Bin yıllardır vazgeçemediğimiz yemekler
Doğan Barış ABBASOĞLU yazdı —
- Modern dünyanın beslenme alışkanlıkları, tarih boyunca sahip olduğumuz menüden oldukça farklı. Ancak günümüzde popüler olan bazı yemeklerin tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor.
Çağlar boyunca yemek alışkanlıklarımız birçok değişime uğradı. Bunların hiçbiri modern zamanlardaki değişim kadar dramatik değildi.
Örneğin anatomik olarak modern bir insan günlük olarak ekmek yemek için yaklaşık 200 bin yıl bekledi.
İnsanların nişasta ve un mamüllerini kesintisiz olarak kullanmaya başlaması Neolitik’le birlikte başladı. Fermente ürünler de yine yerleşik topluma geçilmesiyle ile birlikte mutfağımıza girdi.
Bazı yemekler ve gıda ürünleri çağlar geçse de önemini kaybetmedi. Hatta küreselleşmeyle birlikte Dünya’nın dört bir yanında kullanılır hale geldiler. İşte bunlardan bazılar.
Öpüp başımıza koyduğumuz ekmek
Bugün birçok kültürün sofralarının vazgeçilmezi olan ekmek, tarım toplumuna geçişin ardından sofralardaki vazgeçilmez yerini aldı. Ancak ekmeğin tarihi çok daha eski olabilir.
Arkeolojik verilere göre bundan 30 bin yıl önce Avrupa ve Avustralya’da ateşin üstüne yerleştirilen kayalarda yayılmış nişasta izlerine rastlandı. Bilim insanlarına göre bu işaretler, ilk insan topluluklarının avcı toplayıcı toplum döneminde bitki köklerinden elde ettikleri nişastayla ekmek yaptıklarını gösteriyor.
Bildiğimiz anlamda ekmek yapımı konusunda ilk kanıtları ise 14 bin yıl önceye dayanan Ürdün’ün kuzeydoğusunda bulunan Natufiyan kültürüne ait kalıntılarda görüyoruz. 10 bin yıl kadar önce ise yine Orta Doğu’da ezilmiş tahılların içinde bulunan mantar sporları, hamurların kabartılması için mayanın kullanıldığına işaret ediyor.
Mayalı ekmek konusundaki ilk kesin bulgu ise Sümer uygarlığına ait antik şehirlerde bulundu. Mısırlıların bu yöntemi Sümerlerden alıp rafine ettikleri düşünülüyor. Mayalı ekmek buradan da Yunan ve Roma uygarlıklarına geçti.
Bir Asuri tatlısı: Baklava
Günümüzde Orta Doğu’ya ait bir tatlı olarak Dünya genelinde tüketilen baklavanın kökeni konusunda birçok teori bulunsa da bulgular MÖ 800 yılında Asurlarda yufka, ceviz ve şeker kullanılan bir hamur tatlısını gösteriyor. Asur İmparatorluğu döneminde büyük ziyafetlerde çok ince açılan yufka, kakule, tarçın, bal ve ceviz ile karıştırılıp bir tatlı yapılıyordu.
Antik Yunanlıların ise buradan aldıkları tarifi daha da geliştirerek çok daha ince ve çıtır bir hamur yaparak günümüzdeki baklava formunu oluşturdukları düşünülüyor.
Nohutun en güzel hali: Humus
Günümüzde Levant’ta çok popüler olan ve Dünya’nın dört bir yanında tüketilen humusun kökenleri ise Anadolu’ya dayanıyor. İlk olarak Anadolu’da yetiştirilen ve tüketilmeye başlanan nohut, buradan Orta Doğu ve Mezopotamya’ya yayıldı.
Humusa ilk olarak M.Ö. 13’üncü yüzyılda Mısır’da rastlanıyor. Bazı tarihçiler nohutun humus olarak tarifinin Mısırlılar tarafından yapıldığını düşünse de ekseriyeti Anadolu’da humusun daha önce sofralarda yerini aldığını düşünüyor.
Antik Yunan medeniyeti de humusu Mısırlılardan aldı. Günümüzde Orta Doğu, Levant ve Balkanlarda sevilen bir yiyecek olarak tüketilmeye devam ediliyor.
Güveç, türlü, tirşik
Günümüzde güveç, türlü ya da tirşik olarak bilinen yemekler Mezopotamya kültürlerinin neredeyse karakteristik bir yemeğidir.
Güveç, Sümer uygarlığında son derece önemli bir yemekti. Öyle ki M.Ö. 3 bin 750 yılında yazılan bir kil tablette Thu’u adı verilen bir tür güvecin tarifine yer verilir.
Aslında türlü ve güvecin tarihi çok daha eskilere dayanır. Mezopotamya ve Avrupa’daki birçok neolitik merkezde yapılan kazılarda etin sebzeler ve otlarla birlikte bir kap içinde suyla kaynatıldığına dair işaretler bulunmuştur.
Amazon uygarlıklarında da kaplumbağa eti kabuğu bir tas gibi kullanılarak sebzelerle birlikte karıştırılarak pişirilirdi. Bazı tarihçiler bunu da bir tür güveç olarak nitelendiriyor.
Makarna ve noodle
Günümüzde Dünya’da en çok tüketilen besin maddesi olan makarna ve noodleların tarihleri de oldukça eski. Çin kökenli olan noodleların tarihi bundan 4 bin yıl öncesine dayanıyor.
2005 yılında Çin’in Lajia arkeolojik alanında kazı yapan uzmanlar günümüzde lamian olarak bilinen bir tür Çin noodlea benzeyen bir yemeğin kalıntılarını buldu. Bu kalıntılar üzerinde yapılan incelemelerde yoğun nişasta izine rastlandı.
Gıda tarihçiler genel olarak makarnanın kökeni için ise daha yakın tarihlerde Akdeniz uygarlıkları olarak gösterir. Yunanlılar ve Levant uygarlıkları ilk makarnayı “itrium” ya da “itriyya” olarak tanımlar. Bu kelimelerin “erişte” kelimesinin kökenini oluşturduğu düşünülüyor.
Biranın kökeni Mezopotamya
Bira da günümüzde Dünya çapında tüketilen bir içecek. Antik zamanlara kadar uzanan tarihi olan biranın kökeni Sümer medeniyetine dayanıyor.
Arpa, su ve hurmadan yapılan ve “bappir” adı verilen Sümer içeceğinin biranın kökeni olduğu düşünülüyor. Biranın oldukça önemli bir içecek olduğu Sümer kültüründe bir bira tanrısı bile bulunuyor: Ninkasi.
Biranın Sümerlerden Mısır’a geçtiği ve oradan da Akdeniz medeniyetleri ve Avrupa’ya yayıldığı tahmin ediliyor.
Avrupa’da ise biranın ilk izlerine Keltlerde rastlanıyor. Günümüz Fransa, Belçika ve Almanya ile İsviçre’nin bazı bölgelerinde yaşayan Keltler; bal, farklı otlar ve baharatlardan bira üretimi yapıyordu.
Krep ve Ötzi bağlantısı
Krep de oldukça eski bir tarihi olan bir yiyecek türü. Krepin tarihine uzandığımız zaman bundan 5 bin 300 yıl önce Alplerde kaybolmuş ünlü “buz adam” Otzi’ye gidiyoruz.
Bin yıllar boyunca buzulların arasında kalan ve bu nedenle vücut bütünlüğünü koruyan Otzi’nin kalıntıları üzerinde incelemelerde bulunan uzmanlar, Neolitik dönemde Avrupa’da insanların neler yedikleri konusunda önemli ipuçlarına ulaştı.
Otzi, donarak ölmeden bir süre önce dağ keçisi ve geyik eti ile siyez buğayı unundan yapılmış krepler yemişti. Uzmanlar Otzi’nin midesindeki krepler üzerinde açık ateşte piştiklerini gösteren odun közü izlerine de ulaştı.
Krep, antik Yunan medeniyetinde oldukça yaygın bir yiyecekti. Tagenias ya da teganites olarak adlandırılan bu yiyecek günümüzdeki kreplerin erken dönem atalarıydı.
Dört bin beş yüz yıllık sos: Köri
Bugün Hint mutfağı denilince akla gelen ilk sos olan körinin neredeyse 4 bin yıllık tarihi var. Kimyon, zerdeçal, toz biber, kişniş, garam ve masalanın bir karışımından elde edilen körinin geçmişi 4 bin 500 yılı buluyor. İlk olarak Indus Vadisi Medeniyetinde izlerine rastlanan köriden M.Ö. 1700lü yıllarda yazılmış bir Sümer tabletinde de rastlanıyor.
Et ve et ürünleriyle de kullanılıyor olsa da ilk dönemlerde köri ağırlıklı olarak pirinç yemekleri ile tüketiliyordu. Günümüzde ise daha çok et ürünleriyle birlikte kullanılıyor.
***
Yaşlanmayı yavaşlatan kan hücresi keşfedildi
Vücudumuzdaki bir tür beyaz kan hücresi, yaşlanmaya neden olan ve yaşlanma izlerini hızlandıran hastalıkları durdurmanın sırrını içeriyor olabilir.
Nature Aging dergisinde yayınlanan yeni araştırma, yaşlanmayı geciktirmenin püf noktasının T hücreleri olarak bilinen beyaz kan hücrelerinde yattığını gösterdi. Bilim insanları bu hücreleri CAR T hücreleri olarak bilinen yaşlanan hücreleri öldüren makinelere dönüştürmek için yeniden programlayabileceklerini keşfetti.
Bu yöntem ile tedavi edilen fareler daha düşük vücut ağırlıkları, gelişmiş metabolizma ve glikoz toleransına sahipti. Bu nedenle fareler artan fiziksel aktivite ile daha sağlıklı yaşamaya devam ettiler. Ve tüm bunlar herhangi bir doku hasarı ya da toksisite olmadan gerçekleşti.
Araştırmayı gerçekleştiren ekipte yer alan Doktor Corina Amor Vegas, programlanmış T hücrelerinin enjekte edildiği yaşlı farelerin gençleştiğini, genç farelerin ise yavaş yaşlandıklarını tespit etti.
Yaşlanan hücreler, obezite ve diyabet gibi yaşlandıkça yakalandığımız hastalıkların temel nedeni. Yıllar geçtikçe artan yaşlı hücreler bünyeyi bir bütün olarak yaşlandırır.
Söz konusu tedavi ABD'de kan kanseriyle mücadele için zaten onay almıştı. Ancak bilim insanları CAR T hücrelerinin yaşlanmanın etkilerini de yavaşlatabileceğini ve hatta azaltabileceğini ilk kez göstermiş oldu.
