Pek tabii olarak, Bilal "babamın kanunlarına göre, ben bir dokunulmazım, sen kim oluyorsun lan?" tertibinden, daveti takmayınca, suç örgütünü, ona bağlı hırsızı, soyguncu, vurguncu, kalpazanı yakalamakla görevli polise "görüldüğü yerde yakalanması" emrini veriyor, polis de, "bütün yollar ona açık ve helaldir" hallerine yatıyor, yakalamaya çıkmıyordu.
Bu manzarayı, cezaevi duvarları arasında seyreden Nuriş çetesi, Sedat Peker ve Alaettin Çakıcı kahırla iç çekiyordu:
"Bu nasıl iş, bizler çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan içerde, bizimle aynı suçtan sanık beyin oğlu dışarda, gemilerini yüzdürmekle meşgul!.."
Yalnız onlar değil, İslamcıları eleştirdiği için, punduna getirilip, hapse atılan Ermeni yazar Sevan Nişanyan da, MHP’li Akşener’in anlattıklarını okuyarak, güçsüze diş geçiren Türk adaletinin yasını tututuyordu.
Akşener, Baba’nın ilk servet birikimini şöyle anlatıyordu:
"(Erdoğan) 1989'da Refah Partisi il başkanlığına atandığında, tamponu telle bağlı otomobilin sahibi, eşinin üzerine Avrupa'da çalışan bir hacı ağabeyle ortak çorbacı dükkanı var. Sonra iflas etmiş ve hacı ağabeyin iddiasına göre, borcu ödenmemiş. İl başkanlığı, maaşlı bir görev. Bu dönemde Üsküdar'da imarsız, iskansız bir ev ve 1994'de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na seçilen bir Tayyip Erdoğan. Aradan yıllar geçip 2002'de partisiyle tek başına iktidar olduğunda Türkiye'nin en büyük işadamanın (Rahmi Koç) 1 milyar doları var dediği bir başbakan. Ben bu hesabın içinden çıkamadım bir türlü. Aldığı maaşları koyuyorum. Hanım efendi çalışmıyor. Hiç harcamadığını düşünelim,. Fakat 1 milyar dolarlık parayı çıkaramadım. Başbakan, Çamlıca'da 5 villa yaptırıyor. Şimdi tanesi 4.5 milyon dolar oldu. Oğlu, kızı, kardeşi ve diğer oğlu 5 villada oturuyorlar."
Sevan Nişanyan tapulu arazisinde bir kulübe yaptırdığı için hapis. İmarsız, iskansız arazide villa yaptıran Recep Tayyip, "alın teri" kazancıyla tertemiz suçsuz.
Öte yandan, herkese göre geçerli olması gereken kanunlar oğluna işlemiyor. Kanunlara göre, çetecilikten aranan biriyle "hemhal" olmak, suç ortaklığı, ona yardım ve yataklıktır. Ama masumun yanında, çetecinin karşısında olması gereken Başbakan oğlunu, halkın parasıyla satın alınmış arabaya bindirip, gezmelere, toplanan yandaş alkışlayıcılara götürüyor.
Hırsızın, kalpazan, rüşvetçinin izini süren savcılar darmadağın ediliyor, yakalamaya çıkan polisler sürgüne gönderiliyordu. Birleşmiş Milletler kararıyla, İslami terör örgütü olan, insanları keserek dehşet saçan El Kaidecilerin temsilcisi sıfatıyla tutuklanan Osman Gülaçar, AKP’nin Van Belediye Başkan adayı yapılıyor, TC’yi üs tutan El Kaidecileri yakalayan savcı ve polisler görevden alınıyordu.
Oğluna yardım ve yataklıkta, kendi kanunları nezdinde suçlu duruma düşen adam, dünyada da El Kaide’ye kol, kanat geren oluyor, kurduğu emir altı "benim savcım, benim yargım" oligarşisinde "TC hukuk devletidir" diye bağırıyor, aleme nizam veriyordu.
"Hukuk devleti" tekme, tokat arasında fukara Kürt evlerini basıyor, onları ağlatmakla kalmıyor, çalışabilenlerinden 10 bin kişiyi tutuklatarak açlığa mahkum ediyor, Başbakan "inlerine inip, orada imha edeceğiz" diye bağırınca, sesi korsanlığa emir sayılıyordu. Türk ordusu, "inlerde imha" adına, ta Güney Kürdistan dağlarına uzanıp, koyun ve keçi sürülerini berhava ediyor, köyleri bombalayor, altı aylık bebeği vuruyor, içlerinde Gerilla lideri Bahoz Erdal olabilir ihtimali üzerine "neye mal olursa olsun" emriyle, Roboskî’de sivil katliam yapıyor, adaleti de katilleri suçsuz ilan ediyordu.
Sakine Cansız ve arkadaşları "ine inme" planının parçasıydı. Katil, "derin tetikçiler"in yuvası Ankara Gölbaşı'nda eğitiliyor, lüks otelde ağırlanıyor, cellatla efendisinin son konuşması ortalığa saçılıyor, sonra tıpkı 1980’lerde Ermeni militanların peşine salınan katilleri inkarda olduğu gibi, "haberimiz yok" yalanına sarılıyorlardı.
Kürtlere zulümle alkış toplayan bu prototip, bugün yolunda yürüdüğü düşük Arap liderleriyle anılıyor. Cengiz Çandar’ın aktardığına göre, Arabiya televizyonun Genel Yayın Yönetmeni Abdurrahman el-Raşid, El Arabiya News gazatesinde yazdığı yazıda, hırızları da koruyan kanunlarını günlük yapan Bilal’in babasının kaderini şöyle çiziyordu:
"Ona (Erdoğan) yaptıkları tezahürattan önce, Irak’ın diktatörü Saddam Hüseyin ve daha sonra Hizbullah’ın başı Hasan Nasrallah’a yapmışlardı. Bunlar Araplar arasında yoğun bir popülerlik elde etmişlerdi. Ama popülerlik, sonuç olarak ya ölüm ya da yenilgileri sonrasında ortadan kalktı. Erdoğan’ın Arap müttefikleri zor durumda. Sevgili liderlerini kaybediyorlar. Saddam gitti. Nasrallah hayal kırıklığı içinde. Mursi devrildi. Esad’a karşı savaşmamış olsa da Arapların sevdiği Türk liderin sonu da bu şekilde olabilir. Sonunda, onu, Suriye ve Irak halklarını öldüren İran rejiminin, kara parasını aklayarak, ona yardım ederken bulduk."
Bilal’in babası
Savcı Muammer Akkaş, 25 Aralık 2013 tarihinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal’e hitaben yazdığı yazıda, "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve üye olmak suçlarından şüpheli sıfatıyla ifadeniz alınacağından, tebligatı aldığınızda, aşağıda belirtilen tarihte Cumhuriyet Başsavcılığımıza müracaat etmeniz, gelmediğiniz takdirde zorla getirileceğiniz tebliğ olunur" deniyordu.