Çiçekler ve sayılar
Doğan Barış ABBASOĞLU yazdı —
- Yaklaşık 8 bin yıl önce Mezopotamya’nın kuzeyindeki Halaf kültüründen kalan çanak-çömlekler üzerindeki desenler, hem sanat tarihinin hem de matematik tarihinin sandığımızdan çok daha erken başladığını gösteriyor olabilir.
Halaf kültürü, adını Serekaniye’nin üç kilometre yakınında bulunan Tell Halaf’tan alıyor. 7-8 bin yıl önce Kuzey Mezopotamya’nın önemli bir bölümünde hakim olan bu kültür, yazının ortaya çıkışından binlerce yıl önce yaşıyordu ama tamamen ilkel de değildi.
Halaf kültürü döneminde tarım yapılmaya başlanmış, koyun, keçi, sığır ve domuz evcilleştirilmişti. Tahıllar ve baklagiller ekilip biçiliyor, bunun yanı sıra Halaf köylüleri hala avlanıp yabani bitki topluyordu. Ama aynı zamanda yerleşik hayat, artı ürün ve nüfus artışıyla birlikte daha karmaşık bir toplumsal örgütlenme ortaya çıkmaya başlamıştı.
Bu karmaşıklığın izlerinden biri de idari araçlardı. Halaf yerleşimlerinde bulunan küçük mühürler bize, malın-mülkün, büyük bir ihtimalle depolanan ürünlerin takip edilmeye başlandığını gösteriyor. Yani yönetim, denetim mekanizmaları o dönemde oluşmuştu.
Çömlekler üzerindeki çiçekler
Sanat tarihine baktığımızda, en eski resimlerin neredeyse tamamının insanları ve hayvanları anlattığını görürüz: Mağara duvarlarındaki bizonlar, atlar, av sahneleri… Halaf çanak-çömlekleri ise bu geleneğe bir yenilik katıyor. Halaf kültürünün ürettiği çömleklerin üzerlerinde belirgin bitki ve çiçek motifleri vardır. Ağaç dalları, çiçekler, filizler…
Ancak au resimler, buğday, arpa, mercimek, zeytin gibi yenilebilir bitkileri göstermiyor. Yani ürünün ne olduğunu belirten bir işaret ya da doğrudan bir bereket ritüeli betimlemesi değiller. Daha çok estetik bir oyun gibi duruyorlar.
Halaf kültürüne ait çömlekler üzerinde araştırmalar yapan Prof. Yosef Garfinkel’e göre bu, sanat tarihinde yeni bir basamağa işaret ediyor: İnsanlar ilk kez, doğadaki bir ögeyi sadece görsel zevk, simetri ve biçim güzelliği için resmetmeye başlıyor. Yani “güzellik duygusu” maddi ihtiyaçların bir adım önüne geçmeye başlıyor.
Çiçek yapraklarında gizli bir sayı dünyası
Bu çiçek motiflerini ilginç yapan bir ayrıntı daha var: Yaprakların sayısı. Halaf çömleklerindeki çiçeklerin taç yaprakları çoğunlukla düzenli bir dizi halinde:
2, 4, 8, 16, 32, 64… Yani her bir desen, bir öncekini ikiye katlayan bir diziyi takip ediyor. Modern matematikte bunun adı geometrik dizi ve tabanı 2 olan bir sistem görüyoruz: 2⁰, 2¹, 2², 2³…
Bu, “Halaflılar oturup soyut matematik geliştirdi” demek değil elbette. Ama simetriyi sevdiklerini, düzenli tekrarları sevip, bilinçli olarak kullandıklarını ve çevrelerindeki dünyayı sayılar üzerinden anlamlandırmaya başlamış olabileceklerini gösteriyor.
Sümerlerin, 5 bin yıl önce 6 ve 12 tabanlı karmaşık bir sayı sistemi geliştirdiğini biliyoruz 360 derecelik daire, 60 dakikalık saat vb. buradan geliyor. Garfinkel’e göre Halaf çanak-çömleklerindeki bu “2, 4, 8, 16…” dizisi, Sümerlerden bile önce, çok daha basit ama işlevsel bir sayı mantığının kullanıldığını düşündürüyor.
Matematiği adil paylaşım ihtiyacı mı doğurdu?
Peki Halaf kültürünün insanları neden böyle bir sayma ve bölme mantığına ihtiyaç duysunlar?
Avcı-toplayıcı bir grupta paylaşım daha küçük ölçekli ve görece basitken, tarım sayesinde büyük miktarda ürün bir arada depolanmaya başlandığında yeni bir sorun ortaya çıkar: “Tarlaya birlikte giriyoruz, hasadı birlikte kaldırıyoruz. Peki buğdayı adil şekilde nasıl paylaşacağız?”
Halaf köylerinde insanlar muhtemelen birlikte ekiyor, birlikte biçiyor, ardından depolanan ürünü aile ya da hane başına bölüştürüyordu. Bu paylaşımın adil görünmesi, toplumsal huzur için hayatiydi.
İşte çanak-çömlekler üzerindeki düzenli, ikili katlanan çiçek dizileri, bu zihinsel dünyanın simgesel bir yansıması olabilir. Daireyi ikiye, sonra dörde, sonra sekize bölme fikri, hem geometri hem de günlük paylaşım sorunlarına uygulanan basit ama güçlü bir yöntem. Çiçek desenleri, bu açıdan bakıldığında sadece süs değil; eşit paylaştırma fikrinin estetik bir yüzü olabilir.
Kimler lüks çanak-çömlek kullanıyordu?
Halaf seramikleri sadece desenleriyle değil, biçimleriyle de dikkat çekiyor. Bazı kaplar, işlevsel mutfak kaplarından beklenmeyecek kadar ince işçilikli, sıra dışı açılar ve formlarla üretilmiş. Bunlar günlük çorba kasesi değil; daha çok gösteriş nesneleri. Bu durum da bize ekonomik ve toplumsal eşitsizliğin erken izlerini gösteriyor. Herkesin sahip olamayacağı kadar emek isteyen kaplar, seramik üzerinde harcanan lüks zaman ve emek ve bu üretilen çömleklerin törensel, prestij amaçlı kullanımı bunun ilk ipuçları olabilir.
Metal, fildişi ve değerli taşların henüz yaygın olmadığı bir çağda, zengin işi nesneler kil ve boya ile üretiliyordu. Bir haftalık ustalık ile yapılan gösterişli bir kase, dönemin lüks tüketim ürünüydü. Ve Tell Halaf’ta bu tür çanak çömlekler bulundu.
İnsan, aslan ve ev
Halaf çanak-çömleklerinde sadece çiçekler yok. Irak’taki Arpachiyah’da bulunan bir mezarda, üzeri olağanüstü detaylarla bezenmiş bir kase, önemli bir sahne sunuyor: Bu sahnede kocaman pençeleri abartılı çizilmiş bir aslan, yanında bir boğa, elinde yay tutan bir adam ve bir dokuma tezgahının yanında çıplak iki kadın resmedilmiş.
Bu tablo, klasik mağara resimlerindeki av sahnesine benzemiyor. Daha çok, bir evin ve sürünün korunması temasını işliyor. Burada erkek, aslanı uzak tutmaya çalışan bir savunucu, aoğa, sürüyü ve ekonomik üretimi, aadınlar ve dokuma tezgahı ise ev içi üretimi, dokumayı ve yuvayı simgeliyor olabilir. Burada bir tanrı-tanrıça figürü yok, toplum içerisinde cinsiyetçi rollerin belirlenmesi şeklinde yorumlanabilecek bir durum söz konusu.
Yani 8 bin yıl önce bile kadın-erkek rolleri, erkek dışarıda korur, kadın içeride üretir şeklinde sembolleştirilmiş olabilir. Bu sahne, hem toplumsal cinsiyet rollerinin, hem de “ev – doğa – tehdit” ilişkisinin tarih öncesi köklerine ışık tutuyor.
Maskeli dansçılar ve gizli topluluklar
Bazı Halaf kaplarında ise dans sahneleri karşımıza çıkıyor. Kapların iç kenarlarına yakın, bazen bulanık çizilmiş, yan yana dizili figürler göze çarpıyor. İlk bakışta sadece şematik insan siluetleri gibi görünseler de, dikkatli inceleme, ritüel bir dansı düşündürüyor.
Bu figürlerin bazıları maske takmış gibi çizilmiş. Bu da akla şamanik ya da trans halinde yapılan ritüelleri getiriyor. Araştırmacılar, bu tür dansların sadece katılanların gerçek anlamını bildiği, yarı kapalı “ritüel topluluklar”ın parçası olabileceğini öne sürüyor.
Desenlerin çoğunun kapların iç yüzeyine, özellikle de kenarına yakın konulmuş olması da anlamlı çünkü sadece kaseyi eline alıp içine bakan kişi, dansçıları görüyor, dışarıdan bakan biri bu mesajı göremiyor. Bu da yalnızda içeriden olanın bildiği semboller fikrine uyuyor. Yani Halaf çömlekleri, sadece süslü mutfak eşyası değil, aynı zamanda ritüellerde kullanılan nesneler olabilir.
Bu kadar ileri bir sanat nasıl yok oldu?
Halaf kültürü yaklaşık 7.600 yıl önce ortadan kayboldu. Ardından gelen dönemlerde, aynı bölgede üretilen seramikler, biçim ve desen açısından çok daha sade. Levant bölgesinde, 6.500 yıl önce çanak-çömlekler de özgün, özellikle insan kafasını betimleyen kemik kutularıyla ilginç ama boyasal süsleme bakımından Halaf kadar zengin değil.
Araştırmacılara göre Halaf seramiklerinin ulaştığı estetik ve teknik seviye, ancak binlerce yıl sonra, Akdeniz’i aşarak gelen Yunan seramik sanatı ile yeniden yakalanabildi. Yani Halaf çömlekleri hem erken uygarlığın zirve işçiliği, hem de bir süre için kaybolan bir estetik geleneğin doruk noktası.
