
39 yaşındaki Behiye, yaşanmışlıklarını anlatırken kimi zaman zorlansa da susmanın yaşananların bir parçası olduğunun farkında olarak başlıyor anlatmaya:
‘Evcilik oynadığımızı sanmıştım’
“1975 yılında Amed’in Sur ilçesinde küçük bir evde doğmuşum. Ailem Kürt kimliğini taşımanın zorluklarının hep farkında olan bir aileydi. Daha önce KUK’çu olan ailem, PKK ile birlikte bu harekete sempati duymaya başladı. Oniki kızkardeşiz. Her doğum sahnesi annem için büyük bir trajediydi. Her seferinde ‘erkek çocuk’ umuduyla doğum yapıyordu ve olmayınca yoğun baskı görüyordu. Babamın baskılarından dolayı annem bizi çok zor koşullarda büyüttü. Bir yere gidememenin, sığınacak kimsesinin olmamasının çaresizliğini yaşıyordu. Feodal değer yargıları, erkek çocuğunun ‘olmazsa olmaz’lığı yüzünden annem, aile ve akrabalar içerisinde değersiz görülüyordu.
Dayımın çocuklarıyla iç içe büyüdük. Hepimiz kardeş gibiydik. Ama 16 yaşına geldiğimde beni ‘abi’ diye hitap ettiğimin dayımın oğullarından biriyle evlendirdiler. Evcilik oyunlarımızda gelin ve damat olurdu. Bana beyaz bir gelinlik giydirdiklerinde, arkadaşlarım da bunu oyun sanıp eve kadar benimle gelmişlerdi. Ben de oyun bittikten sonra tekrar onların yanına gideceğimi sanıyordum. Ama ne yazık ki anlam veremediğim bir hayatın içine atılmıştım.”
‘Her durumda suçlu bendim’
Akbalık bunları anlatırken bir yandan gülüyor, bir yandan hüzünle dalıp gidiyor. Yaşayamadığı çocukluğuna hayıflandığı her halinden belli bir şekilde konuşmasına devam ediyor: “Eşimin çalışmaması nedeniyle ekonomik olarak çok zorlanıyorduk. Ancak eşimin ailesi bu durumu sürekli sorun haline getirip bana yöneliyordu. Bana ‘Sen onun çalışmasına izin vermiyorsun, niye ona çalış demiyorsun’ diyorlardı. Eşim ve ailesi arasında sıkışıp kalıyordum sürekli. Eşime çalışmasını söylediğimde o kızıyordu, diğer türlü de ailesi bana hakaret ediyordu. Şunu anlıyordum ki ne yaşanırsa yaşansın suçlu görülen hep kadın oluyordu.
‘Keşke annemle aynı anda doğum yapsaydık da...’
17 yaşında ilk çocuğumu doğurdum. Annem de benden birkaç ay önce on birinci kız çocuğunu doğurmuştu. Benim bebeğim erkek olunca, aklıma ilk gelen annem olmuştu ve ‘Keşke aynı anda doğum yapsaydık da, ben oğlumu anneme verseydim ve o da artık baskı görmeseydi’ demiştim. Bir yandan da erkek çocuğu doğurduğum için artık bana farklı yaklaşacaklarını sanıyordum. Ama aksine baskılar hiç azalmadı. Toplum içinde erkek torunları olduğu için gururlanıyorlardı ve saygınlık ediniyorlardı, ama bana döndüklerinde bir eşya gibi horlayıp küçümsüyorlardı. Oğlumun doğumundan sonra eşimin ailesiyle beraber yaşamamız daha da zorlaştı. Evden ayrıldık, fakat eşimin maddi olarak eve bir katkısı yoktu. Bu durum bizi çok zorluyordu. Daha sonra benim ailem bize bakmaya başladı. Ardından iki çocuğum daha dünyaya geldi ve 4 çocuklu bir aile olmuştuk.
‘Varlığımın anlamını keşfettim’
2005 yılında parti çalışmalarına girdim. Hakkımda açılan davadan dolayı 2011 yılında tutuklandım. Eşim de 2012’de tutuklandı. Şimdi ikimiz de cezaevindeyiz. Cezaevinde kaldığım süreçte bu konular üzerinde daha fazla düşünmeye başladım. Kadın varlığının anlamını burada keşfettim ve eşimin, içerisinde yaşadığım toplumun özeliklerini, yine devlet karakterini daha fazla görmeye başladım. Özellikle erkek egemen zihniyetin sürekli olduğunu ve bu yüzden de sürekli mücadele halinde olması gerektiğini anlamaya başladım. Dışarıya çok daha hazır hale getirmeye çalışıyorum kendimi. Yer yer karşılaşacağım zorluklar karşısında kaygılarım olsa da, kendime inancım ve güvenim gelişiyor. Hiçbir zaman geç kalmış sayılmayız. Hangi yaşta olursak olalım, özgürlük bilincini kendimizde oluşturmaya başlayınca onun mücadelesine girişmeliyiz.”
Oğluna kavuşma umudunu taşıyor
Akbalık, cezaevine girdikten kısa bir süre sonra oğlu ve kızkardeşi gerillaya katıldı. Kızkardeşi Mizgîn, henüz 19’undayken 2012 yılında Elezîz’de Türk ordusunun pususunda yaşamını yitirdi. Akbalık, cezaevinden çıktığında kardeşi Mizgin’i ve oğlu Mazlum’u görmenin umudunu yaşatıyor içinde.
Kısa bir önce tutuklu bulunduğu Mardin Cezaevi’nden, Şakran Kadın Cezaevi’ne sürgün olunca çocuklarından da ayrı düştü. Tüm zorluklarla başa çıkmaya çalışan Behiye, bir yandan da hastalığıyla mücadele etmeye çalışıyor. Bir böbreği çürümüş oluğundan acilen ameliyat edilmesi gereken Akbalık için cezaevi yetkilileri ve doktorlar duyarsızlığını koruyor.
SEVCAN ATAK/JINHA/İZMİR