“Gazeteleri gördün mü, meğer PKK çevresinden birisiymiş” dedi nefes nefese. “Şoktayım, aklım karıştı, dumur oldum, tırstım, tersim döndü, kıblem şaştı, benzim attı, ben de sanmıştım ki, bu katliamı yapan…”
Doğrusu “endişeli demokrat”ı daha fazla dinleyemedim. Ona dedim ki; “aziz kardeşim sakin ol, bu kadar şallak mallak olmana gerek yok… Sen bu cinayeti Cibali Karakolu’ndan 1325 sicil numaralı Bekçi Murtaza’nın ya da adı sanı bilinen Türk Cezmi Bondlarından birinin işlediğini ve Fransız polisinin de, bu işe Fransız kalmayarak, anında Türk-İslam sentezinin marifetlerinden biri olan “yeşil Ergenekon”cuyu şıpın işi yakalayacağını mı zannettin?”
“Nasıl yani?” dedi. Hala “endişe” şokundan kurtulamadığı için sesi berbat çıkıyordu.
“Yani dedim, sen bir devlet olsan, diyelim ki, Türk devletinin istihbaratını yönetiyor olsan…”
“Beni karıştırma şu istihbarat işine” diye terslendi.
“Karıştırmıyorum, misal olsun diye konuşuyorum, yani sen böyle bir şey olsan ve diyelim ki, belli bir amaç için bu cinayeti Paris’in orta yerinde işletmeyi düşünsen, amcanın oğlunu mu ‘tetikçi’ diye kiralarsın, yoksa geçenlerde senin oğlanı döven İbrahim’in kayınçosunu mu?”
Bir sessizlik oldu. Sonra “endişeli demokrat” konuştu: “Vallahi, Allah biliyor ya, becerebilsem elbette İbrahim’in kayınçosunu seçerdim…”
Bunu dedikten sonra, durdu ve sevinçli bir sesle: “Yani sana göre tetikçi ile tetikçiyi yönlendiren birbirine benzemez, öyle mi?”
Biraz tereddüt ettim. Sonra, “ilk bakışta kesinlikle benzemez” dedim. Ama kimi zaman da “benzemediği halde benzer” dedim.
Bizimki yine şaşırmıştı. Açıkladım. Şu meşhur Yargıtay cinayetini hatırlattım arkadaşıma. Alpaslan’ın ilk anda onu kiralayanlara hiç benzemediğini söyledim. Amaç cinayeti İslamcıların üstüne yıkmaktı. O yüzden adam ilk aylarda inanmış bir Müslüman gibi görünmüştü. Sonra ortaya çıktı ki, Ergenekoncuların adamıymış, numaradan “Allahuekber” diyormuş. Anlattım da anlattım.
Şunu da söyledim: Eğer bir siyasi suikast kusursuz bir şekilde işlenmişse, bunun arkasında derin devlet vardır. Böyle bir suikastta hiçbir iz kalmamışsa, o suikastın amacı “provokasyon” değildir. Doğrudan “fiziki tasfiyedir”. Bu durumda tetiği çekenle, çektiren birbirinin aynıdır. Buna örnek olarak Mumcu suikastını verebiliriz. Tetikçi ile tetiği çektiren aynı olduğu için tetikçi ortaya çıkmamıştır. Burada amaç Mumcu’yu “yok etmektir” çünkü. Hrant cinayeti de böyledir.
Ama eğer siyasi suikast işlenip de, ardından, şimdi seni endişeye gark eden Paris cinayetinde olduğu gibi tuhaf “acemilikler” gözümüzü çıkartıyorsa, o zaman bu suikastın amacı, net bir şekilde “provokasyon”dur, asıl amaç yalnızca o insanları yok etmek değildir, o cinayeti birilerinin üstüne yıkma amacıdır.
Örneğin dedim, ünlü Reichstag yangınında tetikçi ile tetiği çeken, yani asıl kundakçı ile kibriti çakan birbirinin tam zıddıydı. Kibriti çakan bir “komünist”ti. Çaktıranlar ise Nazi’ydi. Zavallı Van der Lübbe Nazi gizli servisinin oyununa gelmişti. Ve elbette anında yakayı ele vermişti. Ve Hitlerciler sonuç olarak hem Komünist Partisini, hem de yakılan Meclis’i tasfiye ederek “tek parti, tek şef, tek devlet ve tek millet” rejimini kurmuş oldular.
“Yani, senin anlayacağın eğer bir devlet Kürt halkının örgütlü güçlerine karşı bir provokasyon yapmak, onları suçlamak için bir cinayet işletmeye karar verirse, tetikçiyi hemen ortaya çıkartmak ister. Ortaya çıkaracağı tetikçiyi de tahmin edeceğin gibi, kalkıp Tayyip Erdoğan’ın İmam Hatip’ten sınıf arkadaşlarının içinden seçmez. Cinayeti kimin üzerine yıkmak istiyorsa, tetikçiyi de cinayeti üzerine yıkacağı çevrenin içinden bulup, kiralar...Kiralayamazsa, tetiği çeker, senin üzerine atar…”
“Paris cinayeti ise hem provokasyon, hem de imha amacı taşıyor gibi…”
“Vay be” deyiverdi. Arkadaşım her ne kadar “endişeli demokrat” ise de biraz saftır. Bu kadar karışıklığa aklı pek ermez. O yüzden “endişesi” yerini şaşkınlığa bırakmıştı.
“Abi dedi bunlardan korkulur.”
Dedim ki, bütün bunların bir amacı da seni ‘endişeli, şaşkın ve ürkek’ hale getirmektir zaten…”
Ardından muziplik olsun diye, “Korkma, korktukça sıra sana gelecek” sloganını atınca, inledi:
“Yapma abi, kurbanın olayım, beni bu işlere hiç karıştırma” dedi. Zavallı arkadaşım…
Bir demokratın ‘endişeli, şaşkın ve ürkek’ halleri
Fransız savcı konuştuktan az sonra telefonum çaldı. “Endişeli demokrat” arkadaşım heyecanla konuştu: