Wêjegeh Amed (Diyarbakır Edebiyat Evi) başta yazarlar ve okurlar olmak üzere yayıncılığın tüm emek bileşenlerinin yan yana gelebileceği bir paylaşım alanı olmak üzere kurulmuş.

BİRCAN DEĞİRMENCİ

Edebiyat dinamiklerinin kesiştiği bir buluşma alanı yaratmak için kurulan Diyarbakır Edebiyat Evi, Kürtçe adıyla Wêjegeh Amed’deyiz. Lal Laleş’i 2004 yılında kurduğu Lîs Yayınevi’nden tanıyoruz. Kürtçeye kaynak metin biriktirmenin yanı sıra Türkiye ve dünya edebiyatını Kürtçeye çevirmek ve Kürtçe edebiyata alan açmak için çalışma yürüten Lîs Yayınevi; Kürtçe edebiyat kadar, tüm dünya edebiyatını da sahiplenerek, sınırları ve sınırsızlıkları edebiyata dönüştürmenin yolunu arıyor. Laleş’in iki yıldan fazla bir süredir üzerinde zihinsel olarak düşündüğü, lakin koşulların oluşmasıyla hayata geçirdiği Edebiyat Evi, fikri de Lîs Yayınevi öncülüğünde ete kemiğe bürünmüş.

Edebiyatın farklı boyutlarını sunmak ve tartışmaya açmak kadar, edebiyatın ve dilin kendi başına merkezi düşünceyi sarsacak demokratik potansiyelini yaşayarak öğrenmeye çalışılan bir mekân olacak Diyarbakır Edebiyat Evi.

“Sözün eşitliğinin bir temsiliyet sorunundan öte, bir edebiyat sorunu olarak işlendiği bir yer burası.” diyor Laleş, fikirlerin konuşulduğu, düşüncelerin paylaşıma açıldığı, ilhamın birlikte arandığı, sözün beraber üretildiği bir mahalde, edebiyatta buluşmak üzere yola çıktıklarını söylüyor.

Diyarbakır Edebiyat Evi, başta yazarlar ve okurlar olmak üzere yayıncılığın tüm emek bileşenlerinin yan yana gelebileceği bir paylaşım alanı olmak üzere kurulmuş.

Mekânın ikinci katı yazar ve okurların yanı sıra farklı disiplinlerden sanatçı ve araştırmacıları konuk edecek olan tematik buluşmaların gerçekleşeceği çok amaçlı salonu ve Yay Koop Diyarbakır Temsilciliği bünyesindeki birçok farklı yayınevi kitaplarının Lîs Yayınları’yla birlikte okurla buluşacağı Lîs Kitabevi’ni içeriyor.

Altı tematik başlık

Laleş; Edebiyat Evi’ni birlikte yönettiği ve programları beraber oluşturdukları Seçkin Arlan ile altı tematik başlık belirlemiş. “Ekokritik, Müşterek Bellek, Mihenk Taşı, Kültür İşliği, Müfredat Dışı, Çeviri Adası ve Yazarın Günü” başlıkları altında bir dizi meselenin konuşulacağı, edebiyatla kesişen ve yaşadığımız dünyayı, gündelik hayatımızı kuşatan her konunun kendine yer bulabileceği bir ev hayali kurulmuş. Bu amaçla bir araya gelinecek çok amaçlı salonda, okur-yazar buluşmaları, söyleşiler, okuma ve tartışma programları, küçük atölye odasında ise odaklı çalışma ve eğitimlerle farklı etkinlikler yer bulacak.

“Çok dilli açık alan” olarak tanımladığı edebiyat evinin kentin çok dilli, çok kültürlü dinamik dünyasının bir ihtiyacına cevap olmak üzere yola çıktığını belirten Laleş, “Son dönemlerde insanların kendini ifade edebileceği, söyleşi yapabilecekleri, imza ve benzeri kültürel faaliyetlerini yürütebilecekleri pek bir alan kalmamıştı. Bu da tabi sadece bizim kendi yazarlarımız değil hem Türkiye hatta mümkünse dünyanın birçok yerinde edebi kültürel faaliyetler yürüten aktörleri burada ağırlamak ve o okur yazar buluşmalarını gerçekleştirmek istiyoruz. Yazarın Günü buluşmalarıyla, yazarlarımızı tanımak kadar deneyimlerini genç yazarlara aktarabilecekleri bir deneyim paylaşım alanı da kurarak evimizi dolduran tüm seslerin bir yerlerde yazıya düşebilmesi için birlikte ilmek atacağız.” diyor.

Edebiyatla sınırlı kalmayacak

“Mesafelere, sınırlara, edebiyat ve sanatla bir hâl yol arayacağız” diyen Lal Laleş, edebiyat evini kurarken daha sakin ve insanlara faydalı olabilecek kalıcı olan bir fikriyatla ortaya çıktıklarını söylüyor: “Sadece edebiyatla sınırlı değil. Farklı disiplinlerin de birbiriyle bir şekilde kaynaşıp ayrıştığı, sürtüştüğü, ara tonlarda ve ara zeminlerde birtakım işler yapmak. Sergi, sinema, tiyatro, interaktif söyleşiler de olabilir. Bir buluşma mekanı olacak.”

Kalıcı işler yapılmalı

Diyarbakır’ın temel sorunlarından birinin de süreklilik olduğunu düşünen Laleş, bu konuda şunları söylüyor:  “Okurun zihninde devamlılık arz edecek ve okurun kendi kültürel dünyasında zenginleştireceği, daha da geniş alanlara taşıracak bir şeyi konuşmak lazım. Geçici olmasından çok kalıcı işler yapılmalı. Köksüzlük değil gelenek üzerine bir şey inşa edip yürütmek. O anlamda kurduğumuz bu ev biraz sakin, okurun dönüp kendini de değerlendirdiği, eleştirebileceği, talep edebileceği, kendi kültürel dünyasını zenginleştirecek programları talep edeceği katılımcı, demokratik bir işleyiş. Mesela çeşitli edebiyat dergilerinin yayınevlerine, kültürel kurumlara, STK’lara şunu söylüyoruz. Bizim temel ilkelerimize ters düşmemek kaydıyla yani milliyetçi, türcü, cinsiyetçi olmayan, kaliteli, edebi ve kültürel olarak değerli bir şey üreten herkese kendi etkinliklerini de koymalarını öneriyoruz. Belirlediğimiz başlıklar ışığında bizimle ortaklaşabilir, kendi etkinliğini yapabilir. O açık alanın çok dillikle ve çok kültürlülükle çoğulcu ve demokratik biçimde doldurulmasını istiyoruz.”

Müfredatın dışındakiler

Edebiyat evinde ‘Kültür işliği’ başlığında kendi alanında uzman akademisyen ve yazarlar çeşitli meselelere dair bilgi alışverişi yapacak, deneyim aktarımında bulunacak. Lakin bir de müfredatın dışında kalanlar var. Onları da Laleş’ten dinleyelim: “Buradaki dert sadece titrı ve ünvanı olan çok ünlü kişilerin gelmesi değil. Bence hayatın içinde çok güzel cümleler kurabilecek çok deneyimler edinmiş, bunları hayatla buluşturmuş, insanlara bir şekilde değmiş kişiler de var. Biz bunlara müfredat dışı diyoruz. Müfredatın dışında kalan ama kıymetli eserler vücuda getirenler var. Dolayısıyla onların da gelip burada deneyimlerini izleyenlerle paylaştığı ve karşılıklı etkileşimin olduğu bir başlık. Müfredatla müfredat dışı arasındaki tüm seçeneklerin birbiriyle buluştuğu, çatıştığı, ayrıştığı ama bir şekilde bütün o çatışma ve birleşmeden ortaya çıkacak enerjinin de kıymetli bir şey olduğunu düşünüyoruz.”

Yayınevlerine çağrı

Kitap satış noktasında okurla kitap arasındaki aracı kaldırıp okurun rahat biçimde kitaba ulaşması için de imkan oluşturmak istediklerini  vurgulayan Laleş, bu meseleyle ilgili şu noktalara değiniyor: “Küçük yayınevlerinin bu imkandan yararlanmasını çok isterim. Çünkü Türkiye’de yayıncılık yapan az ama çok kıymetli kitaplar basan yerler var. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde o kitaplara ulaşamayan kitlenin olduğunu da biliyoruz. Onların öyle güzel bir kataloğu var ki. O kataloğu buradaki okurla buluşmasını sağlamak isteriz. Birinci derdimiz küçük ve nitelikli yayınevlerine destek olmak. Onlara raf açmak. 35 yayınevinin kitapları satışta. 8 Mart’a kadar yüzde 30 indirimli. Sonrasında da kentteki diğer kitabevlerini de zora sokmayarak, yayınevleri ve kooperatifle beraber indirim belirlenecek, Biz bir şey kurarken başka yerlerin zarar görmesini engellemek zorundayız. Dolayısıyla daha makul ama bir şekilde okuru gözeterek yapacağız bunu.”