“Hayal içinde dünya, döner de kimse duymaz…”
Aklımda kalan bir Münir Nurettin şarkısıdır. Tam böyle miydi bilemiyorum. Mealen diyelim… Kendi kendime mırıldanıyorum: “Hayal içinde Türkiye, felakete gider de kimse duymaz…”
Hükümet üyelerinin “OHAL’i yarıda bitiririz” lafını duyup, “hayale dalanları” uyarayım. Erdoğan “üç ay daha uzar” dedi. Eğer OHAL bir yıldan önce biterse, öpüp başınıza koyun.
Darbe öncesinde AKP dışında herkese kapalı olan alanlar “ardına kadar açık…”
HDP’ye bile “izin” verildi.
Başbakan dört partiye teşekkür etti.
Siz yine “hayali küçük ali”yi oynayın.
Taksim “kırmızı beyaz”mış…
Yani “birleşmişmişiz.”
Parti farkımız kalmamış.
Hiç birimiz kendi partimizin bayrağı ile alanlara koşmamışız.
Türk bayrağının altında toplanmışız.
Ne güzel değil mi?
Demokrasi nedir?
Ortak bayrağın –ki bu kırmızı beyaz, ay yıldızlı bayraktır- altında…
Herkesin kendi bayrağı ile alanlarda toplanmasıdır.
Parti bayraklarının dalgalanmadığı “alanlara özlem” darbecinin özlemidir.
O, partileri yasaklar.
Meclisi dağıtır.
Ortalığı kana bular.
Üstüne beyaz bir örtü çeker.
Al sana “kırmızı beyaz…” Ağzı burnu yamulmuş “parlamenter rejimin” şimdiki haline bakın.
“Özlenen konsensüsmüş”…
Saray AKP ile CHP ve MHP’yi birlikte kabul buyurmuş. Aman ne iyi… Bundan iyi konsensüs olmaz.
Sanırsınız ki ülkedeki gürültü patırtı Kılıçdaroğlu’nun ve Bahçeli’nin “Türkleri” ile Erdoğan’ın “Türkleri” arasındadır.
Türkü Türkle “barıştırdın mı” en büyük konsensüs sağlanacak… Her darbenin en büyük marifeti bu değil mi? “İç ve dış düşmanlara karşı Türkü Türkle barıştırmak, ‘milli birlik komitesi’ kurmak, ‘milli beraberlik’ ilan etmek… Sonra Ayten Alpman’ın ağzından “bir başkadır benim memleketim” şarkısı eşliğinde “idam, idam, intikam, intikam” diye tempo tutmak.
Türkle Türkü değil, Türkle Kürdü barıştırsanıza… Aleviyle Sünniyi. Laik’le İslamcıyı…
Bu yazıyı yazarken Bahçeli’yi işittim: Amerika Türkiye’ye Halep yolunu tıkamış. Büyük Kürdistan kurmak için harekete geçmiş. Ha FETÖ’ymüş, ha PKK ve PYD…
Ordusu tarumar.
Sınırından dışarıya burnunun ucunu çıkaramaz hale gelmiş.
Az önce tepesine bomba yağan Meclis’te dünyaya kafa tutuyor.
Şöyle diyorum: Madem Halep yolunun tıkanmasını istemiyorsunuz… Madem Suriye’ye gidip gelmek istiyorsunuz.
Madem Büyük Kürdistan kurulup, ülkeniz paramparça olacak diye kalbiniz yerinden çıkacak gibi oluyor.
İyi de bre Allahtan korkmaz, kuldan utanmazlar…Ortada bütün bu istemezüklerinizin, korkularınızın çaresi birkaç kulaç ötenizde İmralı’da duruyor.
Yüzerek gidin. Konuşun.
Hemen Rojava’yla aranızı bulsun. Siz PYD’ye, PYD size elini uzatsın. Hemen aradaki sınırlar silikleşsin. Atlayın arabalarınıza… Halep orada. Arşın burada. Ticaretinizi yapın.
Büyük Kürdistan işine gelince…
Ben bile milliyetçi Kürtler bozulur diye hafif sesle itiraz ederken, PKK Önderi bu Büyük Kürdistan’ı “ikinci İsrail” olacak diye programından çıkartmış.
O halde… Anlaşsanıza…
Demokratik özerk bölgelerin toplamından ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde birliğinden oluşan, sınırları dokunulmaz, ülkesi ve halkı bölünmez, bayrağı ortak, dili ortak” bir demokratik cumhuriyet kursanıza…
Derken o da ne?
İstanbul Valisi tutuklanmış. Hoppala…Demeye kalmadan…Kadıköy kaymakamı gözaltında…
Yaklaşık 8 bin general, albay, yarbay v.s.
2 bine yakın yargıç, savcı v.s.
Sürüyle akademisyen, öğretmen…
Bir de Vikipedi’den 27 Mayıs darbesini hatırlayalım:
“235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, üniversiteler; 520 hakim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır”.
Ne oldu yahu? Darbe mi bastırıldı, darbe mi oldu?
Ve bir de ne görelim?
Nazlı Ilıcak “yakalanmış”…Arabaya binerken bir şeyler mırıldanıyor gibime geldi:
“Medyanın keyfi yerinde yine maşallah / Bize de bir gün kader güler güler inşallah / Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım Vallah / Yok mu çaresi dostlar fesupanallah “…