- Cezaevinde yaşamını yitiren hasta tutsak Hanefi Bilgin’in koğuş arkadaşları, Bilgin’in ölümünden önce koğuş arkadaşlarıyla rahatsızlandığını, ancak gerekli önlemlerin alınmadığını söyledi.
Serbest kalmasına 5 ay kala 30 Ocak’ta Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşamını yitiren 30 yıllık tutsak Mehmet Hanefi Bilgin’in koğuş arkadaşları, İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) gönderdikleri mektupta yaşananları anlatı. Bilgin’in koğuş arkadaşları Ahmet Abdi İbrahim ve Cabbar Palabıyık, gönderdikleri mektupta, cezaevinde salgından dolayı vakaların ve karantinada kalan çok sayıda kişinin olduğunu ve Bilgin’in ölümünden 2-3 gün önceden kendilerinde de kimi rahatsızlıkların görüldüğünü belirtti. Rahatsızlıklarına rağmen revire götürülmediklerini kaydeden İbrahim ve Palabıyık, cezaevi idaresinin gerekli önlemleri almadığına dikkati çekti.
Mektubu yazanlardan İbrahim, rahatsızlığının 27 Ocak’ta başladığını söyleyerek, “28 Ocak günü bağırsakta sertleşme, mide ağrısı, ani terleme, titreme ve halsizlik gibi belirtiler oldu. Bunun üzerine idareye haber verdik. Kapıya gelen gardiyanlardan biri nabzımı kontrol etmek istedi. ‘Sen bizlerden anlıyor musun’ diye sorduk. Gardiyan da ‘evet anlıyorum. Ben hemşireyi çağırdım, gelince rahatsızlığınızı söylersiniz’ dedi. Daha sonra hemşire gelmedi. Ateş düşürücü ilaç getirdiler. Gardiyanlar ‘Bugün revir yok, doktor yok, onun için seni çıkarmayacağız’ deyip gittiler” dedi.
Bilgin rahatsızlandı
Mektubu yazanlardan Palabıyık da 29 Ocak günü öğleden sonra rahatsızlıklar başladığına dikkat çekerek, kendisinde de benzer belirtilerin olduğunu ifade etti. Bağırsak sertleşmesi, mide ağrısı ve ani titreme yaşadığını kaydeden Palabıyık, “Sonrasında ise ishal ve hazımsızlık başladı. Akşam 8’den saat 10’a kadar iki defa kustum ve ishal başladı. Benden sonra Mehmet Hanefi Bilgin arkadaşta da aynı belirtiler başladı. Gece saat 11.00’e doğru kendisinde de kusmaya başladı ve ishal oldu” şeklinde konuştu.
Öylece düşmüştü
Bilgin’in 29 Ocak gecesi birkaç kez üst üste kustuğunu anlatan Palabıyık, şöyle devam etti: “Sabaha doğru saat 6.20 civarında Ahmet Abdi İbrahim’in ‘Hanefi, Hanefi’ diye bağırmasıyla uyandım. Aşağıya indim banyo, tuvalet bölümünde Hanefi arkadaş yerdeydi. Kusmuş ve öylece düşmüştü. O anda butona bastım, bir battaniye yere serdik ve arkadaşımızı üzerine uzattık. Masaj yapmaya başladık, nabzı sıcaktı ve atıyor gibiydi. Kalp masajı yaptım. O arada gardiyanlar geldi. Ambulans çağırmalarını istedik. Ambulans 15-20 dakika içinde geldi ve arkadaşımızı odadan çıkarıp götürdüler.”
İdare önlem almadı
Salgının cezaevinde yayıldığını ve birçok arkadaşlarının karantinada olduğunu söyleyen Palabıyık, cezaevi idaresinin buna karşı önlem alması halinde Bilgin’inin yaşamanı yitirmeyeceğini vurguladı. Palabıyık, şunları dile getirdi: “Yani 28 Ocak günü Ahmet İbrahim arkadaşımıza ateş düşürücü ilaç vermek yerine test yaptırsalar, muayene yaptırsalardı, Hanefi arkadaşın ve benim de testimizi yapabilirdiler. Cezaevi idaresinin sorumluluğu buradadır; kronik kalp hastası, ağır hastalık belirtisi olan bir insanı, birkaç metrekarelik bir yaşam alanında tutabiliyorlar ve bu durumu bize ateş düşürücü ilaç vererek geçiştiriyorlar.”
Üstelik soruşturma açtılar
Durumlarının ağır olmasına rağmen 30 Ocak akşamına kadar herhangi bir test ya da muayenelerinin yapılmadığını söyleyen Palabıyık, “Akşam ambulans çağırıldı. Cezaevi girişinde bize birkaç soru soruldu, ateşimiz ölçüldü, bir iki tetkik yapıldı ve ‘acil hastaneye gitmeyi gerektirecek bir durum yoktur’ denilerek hastaneye götürülmedik. Ancak 31 Ocak’ta test yapıldı, ertesi gün negatif olduğu söylendi. Bizim hakkımızda cezaevi idaresi soruşturma başlatmış. Cezaevinin ihmalkarlıkları sonucu arkadaşımız hayatını kaybetti. Üstüne hakkımızda soruşturma açtılar” dedi.
Konuyla ilgili konuşan İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen, Bilgin’in tahliyesine çok az zaman kala yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, şunları söyledi: “Ailesiyle konuştuğumuzda, ‘Yakın zamanda tahliye olur, dışarıda tedavi olur’ gibi bir düşüncesi vardı. Daha önce kalp krizi geçirdiğine dair bilgi aldık. Kalp hastası mahpusların yaşamları çok büyük risk altında. Pek çok cezaevinde acil müdahalede bulunacak ekipman da sağlıkçı da yok. Bolu’da uzun zamandır hasta mahpusların bir ay geçmeden revire çıkarılmadığıyla ilgili sürekli olarak başvuru geliyor. Biz bu konuyu hem gündeme taşıdık hem raporladık hem de ilgili yerlere başvuruda bulunduk. Ölümlere dair etkin soruşturma yürütülmedi. Herhangi bir yaptırıma maruz bırakılmıyor. Burada sistemle ilgili bir sıkıntı var.”
Komisyon da önemsemedi
Ağır hasta tutuklu Kerim Boran’a ilişkin HDP’li Habip Eksik’in yaptığı başvuruya yanıt veren Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, yaşamını tek başına idame ettirebileceğini savundu.
Iğdır’da Ferzende Elbi (72), Abdullah Ateş (70), Ehettin Kaynar (72) ve Kerim Boran’ın (77) da aralarında olduğu 13 kişiye husumetli aileleri barıştırdıkları gerekçesiyle açılan davada, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilmişti. Ceza alan ve Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Kerim Boran’ın kalp rahatsızlıkları, işitme kaybı, şeker ve birçok rahatsızlıkları bulunuyor. Boran’ın durumuna ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Habip Eksik’in 28 Ağustos’ta Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na yaptığı başvuruya cevap verildi.
Komisyon Başkanı AKP’li Hakan Çavuşoğlu tarafından verilen cevapta, tutuklunun tüm sağlık ihtiyaçlarının eksiksiz bir şekilde karşılandığı savunularak kişinin cezaevinde kalmasına engel bir durumun olmadığı belirtildi.
Komisyon cevabını değerlendiren HDP’li Eksik, “Kerim Boran yakın zamanda beyinden ameliyat oldu. Yaşı ve kronik hastalıkları nedeniyle cezaevinde kalması mümkün değil. Eğer o hastanede tarafsız bağımsız heyet olsaydı mutlaka tahliye edilirdi. Verilen karar bilimsel ve hukuki değil. Maalesef Türkiye cezaevleri adeta ağır hastaların yaşamlarını yitirdiği ölüm evlerine dönüşmüş durumda. Bu durum ülkenin demokrasisi için bir utançtır” dedi. VAN