Önce küçük Erdoğanlar belirir

Hatice ERGÜN Haberleri —

  • Önce küçük Erdoğanlar beliriyor; bu insanlarla  hangi cinsiyetten olursa olsun öfkesini sağlıklı kanallardan sağaltmayan, üretici ve yaratıcı sonuçlara dönüştürmeyen – zira böyle bir derdi olmayan – kişilerin/şahısların gündelik ilişkilerinde karşılaşıyoruz.

HATİCE ERGÜN

Faşizm böyle bir şey. Umberto Eco’nun, bu köşede ara ara referans verdiğim ‘Ur-fascism’ yazısı, gündeliğin içinde faşist ilişkilenmelerin nasıl köklendiğini, yayıldığını, nasıl hiç de faşist gibi hissetmeden – zira bireysel/kişisel yapıp etmeler üzerine hiç düşünmeden – faşist olunabildiğini resmeder. Kişiselden siyasal olana doğru ilerleyen, kişisel olanı kütleleştiren bir süreçtir, bu.

Bugün Türkiye’de ve dünya genelinde öfkeyi pompalayan siyasal liderlerin sembol edildiği yönetimlerle yaşayan toplumlarda sıkça gördüğümüz, siyasal ve toplumsal alanlarda anaakımlaşan bir olma ve yapma biçiminden bahsediyorum:

Önce küçük Erdoğanlar beliriyor; bu insanlarla  hangi cinsiyetten olursa olsun öfkesini sağlıklı kanallardan sağaltmayan, üretici ve yaratıcı sonuçlara dönüştürmeyen – zira böyle bir derdi olmayan – kişilerin/şahısların gündelik ilişkilerinde karşılaşıyoruz. Hak savunusuna dair bir fikri olmayan, bununla ilgili adım atmayı reddeden, hak talebini salt kendine hak biçen, ‘hep haklı’, çünkü ‘hep mağdur’ olduğuna inanan, dolayısıyla, gündelik ilişkilerinde kendine uygun gördüğü güç formunu ne olursa olsun dayatmayı hak talebi addeden bir insan tiplemesi.

Her an düşebilirler, bunun farkındalar

Küçük Erdoğanlar ... Yaşça büyük, küçük, bedence iri, cılız insanlar için ‘küçük’ sıfatını aşağılama, küçümseme refleksiyle kullanmıyorum. Küçükler; sarayları, sağlam betonları, maddi kaynakları, kendilerine hastalıklı bir hayranlıkla, aşkla bağlı takipçileri yok. Bir kısmının sosyal medya kanallarında saçtıkları nefret sözlerinin düzenli ve kendileri kadar şiddete vuran öfkeli takipçileri var, evet. Kendilerini koruyabilecekleri askerleri, polisleri, envai çeşit güvenlik personeli yok; kendilerini ordu/asker kılarak teselli edebilirler, en fazla. Her an düşebilirler, bunun farkındalar. O nedenle, daha da şiddetlenirler.

Ortadoğu’da hiç bitmeyen devletler şiddeti bugün Rojava’ya uzandırılırken, iştahları bir türlü doyurulamayan silah sanayii ve ticareti, bu para akışından beslenen, palazlanan ulus-devletler cihatçı gruplarla flörtte ilerlerken Türkiye’de belirli kişilerin sözleri, açıklamaları, belirli grupların gövde gösterileri böyle bir faşizmi bir kez daha örnekliyor.

Faşizm aklı da duyguyu da reddeder

Önce bir bakanın, Suriye’de Kürt kadınların, bebeklerin, Alevilerin katlinin protestosuna verdiği tepkiyle başlıyor. Adını koyamayacağım, bilgisizlikle, kötülükle verilen bir tepki bu: Katledilenlerin dinini bilmeden Müslüman olmadıklarını kesinliyor. Nereden baksan, saçmalık. Ama öyle değil mi, faşizm aklı da duyguyu da reddeden, tek bir hissin dayatıldığı bir hatta serpilmez mi?

Sonra, katliama, Suriye’deki vahim, tüm bölgeyi cihatçılığa ve sömürüye, doğal kaynakların temellüküne teslim edecek ayarlamalara, bu ayarlamalar için yol verilen saldırılara, katliamlara karşı protesto eylemlerine dönük güvenlik bahaneli engellemeler ve şiddetle devam etti:

25 Ocak 2026’da DEM Parti’nin Çanakkale’de düzenlediği eylem öncesinde ve sırasında yaşananlar bunun bir örneği. Partinin valilikçe onaylı eylem planına rağmen aynı tarihte ve neredeyse eşzamanlı bir faaliyet düzenlendi: Türk Harp Malülü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği, Anadolu Şehit Aileleri Derneği, Terörle Mücadele Vazife Kahramanları ve Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Muharip Gaziler Derneği toplu olarak 20 Ocak’taki basın açıklamasıyla DEM Parti’nin bayrak düşmanlığını körüklemek amacıyla hareket ettiğini ve eyleme engel olacaklarını fütursuzca dile getirdiler. İki ayrı yer değişikliği sonrasında, DEM Parti’nin Rojava protestosu, 25 Ocak’ta parti binasın bulunduğu daracık sokağın iki çıkışı polis ablukası altında olacak şekilde gerçekleşti. Bizzat polisin provokasyon girişimine rağmen sol ve sosyalist partilerin destek verdiği, İHD’nin gözlemci olarak yer aldığı eylem sükûnetle başladı, devam etti, bitti.

Çoklu faşist eylemlere rağmen

Şiddet çağrılarının, manipülatif bayrak-devlet-millet sloganlarının yükseldiği çoklu faşist eyleme rağmen DEM Parti’nin eylemi bu ülkede ve komşularda barışın mümkün olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Rakel Dink’in sessiz yürüyüşe çağrısına uyan kütleleşmeyen kitlelerin hâlâ olduğunu, inatla, politikada şiddetsizliği aradığını bir kez daha gösterdi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.