılar. Omuz omuza bir savaş yürütüyorlar. Kürt halkı ülkenin her yerinden, Avrupa’dan, yani yaşadıkları her yerden artık birlik olduklarını haykırdılar. Desteklemek için sınırlara yürüdüler, sokaklarda savaştılar ve bedeller verdiler. Ve bu savaş devam ettikçe de bunlar olmaya devam edecektir.
Savaş gerçekliğinin içerisinde yaşanan olaylar insanda derin yaralar bıraksa da bir yandan hakikatli olanı da alnının çatından vuruyor. Biz kadınların amacı Besêlerin, Bêrîtanların ve Zelihaların izinde yürümek olmalıdır. Bu amaç o kadar kutsal ve o kadar derin bir ideolojiye sahip ki ona koşmamak elde değil.
Bu ideoloji yaşanarak öğrenilir. Çekilen zorluklardan, acılardan tecrübeler çıkartılarak yaratıldı bu ideoloji. Zerresine kadar tartıldı, ölçüldü. O yüzdendir o kadar derin ve içten olması. Bazen bir onur savaşı, bazen de varlıklarını koruma savaşı ve bazen de bir nefes savaşı oluyor. Yeri geldiğinde toprağına, bayrağına sahip çıkma savaşı oluyor. Yani bu savaş her türlü işgale, ırkçılığa, katliama karşı verilen bir savaş oldu. Ve kadınlar hep bu savaşın içinde kendi seslerini duyurmak için mücadele ettiler.
Tıpkı bir türkünün insanı alıp sürüklemesi gibidir bu direniş. Bir türkü gibi dilden dile yayıldı zaten. Tanrıçaların dilinden günümüze çeken bir türkü! Şimdi de savaşan, direnen kadınlarımızın dilinde söylenmeye devam etmekte. Bu bir özgürlük türküsüdür; mücadelenin, onurun ve varlığın türküsüdür! Bunu yarınlara dinlettirmek de biz kadınlara düşmektedir. Ve yıllar sonra yine bu ülkede kadınlarımız bu türkü ile anılacak, bu anı ile kutsanacaklardır. İşte o zaman bu direnişin ne kadar derin izler bıraktığını herkes anlayacaktır.