Türkiye'de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet, var olan gerçekliği yok saymaya, bütün insani değerleri kirletmeye, içini boşaltmaya devam ediyor.

Hergün çocuk, kadın, yaşlı, asker, polis, militan ve sivil ölüm haberleri hava raporu gibi veriliyor artık. Herşey kanıksanmış vaziyette. Bir iki ah- vah'ın ötesine geçmiyor tepkiler. Ve bu halk 'kan banyosu'nu çok sevmiş olmalı ki; yüzde 55 diyormuş anketler…

Çatışmalar kızıştıkça savaş etiği denilen şey de yerle bir ediliyor. Cenevre sözleşmesi kuralları da ayaklar altına alınıyor. Siviller vuruluyor, yaralılar hastahaneye kaldırılamadığı için kan kaybından ölüyor. Cenazeler günlerce vurulduğu yerde kalıyor. Evet. Öyle bir yer ki burası ambülans artık sıhhi imdattan değil, AİHM'den isteniyor. Dahası AİHM'in tedbir kararları da uygulanmıyor.

Bu savaşta 'Beyaz bayrak' imgesi de anlamını yitirdi. Her açılan beyaz bayrağın üzerine kan sıçratılıyor.

İnsanlar ölüyor, insanlarla birlikte gerçekler de bombalanıyor. Savaş konseptinin devreye sokulmasıyla içine girilen bu çatışmalı dönemde bildik medya da kendine verilen görevi harfiyen yerine getiriyor ve gerçekler de öldürülmeye çalışılıyor. Meslek ahlakını ve vicdanı ayaklar altına alarak, yalanı gerçekmiş gibi, gerçeği de yalanmış gibi gösteriyorlar.

Medya çatışmalarda sivillerin öldürüldüğünü dile getirmiyor. Tam tersi yaşanan gerçekler, yalan yanlış, çarpıtılmış haberlerle havuz medyasına servis edilerek kamuoyu kandırılıyor. Oluşturulan korku ikliminden kaynaklı olarak da bazıları 'Kral çıplak' deme cesaretini gösteremiyor.

***

Oysa gerçekler orta yerde duruyor. Bu konuda birkaç gün önce Türkiye İnsan Hakları Vakfı bölgede ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve sivillere yönelik yaşam hakkı ihlallerini içeren bir rapor hazırladı. Son 5 aylık süreçte yaşananları değerlendiren rapora göre, en az 1 milyon 377 bin kişinin en temel yaşam ve sağlık hakkı ihlal edildi. En az 198 sivil sadece resmi sokağa çıkma yasağı ilânı olan zaman dilimleri içerisinde yaşamlarını yitirdi. 198 sivilin yanısıra bir bebek anne karnındayken hayatını kaybetti.

TİHV'in raporuna göre, hayatını kaybeden 198 sivilin 39'u çocuk, 29'u kadın, 27'si ise 60 yaşın üstünde. Beş aylık süreçte, tanıklarca beyan edilen ölüm biçimlerine göre ise, en az 40 kişi kendi evlerinin sınırları içerisindeyken, açılan ateş veya tanklardan atılan top mermilerinin evlerine isabet etmesi veya sokağa çıkma yasağının yarattığı ortamın doğrudan etkisi ile sağlık sorunları sonucu yaşamını yitirdi. Yine rapora yansıyan verilere göre; 21 kişi güvenlik güçleri tarafından ambulansların engellenmesi nedeniyle hayatını kaybetti.

***

Toplum, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu bir süreçten geçiyor. Kimden gelirse gelsin kurşun kurşundur, kim ölürse ölsün ölüm ölümdür, acı acıdır ve herkesin acısı kendine büyük. Toplumsal bir öğe olarak kitleler bu duruma karşı çıkıp barışı dillendirmedikçe, şiddet varlığını korudukça, ve bunun medya tarafından kışkırtılması devam ettikçe yara kanamaya devam edecektir.

Herkes eşit vatandaş olmadan, her birimiz bir diğerimizle eşit olduğumuzu, eşit haklara sahip olduğumuzu hissetmeden yürünecek başka bir yol kalmadı çünkü.