Hasan SAĞLAM ‘Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp,“ derlerdi eskiler. Ama şimdikiler her şeyi bilirler. Sistem kendi potasına kapılan her bireyi hatta toplumu; istediği düzeyde bilmek ile sabitliyor. Bunu şu an en can alıcı hali ile Türkiye’de Türk ve Erdoğan faşizmi ve diktatörlüğü yaşatıyor. „Ne kadar korkunç olursa olsun, faşist bir diktatörlük, diktatörü ile birlikte ortadan kalkacaktır,“ der Milan Kundera – Bilmemek- adlı eserinde. „Bu yüzden insanlar umudunu koruyabilir,“ diye devam eder. Yakın tarihte ve geçmişte bildiğimiz bütün diktatörler kendi diktatöryası ile ortadan kalktılar belki; ancak bıraktıkları tahribatlar korkunçtu. Dünyanın başına bela bir unsurdur şu insan denilen hayvancık. Henüz kendi evrimini tamamlayamadığı için din, ırk, cins gibi farklılıkları kabul etmiyor. Oysa doğallaşabilse insanlaşacaktır. Bu yüzden dikkat edin geri toplumlar hep kendisini sopa ile güden, bağırıp çağıran, adeta deve çobanı misali tiplere hayranlık duyar ve kendisini yönetmeye ve kendisi de yönetilmeye talip olur. Kendisini buna vakıf gören şahıs diktatörlüğü en doğru en kolay yöntem olarak sürdürüyor. Nedenleri çok fazlasıyla var. Çünkü; orda sorgulama yok, orda soru sorma yok, orda karşı çıkma yok, neden dolar yükseliyor sorusu yok. Neden sel felakete dönüşür, neden Euro şu kadar sorulamaz. Neden mazot şu kadar diye absürt bir soru olamaz. Çünkü; dış mihraklar yapmıştır. Reise karşı onu küçük düşürmek için doları yükseltmişlerdir. Reisi çekemedikleri için euro ayyuka çıkmıştır olmuştur. Reisin yaptığı yolları yıkmak için dış mihraklar yağmur yağdırmış ve sel felaketleri ile heyelanlar olmuştur. Reis’in boyu uzun olduğundan güreş tutamayanlar ona çeşitli oyunlar oynamış, tren raylarını kırmış, köprüleri uçurmuştur. Bunların hepsi Tayyip’e karşı yapılmıştır. 
Aslında sonuç şuraya çıkıyor. Yani bir şahıstan dolayı ülke güme gidiyor. Eğer bu dış mihrakların sorunu Tayyip veya Reis ise ve o da halkını ülkesini seviyorsa istifa etsin ülke kurtulsun değil mi? Ama olur mu o Reis ve o; „Amerika bize diz çöktüremez,“ deyip Nazım’dan şiirler döküyor. „Yastık altındaki dolarları bozuuuuuun!“ diye özellikle uzatıyor son heceyi. Ama biri demiyor ki; „yastık altında bir şey yok hatta üstünde de bir şey yok, baş koyacak yastık da yok. Sen altındakileri çoktan bitirdin de neden önce sen ayakkabı kutusundakileri bozmuyorsun?“ Kahraman Türk askerinden sonra anladık ki esnafları da kahraman. Meydanda ateş yakıp birkaç dolar yaktılar. Ancak hepsi birer dolardı. Burnunu temizledi bir kahraman. Aman o neydi arkadaş bugüne kadar Türk parası ile aldığı hiçbir peçete işe yaramamış, adam sümkürdü de sümkürdü. İlk defa nefes aldı. Şaşırmamak insanın düştüğü en amansız hastalıktır. Eğer olağanüstü bir durum karşısında kişi şaşırmıyorsa bütün refleksleri tükenmiştir, hatta ölmüştür. Normal insan normlarına erişmiş her birey bu durum karşısında şaşırmak nedir ki; şok olmalı hatta. Ama yok kardeşim. Çocuklara tecavüz edilir tepki yok, şaşıran yok, kadınlar sokakta öldürülür şaşıran yok, dolar- euro yükselir tepki yok. Tamam da TÜRK LİRASI yerin dibine girdi bari ona şaşırın la! Bu ne yüzsüzlük bu nasıl pişkinlik?