Kendisiyle dayanışma için bir araya gelen kadınlara mesaj gönderen Leyla Güven, “Hala da ruhen kendimi iyi hissediyorum. Fiziğim zorlasa da beynim bana moral veriyor. Başarmaya çok yakınız. Kendimi şanslı hissediyorum değerli arkadaşlarım ve yoldaşlarımdan dolayı” dedi.

DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması amacıyla sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 115. gününde

Kadınlar, Leyla Güven’e destek olmak amacıyla “Leyla ile dayanışan ve ses veren kadınlar” sloganıyla bir araya geldi. Toplantıya mesaj gönderen Leyla Güven,“Yeni 8 Martlar daha özgür günlerin müjdeleyicisi olacak” dedi.

“Leyla ile dayanışan ve ses veren kadınlar” sloganı etrafında bir araya gelen kadınlar, İmralı tecridinin kaldırılması talebiyle 115 gündür açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven için topladıkları imzaları İstanbul Taksim’de bulunan bir otelde düzenledikleri toplantıyla açıkladı.  “Leyla’ya ses veriyoruz, hayatı savunuyoruz” pankartının asıldığı toplantı salonunda Leyla Güven’in fotoğrafları da yer aldı. İlk olarak Leyla Güven’in kadınlara gönderdiği mesaj okundu.

Güven: Özgürlüğün müjdecisi olacak 

Güven’in kadınlara gönderdiği mesaj şöyle: “Merhaba sevgili kadınlar, öncelikle 8 Mart haftasındayız. Bütün dünya kadınlarının ve sizlerin 8 Mart direniş gününü kutluyorum ve inanıyorum ki her gelen yeni gün, yeni 8 Martlar daha özgür günlerin müjdesi olacak. 8 Martlarda bizler kadınların yani toplumun taleplerini alanlarda haykıracağız. Her gün direnişi yükselterek kadının toplum içerisindeki haklarını ve hukukunu en üst seviyeye ulaştıracağız. Bundan hiç şüphemiz yok. Cezaevlerinde yüzlerce arkadaşımız de böyle diyor. Tarih boyunca demokrasinin, özgürlüklerin artması kadının hak ettiği yere gelebilmesi için kadınlar birçok eyleme öncülük yapmışlardır. Ben de böyle bir eylemin öncülüğünü yapmaktan onur duyuyorum. Ben birçok kimlik taşıyorum ve çoğunu ben seçmedim. Ben kendim karar veremedim birçok konuda. Hayatıma dair bütün kararları kendim almadım. Örneğin feminist olmak kararını kendim aldım. Eylem kararını da kendim verdim. Kendi kafamda tasarlayarak her şeyi tek başıma adeta ilmek ilmek ördüm ve bu greve öyle başladım. Hala da ruhen kendimi iyi hissediyorum. Fiziğim zorlasa da beynim bana moral veriyor. Kendi kararımı kendim verdim. Sizlerin bir araya gelmesi çok değerli. Kadın mücadelesi çok anlamlıdır. Kadın ziyaretçiler bana ayrı bir coşku veriyor. O açıdan biz diyoruz ki bir kadın şiddet görüyorsa bütün kadınlar şiddet görüyordur. Bir araya gelen bütün yüreklere ve canlar sevgilerimi iletiyorum. Başarmaya çok yakınız. Kendimi şanslı hissediyorum değerli arkadaşlarım ve yoldaşlarımdan dolayı. Gelecek 8 Martlarda olacağımızın umudunu taşıyorum. İyi ki ben de sizin arkadaşınız ve yoldaşınızım. Hoşçakalın.”

525 kadın örgütü ve kadın

Güven’in mesajı ardından 525 kadın örgütü ve kadın tarafından hazırlanan ortak basın metni yazar Ayşegül Devecioğlu tarafından okundu. Ortak metin şöyle: “Duymak ses vermek yaşatır. Depremlerden hatırlarız ‘Orada kimse var mı’ diyen sesi. Can kurtarmanın çabasıdır o ses. Bir ses gelsin diye umut ederiz. Yaşamın sesidir o. Leyla Güven orada Diyarbakır’da. Hayata sahip çıkmak için açlık grevinde. Uzun yıllar Türkiye’de kadın mücadelesi yürütmüş, belediye başkanlığı yapmış, seçmenin yüzde 71 oyunu alarak Hakkari milletvekili olmuş, barış ve demokrasi mücadelesinin uzun yol koşucusu Leyla Güven orada. Barış istiyor sadece. Bedeniyle. Duymadık, görmedik, bilmiyoruz diyemeyiz. Leyla Güven orada Diyarbakır’da. Ölümlerden yorulmadık mı. ‘Başkalarının hayatından daha değerli değil hayatım’ diyen bir seçilmişim diğerkamlığından etkilenmedik mi? Hayatın gücü yaşatabiliyorsak bir güç. Zaman daralıyor. Yakın tarihimiz elimizden kayan yüzlerce yaşamla dolu. Yeni kayıpları taşımaya gücümüz yok. Biz kadınlar hayatı savunuyor Leyla ile dayanışıyoruz.”

Okunan metin ardından Güven’i ziyaret eden kadınlar kısa konuşmalar yaptı.

Leyla’ya söz olalım 

Barış aktivisti Nimet Tanrıkulu, “Leyla’nın eylemine barış yolcuğuna çıkma olarak baktım. Leyla eyleme kendisinin karar verdiğini ve en fazla kadınların tecrit altında olduğunu söyledi. Yaşadığımız süreç çok zorlu bir süreç. Bize düşen yaşamı savunmak ve Leyla’ya ses vererek bunu savunmak. Kadınların çok şey yapması gerekiyor. Onun içinde bir araya gelelim. O yaşadığında barışın yolu açılacaktır. Leyla’ya söz olalım” dedi.

Işık saçan yüzüyle tanıdım 

Güven’i yapılan ziyaret sonucu tanıdığını belirten Demokrasi İçin Birlik (DİB) Girişimi’nden Nesteren Davutoğlu, şunları söyledi: “Solmuş bedeni ve ışık saçan yüzüyle tanıdım. Sarılasım geldi ve kendimi zor tuttum. Türk kulağıyla dinledim. Oradan öyle bir çıktım ki bu benim bir kardeşimdir ve yasalar uygulanmalıdır. Bu hepimizin altında duracağı şemsiye olmalıdır diye düşünüyorum. Hakkımızı alalım diye Leyla bize öncü oldu.”

Görmek büyük güç verdi 

Tarihçi Ayşe Erzan da Leyla Güven’i yüz yüze görmekten çok büyük bir güç aldığını söyleyerek, şöyle konuştu: “Leyla’nın çağrısı sadece bize değil. Bu savaş artık bitmeli ve bu haksızlıklar sona ermeli. Bu yasal hakları savunmak, barış mücadelesinin de kendisidir. Leyla Güven ‘hadi diyor’ bize. Herkesin bu talebi dile getirmesini ve bu hakların ihlal edilmemesini duyarlılığı arttırmayı istiyor. Bir kadın, kendi elindeki tek en kıymetli şeyi yani yaşamı ortaya koyuyor. Bunu anlamasını istedi ve hepimiz onun sesi olmalıyız.”

Toplantı kadınların Leyla Güven’i ziyaretine ilişkin paylaşımlarda bulunmasıyla son buldu.  

 

 İSTANBUL

 
 

Devlet ilgisiz kalamaz

   

AİHM eski yargıçlarından Rıza Türmen, açlık grevleriyle ilgili  “Devlet yaşam hakkını korumak ile yükümlüdür. Bunun için ilgisiz kalamazsınız yaşam hakkına” dedi. Türmen, cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için 115 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu. Öcalan’a ilişkin Türkiye’de hukuki bir sorunun  yaşandığına dikkat çeken Türmen, “Tutuklu bir kişinin ve mahkum olmuş bir kişinin tecritte kalması ne kadar doğrudur. Bunun doğru olmadığını gösteren raporlar ve yaşamı bakımından, insan hakları bakımından bunla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları var. İşkenceyi Önleme Komitesi’nin yaptığı ziyaretlerden sonra yazdığı raporlar var. Onlara bakarsanız orada da söylenen şey uzun süreli tecrit insanın yaşamı bakımından tehlikeli gelişmelere yol açar. O bakımdan burada hukuki bir problem var” diye konuştu.

Bir hukuksuzluk denizi

Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüştürülmemesinin bir hukuki problem ve kendini savunması ile ilgili hukuki sorunlar yarattığını kaydeden Türmen, bunların düzeltilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’de korkunç bir hukuksuzluk denizinin olduğuna ve bu hukuksuzluk denizini düzeltmenin yolunun iktidarın değişmesiyle mümkün olacağına işaret eden Türmen, iktidar değişmediği sürece de bazı şeylerin yapıldığını ve bunlardan birinin de açlık grevi olduğunu belirtti. Türmen, “En doğru eylem açlık grevi midir?” diye sorarak şunları ifade etti: “Bizim yaşamını kaybeden insanlara değil de bu demokrasi mücadelesinde yaşayan insanlara ihtiyacımız var aslında. Ve açlık grevi belli bir süre sonra bir hasara yol açıyor. Ondan sonra yaşasanız bile bu yaşamak mı? Kendi başınıza hiçbir işinizi yapamıyorsunuz. Bu nedenle açlık grevleri bir yere kadar tamam ama o mesaj verildikten sonra artık yaşamı kaybetmemek lazım, yaşam gerçekten çok değerli bir şey. Çünkü yaşayan insanlara ihtiyaç var. Yetkililerin bu açlık grevlerine ilişkin artık bir tepki vermesi lazım.”

“İnsan hayatına ilgisiz kalmak gibi bir şey olamaz” diyen Türmen “Devlet yaşam hakkını korumak ile yükümlüdür. Bunun için ilgisiz kalamazsınız yaşam hakkına” şeklinde konuştu.