Dilar DİRİK

İktidar sistemlerinin bilimi kendi çıkarıları için nasıl kullandığını birçok yazar eleştirip ortaya koymuştur. Özellikle de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu konuda çarpıcı tespitlerde bulunmuştur. Sümer rahiplerinden beri başlayan bilim-güç-iktidar kompleksi halkları, kadınları, gençleri, işçileri sürekli sömürme çabası içinde olurken, özellikle kapitalist modernite kendini var edebilmek için bilimi metalaştıran bir yaklaşım izliyor. Bu şekilde iktidar sistemlerin elinde olan bilimin amacı, hakikata ulaşmak, doğruyu tanımak, daha güzel ve adaletli bir dünya yaratabilmek değil, ezici, sömürgeci sistemleri korumaktır. Kendi okulumdan korkunç ve somut bir örnek vermek istiyorum.

Newton’un yer çekimini keşfettiği, Darwin’in Evrim Teorisini geliştirdiği ve Nobel ödülü alan Watson, Crick ve sürekli unutulan ama asıl emeğin sahibi olan bilim kadını Rosalind Franklin’in DNA’yı keşfettikleri ve dünyanın en prestijli üniversitelerinden biri sayılan Cambridge Üniversitesinde, bugün BAE sistemi (systems) ve Caterpillar Inc. gibi şirketler askeri teknolojiler geliştirip silah ticareti pazarına satıyor. BAE sistemi geçen sene Theresa May ve Recep Tayyip Erdoğan arasındaki 100 milyon sternlinlik silah anlaşmasında yer aldı. Türk devleti ile birlikte geliştirecekleri teknoloji Türk ordusuna gelecekte kendi özgün askeri uçaklarını üretebilmesini sağlayacak. Bu silahların diktatörlüklerce sivillere karşı da kullanıldığı, kendisine bilim ve aydınlatma misyonunu biçmiş olan üniversite yönetimini rahatsız etmediği belli.

Son aylarda Kürt öğrencilerin öncülüğünde Cambridge Üniversitesi’nin silah ticareti ile işbirliği farklı eylem ve girişimler ile kınandı. Özellikle BAE sistemi ile birebir çalışan mühendislik fakültesi bu konuda hedef alındı ve öğrenciler, hocalar ve yerel aktivistler bölümün önündeki yolu kesti. Bir kaç ay önce üniversitedeki emekçilerin grevi ile birlikte farklı öğrenci grupları okulun etrafındaki sorunları gündeme getirdi ve sonunda okulun yönetim binalarını işgal etti. Sonuç olarak Cambridge Üniversitesi’nin başkan yardımcısı Stephen Toope açık bir toplantıda sorulara cevap etmeyi kabul etti. Bir Kürt öğrencisi tarafından okunan sorulardan biri üniversitenin Kürdistan, Filistin ve Yemen gibi ülkelerde sivillerin katliamlarından birebir sorumlu olduğunu, okulun bu konuda savaş suçları işleyenler ile işbirliği içinde olduğunu belirtip, yönetimin nasıl hesap vereceği ile ilgiliydi. Daha önce BM’nin farklı kurumlarında yer almış olan Toope bu konuda araştırma yapacağına dair söz verdi. Henüz bu konu istendiği şekilde takip edilmedi.

Ardından mayıs ayında Cambridge Üniversitenin Kürt ve Filistinli öğrencileri ortak bir açıklamada üniversitenin silah ticaretine yaptığı katkılarını kınadılar. Açıklamayı üniversitenin 40’tan fazla öğrenci derneği ve grubu ve ayrıca onlarca hocası ve fakülte başkanları imzaladı. Açıklama, Gazze’deki katliamı gündeme getirerek, üniversitenin İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın savaş suçlarına dahil olduğunu tekrar belirttiler. Özellikle de Türk devletinin Rojava’nın Efrîn bölgesini işgal edip, yüzlerce sivili katledip ve yüz binlerce insanı zorla göç ettiğini gündeme getirdi. 2016’da Cizre, Nusaybin ve Sur gibi bölgelerde binlerce sivilin katliamı, göçü ve işkencesini de dile getirildi imzacılar. Bu devlet ile 100 sterlin silah anlaşması imzalayan BAE sistemi, bizim üniversitemizde bu teknolojileri araştırıp geliştiriyor.

Caterpillar Inc. ve BAE Systems ile yaptığı işbirlikçilik yanı sıra, aynı zamanda benim okuduğum sosyoloji bölümünün bu sene geçici olarak taşındığı binada istihbarat sistemlerini geliştiren her tarafı kameralı bir araştırma kurumu var. Bizler üst katta toplumsal adaletsizlik, erkek egemenliği, yoksulluk, savaş ve barış, kolonyalizm ve ırkçılık gibi sorunları araştırırken, alt katta gittikçe kapitalist modernitenin kriminalize ettiği halkları ve kesimleri yani yoksullar, ezilen halklar, kadınlar, gençler, yani erkek, zengin ve beyaz olmayanlara karşı kullanılacak olan teknolojiler geliştiriliyor. Bu çelişkili durum tam da neo-liberal systemin bir özetidir. Yeni nesillere verdiği mesaj budur: “Sizler istediğiniz kadar sorgulayın, sonunda ekonomik ve politik koşullar, üretim, yönetim, iktidar ve güç benim elimde. Kuralları ben yapıyorum. Burnunuzun dibinde savaş sistemini geliştiriyorum.“

Günümüzde bilim ve iktidar arasındaki ilişki o kadar içiçe geçmiş ki, bu kadar rahat ve açık bir çekilde, birçok öğrencinin bilincine girmeyecek kadar normalleşmiş bir ortam içinde dünyanın en insanlık dışı teknolojiler tepkisiz, sorgulamasız bir halde kat kat çoğaltılıyor. Üniversitelerin ne kadar kapitalist sistemin eline geçmiş olduğunu gösteren bu durum ne kadar kara olsa da, aynı zamanda öğrencilerde gittikçe bir bilinç ve tepki geliştiğini de görebildik son haftalarda. 1968 devrimci girişimlerin 50’nci yıldönümünde belki de yakın zamanda daha radikal gelişmeler olabilir.