
Mesud Barzani’nin 23 Haziran’da CNN International’e verdiği demeç Kürt ve Türk kamuoylarında epeyce tartışıldı, her cümlesi didik didik edilerek satır araları okundu.
Böyle olmasına rağmen sözkonusu açıklamanın önemli bir kaç noktasını buraya taşımakta bir sakınca yok sanırım.
Şunları diyordu Barzani bu açıklamasında: “Bugünkü Irak, bildiğimiz ve yaşadığımız iki hafta önceki Irak’tan artık farklı... Merkezi hükümet her şeyin üzerindeki kontrolünü kaybediyor. Ordu, polis ve her şey dağılıyor. Şu an IŞİD dediğimiz oluşumun ortaya çıkışına tanık oluyoruz. Ortaya çıkan yeni bir devletle çok uzun bir sınırı paylaşıyoruz. Bu bizim suçumuz değil, Irak’ın çöküşüne biz neden olmadık. Bilinmeyenin esiri olmak istemiyoruz... Artık Kürt halkının geleceğini tayin etme vakti geldi.”
Sadece Irak değil, tüm Ortadoğu, en başta da Irak, Suriye ve Ürdün üç hafta önceki durumda değiller. Bu üç ülke arasındaki sınırlar artık IŞİD ve onunla ortak hareket eden Sünni Arap şeyh, aşiret lideri ve eski Saddamcıların elinde. Ortaya çıkan şeriatla yönetilecek yeni bir Sünni Arap devletidir.
Kürtler birbirini boğazlamaya yemin etmiş, bu uğurda cennete bilet kesmiş kesimlerle bu saatten sonra neden birlikte kalmayı istesin! Kürtlerin tek yanlı çaba ve fedakarlıklarına rağmen Irak dağılıyorsa, Kürtler neden gözyaşı döksün, yasını tutsun! Ve Kürtler neden kendi bahçelerinin güvenlik ve o bahçede yaşayanların esenliğini bir bilinmeyene kurban etsin! Hele de yüzyıl önce ülkelerinin dörde parçalanmasına, halkının defalarca kırım ve kıyımdan geçirilmesine neden olan o sınır ve devletlerin dağılmasına ağıtlar yaksın! Kürt mahallesindeki her aktör 21. Yüzyıl’ın Kürtlerin yüzyılı olacağı noktasında görüş birliği içindeyken, bu tarihi fırsat neden heba edilsin!
Kürt halkı, doğumuna çok kısa bir süre kalan Kürt devletini tüm farklı görüşlerine rağmen yaşadığı her alanda selamlayacaktır. Şeyh Ubeydullah ve Şeyh Said’in, Seyid Rıza ve Qadı Muhammed’in torunları o tarihi anı sevinç gözyaşları ile karşılayacak, 30-35 milyon insanın yüreği ortak bir ritim ve duyguyla atacaktır.
Benzer bir durum, yakın zamanda olmasa da Kürdistan’ın batısında, Rojava’da da yaşanacaktır. IŞİD’in şeriatla yönetilen Sünni Arap devleti Suriye’de ayakta kalabilirse şayet, Kürtlerin onlarla gidebileceği tek santimlik bir yolun olmadığı görülecektir. Suriye’de rejimin IŞİD’e tüm gücüyle yönelerek onu sınırlaması belli bir süre Esad’a nefes alma olanağı tanıyacaktır. Ancak bu, IŞİD’in Irak’ın Fellucesinden Suriye’nin Halebine uzanan İslam devletine uzun vadade engel olamaya yetmeyecektir. Kaldı ki Kürdistan’ın batısının bugünkü komşusu da Esad değil, fiili olarak IŞİD’in Sünni İslam devletidir.
Tüm farklı kesimleri düşman belleyen, boğazlayan, katleden, vahşetin her türüne daha iktidar olmamışken bile imza atan saldırgan bir çeteyle, her türlü farklılığa saygı duyan, onlara pozitif ayrımcılık uygulayarak kişilik ve özgüven kazandıran, onları iktidar erkine ve yaşamın her alanına ortak eden Kürtlerin tek bir ortak noktası yoktur. Rejimle mücadele ederken dahi Kürtlere ve Kürdistan’a yönelmesinin nedeni budur.
Er ya da geç, bugün ya da yarın Kürtler Rojava’da da bir yol ayrımına gelecek ve aynen bugün Barzani’nin altını çizdiği bir bilinmeyenin esiri olmak istemeyeceklerdir.
Gönül ister ki bu tarihi anda, karşı karşıya kalınan bu yol ayrımında Güney ve Batı Kürdistan ortak bir geleceğin şekillenmesinde el ve irade birliği içinde olsunlar. KDP’nin HDP kongresine Politbüro düzeyinde bir delegasyonla katılması, yine KDP ve PYD’nin biraraya gelerek sorunları giderme yönünde niyet belirtmeleri ve ortak hareket noktasında açıklamada bulunmaları, iyiye, güzele, istenen ve özlenen ortak duruşa ilişkin küçük ama önemli, hatta belki de tarihi önemde değişikliklere yol açacak bir adımdır. Tüm büyük değişimler anında ve zamanında atılan küçük adımlarla başlarmış.
Ortadoğu’da sekülarizmin, demokratik, laik ve çoğulcu bir toplumun teminatı olan, farklılıkların hak ve hukunu gözeten Başûr ve Rojava, bu değerlere saygı duyan tüm toplum ve devletlerin ilgi odağındadır. Güney Kürdistan’da ilan edilecek bir Kürt devletine an itibariyle bugün için çekince koyanlar da dahil, Batı bu devleti kısa bir süre içinde tanıyacak ve Batı, Kürdistan’da bu değerlerin teminatı olan Kantonlara ilgisiz kalmayacaktır. Ve Güney’de atılacak bu adımdan sonra, sıra Batı’nın demir atacağı Rojava’ya gelecektir. Nasıl ki Irak iki hafta önceki Irak değilse, Suriye de dünkü Suriye değildir.
Kürt hareketinin dört parçadaki tüm bileşenleri acilen bir istişare toplantısı yapmalı, sürece, içinden geçilen tarihi döneme ilişkin ortak bir tutum belirlemek için harekete geçmelidir. Tarih de, halk da bundan kaçınan, dar grupsal kaygıları koskoca bir ulusun çıkar ve geleceğine karşı öne çıkaranları affetmeyecektir.
Gün, Güney Kürdistan’daki kazanımların savunulması, orada ilan edilecek devlete sahip çıkılması ve Rojava’da ortaya çıkacak benzer bir durum için hazırlıklı olma günüdür.
Halkalardan biri koptu, kopuyor; ikincisi ise çatırdıyor. Tarihi görev her iki halkayı biraraya getirmektekten geçiyor. Kürt örgütleri, en başta da KDP, PKK, YNK, Goran ve PYD elbirliği ederlerse bunu başarabilirler. Yeter ki el-ele verip gönülleri bir edelim!