"Bu suça ortak olmayacağız" dediği için Marmara Üniversitesi’nden ihraç edilen öğretim üyesi Erol Katırcıoğlu, savunmasında "Bildiri bugün de gelse imzalarım" dedi. 

"Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza attıkları için haklarında dava açılan barış akademisyenlerinin duruşmaları, İstanbul 33. ve 36. Ağır Ceza mahkemelerinde devam ediyor.  33. Ağır Ceza’daki ilk duruşma, Marmara Üniversitesi’nden ihraç edilen öğretim üyesi Prof. Erol Katırcıoğlu’nun savunmasıyla başladı.  
Katırcıoğlu savunmasında gerek Anayasa’da gerek de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ifade ve basın özgürlüğünün düzenlendiğini hatırlatarak, “Bildiri bugün de gelse imzalarım. 40 yıldır akademisyenlik yapıyor, insan yetiştiriyorum. İnsanların ölümü konusunda sessiz kalmak ahlaki ve vicdani değildir. Muhatap olarak devleti ve siyasileri gördüğümden onlara çağrı yapan bu metni imzaladım. Yangın tüm mahalleyi sarmıştı. Mahalle halkını uyandırmak için üzerime düşeni yaptım. Ortada bir suç yoktur” dedi.
Mahkeme, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 4 akademisyenin dava dosyasının istenmesine, birleştirme ve 301’den yargılama talebinin ise dosya geldikten sonra değerlendirilmesine karar vererek, bir sonraki duruşmayı 24 Nisan 2018’e erteledi
Doktora öğrencisi Cihan Yapıştıran, akademisyenler İsmet Akça, Ayşe Nilüfer Durakaşa, Seçil Ercan, Özgür Müftüoğlu, Semin Çağdaş, Tuba İnal Çekiç ve Yüksel Taşkın’ın da beraat talepleri reddedildi, bir sonraki duruşma 24 Nisan’a ertelendi. 
 
36. Ağır Ceza’daki duruşma

36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ise ilk önce İstanbul Üniversitesi'nden ihraç edilen Tavfik Hakan Ongan hakim karşısına çıktı. Beraat talebi reddedilen Ongan’ın duruşması 5 Nisan 2018'e ertelendi.
Ardından İstanbul Üniversitesi'nden Sinan Yıldırmaz'ın duruşması görüldü. Mahkeme heyeti, birleştirme, Adalet Bakanlığı'ndan izin istenmesi ve beraat talebini ret ederek duruşmayı 26 Nisan 2018'e erteledi. 
 
Duruşma tartışmayla başladı
 
Marmara Üniversitesi'nden ihraç edilen Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu'nun duruşması ise avukat kısıtlılığı tartışmasıyla başladı. Aralarında Amed Barosu Başkanı Ahmet Özmen'in de bulunduğu 20'ye yakın avukat için Mahkeme Başkanı Hakan Özer, 3 avukatın dışında geri kalan avukatların izleyici bölümüne geçmesine karar verdi. Mahkemenin kararına karşı söz alan Avukat Arzu Becerik, KHK ile savunma hakkının kısıtlanamayacağını, savunmanın bu şekilde ihlal edildiğini belirterek, kararı doğru bulmadıklarını söyledi. 
 Mahkeme başkanının "İhraç edildiğini biliyoruz. Şimdi ne yapıyorsunuz?" sorusuna Kaboğlu, "İhraç değil KHK ek listesinde adı olan kişi diyelim. Marmara Üniversitesi'nde çalışamadığım için Paris'teki üniversiteye pasaportuma el konulduğu için gidemiyorum" dedi. 
Sonrasında duruşma, mahkeme iddianamenin okunmasıyla devam etti. Mahkeme başkanı, iddianameyi özetlediği sırada "Bu kadarı yeterli herhalde" demesi üzerine Kaboğlu, "Bu kadarı bile rencide edici" diyerek yanıt verdi. 
 
Metin tek, neden bin 128 dava?
 
Ardından savunma yapan Kaboğlu, ilk olarak dönem açısında süreci değerlendirdi. Kaboğlu, "21 Aralık 2017 bugün. Üzerinden 23 ay geçti. Bu bildiriye imza atanlar kaçmıyorlar, buradalar. 301'den mi TMK 7/2'den mi yargılama yapılıyor? Bu bile net değil" diye belirtti. İddianamenin kopyala-yapıştır şeklinde hazırlandığını kaydeden Kaboğlu, darbe girişimi olmasaydı KHK listesinde isminin yer almayacağını ifade etti. Kaboğlu, OHAL Komisyonu'nun karar verme aşamasına geldiği sırada davaların başlamasının soru işareti doğurduğunu ifade ederek, "Tek metin suç sayılıyor ama neden 1128 dava?" diye sordu. Bunun bir OHAL davası olduğunu vurgulayan Kaboğlu, OHAL olmasaydı bu davaların olmayacağını kaydetti. 
 İddianamenin saçmalığını izah eden Prof. Kaboğlu, 'Niçin barış bildirisi yayınladınız?' diye hedef gösterildiklerini hatırlatarak, şöyle devam etti: "Hendekler barış bildirisinin sonucunda değil, barış sürecinin sonrasında, hükümetin yürüttüğü sürecin sonrasında kuruldu. Bu bildiriye yapılan saldırılar karşısında esasen şu çelişkiye işaret etmek istiyorum; Habur süreci eylemi ifade ediyor. Dağdaki silahlı kişilere 'buyurun silahınızla gelin' diyorsunuz ama hendekteki kişilere 'sizi imha edeceğim' diyorsunuz. Devlet olarak göreviniz öldürmek değil, yaşamı korumak zorundasınız. (…) Barış çağrısı, kamu gücünün eleştirilmesi yoluyla yapılmıştır. Kamuoyundaki tartışmaları ve çağrı belgesinde alıntılanan cümleleri dikkate alarak, bildiride kullanılan 'katliam' sözcüğü ile ilgili bazı açıklamalar yapmak yerinde olacaktır. Türkiye’de geçmişte 'katliam' kelimesinin kullanımından dolayı yaptırıma uğrayan çok sayıda kişi vardır. Fakat AİHM, bu vakaların neredeyse hepsinde ihlal kararı vermiştir…" 
 Kaboğlu'nun savunması ardından avukatları, derhal beraat talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, derhal beraat talebinin reddine, duruşmanın 26 Nisan 2018’e ertelenmesine karar verdi.  


İSTANBUL