
Türkiye, Kürdistan’daki toplulukların, insanların bilincini kirletmek için de yeni bir demoralizasyon siyaseti başlatmış bulunuyor.
Bu demoralizasyonun bir de günlük yaşamdaki propagandistleri de var.
Türk devletinin özellikle de hava saldırılarıyla harabeye çevirdiği coğrafya, devletin başarısı olarak kanıksatılmak isteniyor.
Hedef alınarak katledilen Gerillalar, Kürdistan Hareketi’nin kaybı olarak kayda geçiyor.
Böyle olmasının önemli nedenlerinin başında, devlet aygıtı ve Türk medyasının rolü büyük.
Türk İçişleri Bakanı‘nın, hedef alınanların listesini, yaşamlarını kaybedenlerin isimlerini televizyon kanallarına yansıtmasının nedeni bu.
Psikolojik savaş yeniden daha bir üst safhaya yükseltildi. Bu psikolojik savaşın kitlelere taşınmasında rol oynayanlar:
AKP’de örgütlü Kürtler, bu politik demoralizasyonun "gönüllü cellatları";
Bunlara bir de topraklarının işgal edilmesine, dolaylı sessiz kalan Güney Kürdistan’daki güçleri ekleyin.
Ve bunların Kuzey Kürdistan ve özellikle de Avrupa’daki Kürdistanlıların sosyal psikolojik dünyasındaki etkilerini düşünün…
Bunların asıl nedeni ne?
ROJAVA.
Eğer çözüm problemse, o zaman sorunun kendisinde çözümü aramak gerekiyor.
Son ortaya çıkan tablo da bu.
Rojava Kürdistan’daki toplulukların sorunlarını çözmek üzere ana düğüme dönüştü.
Gerilla’nın, Peşmerge’nin, aslında Sinn Fêin gibi olmasını dilediğim HDP’nin vs, herkesin kaderini tayin etmesindeki etken, Rojava’nın kaderinin tayini.
Kobanê düşmemesiyle birlikte, Erdoğan rejimi bir depremle sarsılmıştı. Bunun Kobanê ve sonrası gelişmelerle köklü bağlantıları var.
Son tabloda, Türkiye Kürdistan’da mevcut ve elde edilecek kazanımları sona erdirmek ve engellemek için özel bir savaş başlattı.
Rojava statüsünün uluslararası alanda tanınması Türkiye’yi zora sokacak tarihi bir gelişme olacak.
Erdoğan’ın hava saldırılarıyla "çılgın savaş"a girmesinin önemli nedenlerinden birincisi. PYD’nin bölgedeki koalisyon güçleri tarafından tanınması ve desteklenmesi; Türkiye’nin NATO’da PYD konusundaki veto "hakkı"ndan feragat etmesinin neden olduğu histeri;
İkincisi, ENSK-PYD mutabakatıyla, Rojava’ya politik olarak doğrudan müdahale etme şansından men edilmesiydi.
Dengeler karıştı.
Güçler dengesinde, Kürdistan için oynanan kart, diğerlerinden daha düşük değil.
Erdoğan’ı salt bir askeri ve psikolojik savaşa iten neden de bu.
Onlar topyekün savaş diyorlar;
Psikolojik savaşa Karamollaoğlu’nu da dahil ettiler; HDP’yi ırka dair parti ilan etti ve kapatılmasına yeşil ışık yaktı.
Önemli bir kavşaktan daha geçiyoruz.
Kürdistan Güney’de ’92 savaşını yaşadı. Zor bir dönemdi. Toplum aldığı yarayı sarmayı başardı.
Sonrasında, Öcalan’ın Kenya’dan kaçırılması gibi karanlık bir dönem yaşadı. Gelişmeler, Kürdistan’ı Rojava kavşağına getirdi.
Daha sonrasında Sakine Cansız ve arkadaşlarının katledilmesiyle birlikte başlatılan, devlet suikastleri süreci hala devam ediyor ve buna bizzat Soylu’nun yönettiği Özel Savaş konseptiyle, "sosyal bilinci kitletme operasyonu" eklendi.
Deneyimler, Kürdistan’daki politik nüfusun bu dönemin de üstesinden geleceğine dair bir kuşku emaresine işaret etmiyor.
Nedeni; politik inat ve ideallere, yolun sonuna kadar yürünmesinin yüklenmiş olması.
Biliniyor, New Yok Times’in şef redaktörü John Swinton, daha önce Sun Gazetesi adına Karl Marx ile yaptığı bir görüşmenin son sorusunu aktarıyor. Sorusu; Ne olacak?
Karl Marks sessizce düşünüyor, içe kapanıyor. Derin bir nefes aldıktan sonra sadece bir kelimeyle cevap veriyor:
"Mücadele".