Betonu delen çiçek kadar özgür değilsiniz
Hatice ERGÜN Haberleri —
- Her kurumsal erk ve toplumsal uzantıları, özgürlüğü şiddetle bastırmaya kalkıştığı, bastırdığı anda yine betonu delen çiçeğin gücüyle karşılaşır, hep karşılaşacak.
HATİCE ERGÜN
Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de katledildi. Reşit olmayan bir faşist çocuk arkadan vurdu. Planlanmış, Hrant Dink’in nicedir, yazılarında haber verdiği bir cinayetti. Ermeni bir entelektüel, bir ulus-devletin desteklediği, devlet yetkililerince kendisine yöneltilen uyarı kisvel tehditlerle çizilen bir hatta, kendi memleketinde yaşama ısrarıyla katledildi. Barışı, uzlaşmayı, çatıştırılan/çatışan tarafların kendilerini tanımladıkları topraklarda birarada yaşamasının şiddetsiz yolları üzerine düşünen, fikirlerini paylaşan bir insan, sırf kimliğinden, yazıp çizdiklerinden dolayı katledildi. 19 yıldır bu cinayetin karşılığı, adalet mekanizmalarında susturuldu.
19 yılda bir nesil yetişti; reşit oldu. Artık, Gaye Boralıoğlu’nun da dediği gibi, Hrant Dink katledildiğinde bebek, çocuk olanlar da ona ‘Hrant’ diye sesleniyorlar. Artık, onlar da böyle bir katlin vahşetini farkediyorlar. Bizler hâlâ, Hrant’ın arkadaşları olarak, her 19 Ocak’ta ona selam ediyoruz; bizlere böyle bir arkadaşlığı mümkün kıldığı için teşekkür ediyoruz; kanın, adaletsizliğin bir türlü sonlanmadığı topraklarda şiddetsiz yaşamanın formüllerine dair bize sunduğu rotalarda yürümeye devam ediyoruz.
Üzerinde yaşadığımız topraklar baskın etnik kimlik dışında kalan kimliklerin şiddetle susturulduğu, susturulmayanların, yine, şiddetle yok edildiği örneklerle dolu. Hrant Dink’in katli bunun bir örneği; en sesli, en ‘geliyorum’ diyen, bir topluluğa, siyasal duruşa yönelik bireysel hedeflemeyle gözdağı veren bir örnek. Başarılı mı?
Bir insanı ortadan kaldırmakla, o insanın değerini yok saymakla kendi nezdinde, tabii ki başarılı ama hayır. Bizleri, barışı arayanları, barış içinde bir arada yaşamaya kararlı olanları vazgeçirmekte başarısız. Her kurumsal erk ve toplumsal uzantıları, farklılıkla yaşamayı, özgürlüğü şiddetle bastırmaya kalkıştığı, bastırdığı anda yine betonu delen çiçeğin gücüyle karşılaşır, hep karşılaşacak.
Bunun anlamını, bu köşenin sınırlarında, Hrant Dink’in kaleminden devamla açıyorum; ‘iyi ki, bu topraklardan geçtin, bu topraklara filiz verdin Hrant’ diyerek:
Gayrı güneş doğuyor ve bu toprakların insanları kendi dillerinde artık ‘Günaydın’ diyor.
Bir günaydın da benim Ermenicemden... ‘Pariluys.’
Pariluys ey güzel yurdum. (Agos, 18.06.2004)
...
Anadolu harmanında ne Kürtçe salt Kürtlere ne de Ermenice salt Ermenilere terk edilebilir. Türkçe bilmek kimseyi Türkleştirmediği gibi, Kürtçe bilmek de bir Ermeni’yi Kürtleştirmez. Kürtçeyi salt Kürt’ün tekeline bırakmak olsa olsa Kürtçülüğü, Ermeniceyi Ermeni’nin tekeline bırakmak da Ermeniciliği besler. (16.07.2000)
...
Eğer bu ülkede halen İstanbul’un fethi aradan bunca asır geçmesine rağmen ihtişamlı törenlerle anılıyorsa, ama Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında kaybedilen milyonlarca insanın acısını unutmuş olmak da kimi çevrelerce bir erdem gibi sunuluyorsa, bizatihi bu ruh halinde bir aksaklığın var olduğu açıktır.
Türkiye’de unutmanın nedeni erdem değil, baskı, korku ve dayatmadır. Bugün hâlâ unutmayı savunanlar, aslında sadece geçmişten değil, gelecekten de korkanlardır.
Unutulmamış geçmiş, geleceğin de teminatıdır.
Geçmişi unutmadığımız bir gelecek, barışın daim olduğu bir gelecek umuduyla.
Ahparig Hrant’a selamla.







