Ali Derinsu, Iğdır’ın Asma Köyünde hayata gözlerini açtığında bu kadar acıyla tanışabileceğini hiç aklına getirebilir miydi? Türkiye’de polis saldırısı sonucu bir gözünü kaybeden Derinsu, ikinci gözünü ise defalarca ameliyat olduktan sonra kurtarabilmiş. Her Kürt’ün payına düşen acıyı fazlasıyla yaşamış olan Derinsu, ilk günkü mücadele azmiyle hala yaşama tutunan bir Kürdistanlı.

Evli ve bir çocuk babası olan Ali Derinsu’nun babası da Iğdır’ın eski devimcilerinden. Derinsu, babasının Kawa geleneğinden geldiğini, daha sonra Özgürlük Hareketi ile tanıştığını ve 1999 yılında hayata gözlerini yumduğu ana kadar sürekli devletin takibatında uğradığını ifade ediyor. 

‘Devlet zulmüyle beş yaşında tanıştım’

Derinsu, beş yaşındayken zatürreye yakalandığını ve babası tarafından tedavi amacıyla Iğdır’a götürüldüğünü belirterek devamında şunları dile getiriyor, „O esnada 12 Eylül askeri darbesi olmuştu. Babamla doktordan gelirken jandarmalar tarafından durdurulduk. Kimliğine bakan askerler babamı gözaltına aldılar. Beni de babamla beraber karakola götürdüler. Hiç unutmam bir jandarma ‘Bu da büyüdüğünde babası gibi terörist olacak’ diyerek hasta halimle yüzüme bir tokat vurdu. Demekki onların gözünde geleceğin terörist adaydım. Babamın gözaltına alındığını öğrenen Azeri kirvelerimiz gelip beni karakoldan gece yarısı götürdü. Babamda 3 gün sonra bu insanların aracılığıyla bırakıldı. Bırakıldığında gördüğü işkenceler sonucu bitkindi.“

‘Türk değilim ama doğruyum’

Okul anısını da anlatan Derinsu, „Daha okulun ilk gününde öğretmen bana Mustafa Kemal’in fotoğrafını göstererek bu kim dedi. Bende Atatürk dedim. İkinci bir tokadı da öğretmenden yedim. Meğer, Atatürk değil, Mustafa Kemal Atatürk Paşa demeliymişim. Ertesi gün okula gitmemek için akşamdan samanlığa saklandım. İlkokul yılları her Kürt çoçuğu için nasıl bir kabus ise benim için de öyleydi. Türk değildim belki ama hayatımda her zaman doğruları söyledim. Ortaokul yıllarında ise Iğdır’da beraber okuduğum Azeri çocuklar Türkçe’m ile alay ediyorlardı. Tüm bunlar bana dokunduğu için ortaokulu bitirmeden bıraktım. Ama okuma tutkum hep vardı“ diyor. 

Gerillaya empati çocukluktan 

Kuzuları otlatırken gerillalarla defalarca karşılaştıklarını belirten Ali Derinsu, “Gerillaları ilk gördüğümde bütün arkadaşlarım kaçarken ben kaçmadım. Bu da onların dikkatini çekmiş olacakki yanıma gelerek kendilerinden korkmamamı, Kürt halkının özgürlüğü için mücadele ettiklerini söylediler. Daha o zamandan onlara karşı bir sempatim gelişmişti. Onlara katılmak istediğimi söyleyince yaşımın küçük olduğunu söyleyerek bu önerimi geri çevirdiler. Meğerse içlerinden birisi baba tarafından akrabamızmış. Bu akrabamız daha sonra Ardahan’da şehit düştü. Ben de okumak için daha sonra İstanbul’a gittim” diye belirtiyor.

İstanbul’a giden Derinsu, ortaokula başlar. Ama burada da alay ve küçümsemelerle karşılaşır. „Türkçe’m ile Türk çocukları, Kürtçe’m ile de Kürt çocukları alay ediyorlardı“ diyen Derinsu, bu zorluğu okuyarak atlattığını söylüyor. İstanbul’da iki yıl kaldıktan sonra Iğdır’a dönen Derinsu, „Memlekete gitmem 1991 seçim sürecine denk geldi. Kürdistan’da serhildanlar dönemi başlamıştı. Seçim atmosferi her tarafı sarmıştı. Bizler de Atilla Hun’u destekliyorduk. Nasıl olsa daha sonra HEP partisine katılacak, diyorduk ama katılmadı. Babam seçim boyunca çok aktif çalışıyordu. Atilla Hun’un bu tavrı babamı epey üzmüştü“ diye ifade ediyor. 

Tutsaklar firar eder, o da eder

Asker kaçağı olarak 1995 yılında gözaltına alınan Derinsu yaşadıklarını şöyle anlatıyor: „Eskişehir E Tipi Cezaevi’nde askerdim. Siyasi tutsakların mahkemelere gidiş gelişlerine nezaret ediyordum. Gidiş gelişlerde kelepçelerini ya çıkarıyor ya da gevşetiyordum. Bunu duyan bölük komutanımız bana kafayı takmıştı. 6 aylık askerken Eskişehir cezaevinden bir firar olayı gerçekleşti. 17 tutuklu firar etmişti. Ben de bu olaydan ötürü yakalanırım diye firar ettim. Bir kamyoncu vasıtasıyla İstanbul’a geldim ve burada sahte bir kimlikle illegal yaşadım.”

‘Çatışmanın ortasında…’

Derinsu, 1999 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yakalandığında, halkta bir infial olduğunu söylüyor ve, “Ben olayı duyduğumda kriz geçirmiştim. İlaçlarla ve sakinleştiricilerle tekrar kendime geldim. 14 Temmuz Şehitlerini Anma Etkinliği’nden gelirken, amca oğlu ile minibüsün içerisinde iken plakamız okunarak teslim olmamız için anons yapıldı. Arabada birçok parti yayını vardı. Etrafımız bir anda sarılmıştı. Ardından polisler ateş etmeye başladılar. Polisin ateşi yanı sıra sivil faşistlerin de lincine maruz kaldık. Mermiler adatta kafamızda uçuşuyordu. Polisin açtığı ateş sonucu boynumdan, dizimden ve karnımdan yaralandım. Ama asıl darbeyi kafamdan aldım. Bir anda kendimi kanlar içerisinde buldum. Olayın duyulması üzerine partili arkadaşlar ve akrabalarım olay yerine gelerek bizi ellerinden kurtardılar. Doktora götürüldüğümde doktor başımdaki yarayı teşhis edemedi” diyor.

‘Yaşadığıma şükrettim’

İki gözünü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını söyleyen Ali Derinsu, son olarak şunları dile getiriyor: „12 gün hastanede kaldım. Defalarca ameliyat oldum. Ancak tüm müdahalelere rağmen bir gözümü kaybettim. Bu yaralı halimle bizi mahkemeye çıkardılar. Savcı bana ‘yaşadığına şükret’ diyerek adeta tehdit etti. Göz doktorundan göremez raporu aldığım içinde beni bir daha askere göndermediler. Tabii mahkemeden bir sonuç çıkmadı. Şikayetlerimize rağmen herhangi yasal bir işlem yapılmadı

Kürt, yurtsever bir insan olmanın bedelini bir gözümü vererek ödedim. Ailem Türkiye’de yaşamam durumunda öldürüleceğimi biliyordu. Onun için yurtdışına çıkmam gerekiyordu. İnsanlar canlarını veriyor. Her gün Kürdistan’da onlarca genç fidanın kanı akıyor. Değil bir gözüm bin gözüm olsa bu halkın haklı davasına kurban ederim.”


MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG