Bu ülkede yasalar, kurallar insan merkezli olma yerine devlet merkezli olarak oluşturuldu. Yıllarca eleştirilmesi mümkün olmayan resmî tarih tezleriyle beyinler yalan ve çarpıtmalarla dolduruldu.
Tarihi gerçekler çarpıtıldı, inkar edildi. Devlet retoriğini halklarının inkarı üzerine inşa etti. Halk, yalan -yanlış, uyduruk iftiralarla koşullandırıldı. Türkiye’de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet; gerçekleştirdiği katliamları, vahşetleri kendi kahramanlık söylemleriyle kimi zaman kutsallaştırdı ya da en olmaz olayları sıradanlaştırdı, sıradan bir olaymış gibi yansıttı. Toplumda da böyle bir algının oluşmasını büyük ölçüde başardı ne yazık ki. Bu sayede geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı değil, unutmayı, unutturmayı tercih etti.
Oysa unutmak, hafıza yükümlüğünü yok etmek, farklı bir zamanda farklı, bir mekanda, her şeyin yeniden yaşanabileceği gerçeğini de unutmak olur. Hesaplaşmanın bir biçimi de hatırlamak ve hatırlatmaktır. Yazarın dediği gibi, “Hatırlamak için hayal kurmaya, hayal edebilmek için de hatırlamaya muhtacız.”
***
Geçenlerde Diyarbakır’un Sur İlçesinde Türkiye’de bir ilk olan ‘Ortak Vicdan Anıtı’ açıldı. Geçmişteki katliamlar unutulmasın diye yaptırılan anıtın üzerinde Türkçe, Kürtçe, İngilizce, Ermenice, İbranice ve Arapça ‘Acıları ortaklaştık ki bir daha yaşanmasın’ yazıldı.
Aynı gün Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından İstanbul’da “12 Eylül Utanç Müzesi” adı altında 12 Eylül’de idam edilen, işkenceye maruz kalan devrimcilere ait özel eşyalar ve işkenceyi tasvir eden aletler sergilendi.
Ayrıca yine İşkence Mağdurlarına Saygı Anıtı Ziverbey Köşkü’nün bulunduğu Kuşluk Parkı’nda, Ziverbey Köşkü’nde işkenceye maruz kalanların da katılımıyla 12 Eylül’ün 33. yıldönümünde açıldı.
Tüm bunlar hafızayı tazeleme ve hakikatlerle yüzleşme konusunda farkındalık yaratma bazında anlamlı etkinliklerdi.Ve ilginç bir tesadüftür ki aynı gün Kürdistan’da ortaya çıkan toplu mezarlara bir yenisi eklendi. Şırnak’ın Beytüşebap İlçesi ve Van’ın Çatak İlçesi arasında bulunan sınır hattında yapılan yol çalışmasında ortaya insan kemiklerinin bulunduğu bir toplu mezar çıktı.
***
Dünyanın var oluşu ve akışında, herşey hak, hakkaniyet ve hukuk üzerine inşa edilseydi ve ortak vicdan oluşturulabilseydi belki de yeryüzünde o akıl almaz vahşetler yaşanmayacaktı. İnsanın içindeki adalet duygusuna rehberlik eden vicdan, insana bahşedilmiş en değerli özelliktir.
Ortak akıldan söz edilir hep. Oysa asıl olanın ortak vicdan olması gerekmez mi?
Vicdan; savcının, avukatın, hakimin,davalının, davacının, şahidin, zanlının, mübaşirin “tek” bir kişi olduğu tek mahkemedir. Vicdan böylesi kişisel bir adaletse, içimizdeki mahkeme ve kendimizi yargılama gücü demekse, adına ister kolektif vicdan, ister kamu vicdanı, ister ortak vicdan diyelim, üzüntü ve acıları benzer olan insanların bu mahkemede aynı davranışları ve tepkileri göstermesidir.
Gerçek bir demokratikleşme, geçmişte yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılıp gerekli müeyyidelerin uygulanmasıyla mümkündür. Toplumsal adalet bu sayede gerçekleşir.
Türkiye’de devlet kaynaklı sistematik ve yaygın insan hakları ihlalleri yaşandı, birçok suç işlendi. Bunlar toplumdan saklandı. Suç işleyenler cezalandırılmadı ve sürekli korundu.
“Zulmedenleri affetmek suçsuzlara acımasızlıktır” der Sadi. Kişi kendine yapılan bir fiili affedebilir ama işlenen insanlık suçuysa hiç kimse, hiçbir kurum bunu affetme lüksüne sahip değildir. Çünkü bu suçlar tüm insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Zalimin hükümranlığına son vermedikçe, insanlığa bir borç olarak onu mahkum etmedikçe yara içten içe kanamaya devam edecektir.
Çok net olarak bilinmelidir ki; hesaplaşıp helalleşmeden gerçek bir barış kurulamaz. Geçmişte yaşanan hak ihlallerinin araştırılıp soruşturulması ve hakikate ulaşmak için ne gerekiyorsa ya pılmalıdır.
’Bir daha asla’ diyebilmek için.
’Bir daha asla’ diyebilmek için
Tarihini insanlık suçları işleyerek yazan bu devlet, ne çok can yaktı bu ülkede. Bunu yaparken de olan biteni unutturmaya, görünmez kılmaya çalıştı hep.