YPS savaşçıları Tolhildan ve Herekol geçen hafta başlayan Rakka’nın özgürleştirilme operasyonu sırasında ANF ile yaptıkları söyleşide kullandıkları bir cümle.

Oldukça etkileyici ve Ortadoğu’da bugünkü durumu çok net açıklayan kısa bir cümle. Tolhildan ve Herekol DAİŞ gibi bir örgütü yeşerten coğrafyadaki bin yılların kirlenmişliğinden bahsediyorlar.

Evet, Ortadoğu kirletilmiş, kirli bir coğrafya. O kadar çok kirletilmiş ki Ortadoğu insanı da büyük oranda bu kirliliği içselleştirmiş. Yoksa DAİŞ gibi bir örgüt kendine taban bulabilir miydi? Tabi ki başka faktörler de var ancak büyük oranda içselleştirilmiş bu kirliliğin dışa vurumudur DAİŞ’in varlığı. Orda özgürlük ve insan haklarını temel alan bir savaş yürütmek oldukça zor ve bunun zorluğunu anlatmaya gerek yok sanıyorum. Her şey çok açık ve ortada.

DAİŞ ilk çıktığında, Arap halklarının yıllarca baskı ve zulme maruz kaldıkları kendi diktatörlerine karşı bir örgütlenme sanmıştım. Sosyal zemini olan ve hızla gelişebilecek bir Arap örgütlenmesi gibi. Ancak kısa sürede belli oldu ki DAİŞ yine diktatörler tarafından beslenen ve asıl hedefi Kürdistan coğrafyasının yeniden işgali ve paylaşımı olan, dokunduğu herkesi yakan bir örgütlenme...

Oysa DAİŞ’i besleyen coğrafya, bugün dünyaya büyük oranda egemen olmuş üç tek tanrılı dinin (Zerdüşt inancı da sayarsak dört) doğup geliştiği bir coğrafya.

Ortadoğu, medeniyetin doğduğu coğrafya, hemen hemen her din ve kültürde var olan ”güneş doğudan doğar” halk sözünün içeriği, Mezopotamya’nın dünya ya ışık ve aydınlık saçtığı bir coğrafya olduğudur. Ya da “Asalet iki nehrin arasından gelenlerde vardır” halk sözü, Dicle ve Fırat arsındaki topraklarda yaşayan insanların asıl kişiliğini anlatan simgesel halk sözleridir.

Aydınlık, ışık, asalet gibi sözcüklerin ana toprağı olan coğrafya da nasıl olur da DAİŞ gibi bir örgüt, Saddam gibi bir diktatör, padişahlığı geri getirip, sultanlık hevesi için coğrafyamızı yerle bir eden ve daha sayamayacağımız kadar çok baskı ve zulüm uygulayan Dehaklar ve yeni Dehakları da besleyen bir coğrafya ya dönüşebilir.

Bu dönüşümün yanıtını herkes farklı biçimlerde ifade edebilir, ancak asıl toplum bilimcilerinin işi. Beni ya da bizi ilgilendiren bin yıllardır kirletilmiş ve kirlenmiş bir coğrafya da özgürlük savaşı vermek tıpkı YPS savaşçıları Tolhildan ve Herekol’un dediği gibi.

Bu mümkün müdür? …

Tabii ki mümkün ancak bedeli çok ağır.

 Ve şimdilik bu bedeli büyük oranda Kürt gençleri ödüyor.

Kürtler’in genç kızları ve genç erkekleri Rakka’da Arap topraklarında kirletilmiş ve kirlenmiş bu coğrafyaya ışık vermek için bedenlerini ateşe atıyorlar.

Kirlenmiş bu coğrafya, sadece kendi bedenlerini ateşe atan Kürt gençliği ile temize çıkamaz. Nerde kendi diktatörlerini devirmek isteyen Türk ve Arap halkları?  Bu sorum aynı zamanda Rakka’ya Kürt kapanı diyenlere…. Nerde türban giymemek için saçlarını kazıtan Acem kadınları? Nerde İsrail’den kurtulmak isteyen Filistin gençleri…

Nerde dört parça Kürtler’in birliği? 

Bin yıllarca kirletilen ve kirlenmiş bu topraklarda, ulusal birliğimize engel olan bizimde kirlenmişliğimizdir…

 Asıl yazımın konusu buydu. Ancak yerim kalmadı. Gelecek yazımda devam edeceğim.