Gerçeklerin duyulmasını, görülmesini ve seslendirilmesini istemiyorlar. "Suç" ve "suçlu" tanımı skalası alabildiğince genişletiliyor. Adına kuşatma, baskı, korkutma, sindirme... Ne dersek diyelim hedef ilk elde tüm muhalif dinamikleri ve toplumu korku cenderesi içine hapsetmek.

'Barış' sözcüğünden korkanlar, bunu kullananları ‘hain’likle suçluyor. İnsanlar ölmesin demek bile suç sayılıyor artık.

Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show’a Diyarbakır’dan telefonla bağlanan bir vatandaş, abluka altındaki bölgede yaşananlara dikkati çekerek; "Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın," diyor. Olayın medyada konu olmasının ardından özürler açıklamalar soruşturmaların ardı arkası kesilmiyor.

Önce TV kanalı bir açıklama yaparak; provokasyonun hedefi olduklarını, ilk günden bugüne hep devletin yanında yer aldıklarını belirtiyor. Ardından proğramın sunucusu yaşananlardan dolayı özür diliyor ve dahası başsavcılık, öğretmen olduğunu belirten Ayşe Çelik hakkında "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan dava açılıyor. Yetmedi Tv kanalı ve sunucuya da soruşturma başlatılıyor.

***

Uygulamaların hepsi gözdağı amaçlı. Yaşananları dile getirmeyin, konuşmayın bu konuda konuşmak isteyenleri de konuşturmayın demeye getiriyorlar.

Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutanlar, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de elinde tutmak ve denetimi altına almaya çalışıyor.

Kendisine ileri demokrasi diyen bir yapının kapsayıcı ve kucaklayıcı olması gerekir. Ne yazık ki Türkiye’de baskıcı yapının algısı ve zihniyeti bu alanda da baskıcı ve yasakçıdır. Buna karşı gerçekleşen herşeyi tehdit olarak algılar. Kendi çıkarlarına ters gelebilecek her görüşe her bakışa ambargo uygular.

Yılarca otoritenin yüceltilmesine, hatta kutsallaştırmasına dayalı bir itaat kültürü üretildi. Ayırımcı ve dışlayıcı bir söylem geliştirildi. Milliyetçilik zorunlu ve buyurgan ideoloji olarak sunuldu.

Türkiye’de yıllardır yalan yanlış bilgilerle sürekli bölünmekten korkan bir devlet mantığıyla cumhuriyetten bu yana Kürtler ülkeyi bölmek istiyor algısı oluşturuldu. Türk halkının bilinçaltına bu inanç zerk edildi. Böylelikle kimileri kendisini bu ülkenin tek ve gerçek sahibi olarak görmeye başladı.

***

Siyasal alanındaki algı yönetimi, halkın düşünce olarak olgunlaşmamış ve henüz bir davranış kalıbına girmemiş ön kabullerini yönetmeyi, nüfuz etmeyi, değiştirmeyi ve biçimlendirmeyi esas alan bir yönetim tarzıdır. Türkiye’de demokrasiye, toplumsal ve bireysel özgürlüklere karşı yıllardır devam ettirilen psikolojik savaş, bu mühendisliğin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Toplumun, sade vatandaşın Kürt sorunu hakkındaki görüşlerini, sendrom ve fobilerini de tüm bu mühendislikler oluşturmuştur.

Herşey çarkın devamı için, biat kültürü oluşturmak içindir. Şairin dediği gibi itiraz etmeyelim, ellerimiz isyan etmesin diyedir.