Patikadan, patikaya, yürümek yetmedi. Taşları, siyah ve keskindi. Ayaklarımız Sipan’dan, Ağrı Dağından, ve soğuk karlar altında yanmaya başladığında

Bir baharı düşlemek ve düşler arasında yaşamak,

Özgürlüğün tadına varmaktı.

Anlamın ve bilge’mizle isimler ve destanlar yazılıyordu. Yaşanmışlıklar da gerillanın günlüklerinde yazılıyordu.

Serhat’tan Ermenistan’a ve ülkeler arasında bir gerilla yürüyüşümüz.

Ve bitmeyen bir savaş düelosu vardı. Gerillanın yürüyüşü, yolu zaman’a ve tarihe epey uzanıyordu. Kar ve yağmur altında.

Kalanlar, ne varsa, bizimdi.

Sis’in altında dimdik ve heybetli duran bütün dağlar bizimdi.

Yer altında ve yer üstünde yaşanan her şey bizimdi. İyilik, güzellik ve kutsal olan her şey bizimdi.

Bizler;

Asi dağlardan ve Ağrı Dağından, sisli ve dumanlı eteklerinden gözlerimizi başka bir mekana çevirmeyi bilmiyorduk. Zamanı keşfetmekten vazgeçemiyorduk, soluksuz yaşamımızı ve yol yürüyüşünden başka yaşam beyhudeydi.

Gerillanın vazgeçilmeyen bir tutkusu da ışığı bulmak, güneşin etrafından ve ada’ya kadar bir köprü kurmaktı.

Çok şeyden vazgeçmedik. Çantamızdan ve cebimizdeki ter kokan desmal ve mendilimizden de vazgeçmedik.

Çağın gerilası olmak vardı.

Sonra…

Nefes, nefese...

Yürüdük, yürüdük ve bitmedi…