"Entelektüelin misyonu, dünyanın efendisi haline gelmiş haksız ve yanlış karşısında cümle alem diz çökerken bile, ayakta kalıp, ona insanlık bilinciyle karşı çıkmaktır." (Julien Benda)
***
Bu ülkede sistem, vatandaşın tek-tip düşünmesini ister. Herkesin aynı sıradanlıkta olmasını hedefler. Farklı düşünen insan makbul değildir sistem için. Bu ülkede sanata, bilime, düşünceye ve ifade özgürlüğüne pranga vurmak hiç eksik olmadı. Türkiye tarihi itibariyle sanatla, yazarla, düşünürle hep sorun yaşamış bir ülke oldu. Bu alanda devlet geleneği olarak sicili hayli kabarık olan Türkiye’de bugün otoriterleşme yönündeki reflekslerin daha fazla ortaya çıktığı bir süreç yaşanıyor. Bu durum yaşamın her alanına yansıyor.
Son olarak Türkiye'nin değişik üniversitelerinde çalışan ve barış isteyen 1000'den fazla akademisyen ve araştırmacının yayınladıkları bildiriden sonra maruz kaldıkları her türden saldırı bir kez daha gösterdi.
Akademisyenlerin hiçbir biçimde şiddet içermeyen, tam aksine şiddetin durdurulmasını talep eden açıklamalarına karşın birileri emretti avaneleri devreye girdi devletin tüm aygıtları kullanılarak tehditler ve linç kampanyaları başlatıldı, evler basıldı, soruşturmalar açıldı, gözaltılar yaşandı.
Kimse gerçekleri konuşmasın, yazmasın, karşı çıkmasın isteniyor. Muhalif güçler sindirilmeye, toplum tepkisizleştirilmeye çalışılıyor.
Düşünce farklılığı ve hak arama, hesap sorma düşmanlığa dönüştürüldü bu ülkede. Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutan grup, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de denetimi altına almak peşinde. Böylelikle tek tip düşünen her sunulanı kabullenen, her türlü yalan-yanlış bilgiyle manipüle edilmiş bir toplum oluşturulmak isteniyor.
Oysa bilim insanının, sanatçıların ve her meslekten aydının bir işlevi de çok sesliliği farklı görüşleri seslendirmek, olaylara eleştirel bakabilmektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Düşünceyi hapsolmuş karanlıklardan aydınlığa ulaştırmaktır. Birçok alanda olduğu gibi bilimin ve sanatın da doğal ortamı özgürlüktür.
***
İnsanı asıl rahatsız eden şey; zalimlerin güce dayalı iktidarlarına itiraz eden, adaletten, barıştan ve sevgiden bahseden insanların da, zalimlerin zalim olmasını sağlayan düşüncelerini benimser bir tutum içinde olmalarıdır. Onlara da Hanri Benazus’un sözleriyle seslenelim:
"Yanlış ve kötü bir uygulamanın, bir sabit fikir peşinde gitmeyi, kör nefsine ve hatta zulme bayraktarlık etmeyi yaşamın sanki bir gereği ve hatta gerçeği olarak görmeye başladığınız dünyanın bu katılaşmış ve kalıplaşmış görünümünden sıyrılın. Kendinizle, öz kimliğinizle buluşun.”
Bütün bunlara karşı durmak bilim insanının, sanatın ve sanatçının boynuna borçtur. Çünkü gerçek sanat; zulmün, şiddetin, insanca olmayan her davranışın karşısındadır.
Toplumu ve toplum hayatını kıskaç altına alan zihniyete ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskılara karşı, uyanık ve uyarıcı olmak, cesur ve mücadeleci olmak zorundayız.