Yazar M. Şehmus Güzel’in „Adil Okay İle Geçerken“ adlı kitabı, Ütopya Yayınevi’nden çıktı. Güzel, daha önce yayınladığı Yılmaz Güney, Abidin Dino, Remzi Paşa, Fahri Petek kitaplarıyla „akraba, kardeş, yoldaş“ olarak niteliyor.
Güzel’in „Adil Okay İle Geçerken“ adlı kitabı, iki kez öldürülmek istenen, her suikasttan sonra kalan izleri hala vücudunda taşıyan, başından binbir serüven geçen Adil Okay’ın hayatını anlatıyor. Okay, 1980 yılında Adana cezaevinden firar ettikten, hemen ertesinde bir yıldan fazla kaldığı Lübnan’da Filistin halkıyla direnişe katıldıktan ve bu savaştan sağ çıktıktan sonra, geldiği Fransa’da yirmi yıl yaşadı. Paris, onu kesmedi. Akdeniz’in, güneş görmüş ve güneşle dansını henüz bitirmemiş halklarının çığlıklarına dayanamadı ve ülkesine geri döndü. Güneşi, denizi, yakınlarını ve yoldaşlarını buldu. Kimini bir rastlantı sonucu, sokakta yürürken. Kimini bir toplantı sırasında, kimini bir şiir okuma gününde veya gecesinde, kimini bir gösteri ve yürüyüşte... Bu hayat, yazılmayı hak ediyordu. “Adil Okay ile Geçerken” adlı kitap, heyecan, özveri, büyük insanlık aşkıyla dolu bir insana odaklanıyor.

Kitabın hikayesi

Yazar Şehmus Güzel, ‘Sunu’ bölümünde kitabın yazılma hikayesini şöyle anlatıyor: „Adil Okay’la ortak bir kitap hazırlamaya ne zaman karar verdim? Adil’le tanışmamızdan, kendisinin, ailesinin, kardeşlerinin ve bilhassa babasının yaşamını öğrendikten, ağabeyi Arif Okay’la dostluğumuzdan bir süre sonra bu düşüncenin doğduğunu ve zaman içinde, güneşi göre göre, rüzgârda ve karda tomurcuklandığını ve yeşerdiğini biliyorum.
Sonra peş peşe, zamanın ve coğrafyanın araya girmesi sonucu kesintilere uğramasına rağmen, uzun, çok uzun söyleşiler yaptık. Bunların tümünü kasetlere kaydettik. Bu arada zaman zaman Adil’de kimi şüpheler belirdi ve örneğin şöyle şeyler diyebildi : ‘Hem sonra hocam okuyucuyu sıkmaz mı bu konular? Ne bileyim bir çalışma yapıyorsun, emek harcıyorsun, ben de çok meşhur bir adam değilim. Okuyucu ne yapsın benim çocukluğumu, gençliğimi, hayatımı? Bunlar pek önemli şeyler değil ki.’
Ben de o zaman şu yanıtı verdim: ‘Önemli. Bunların hepsi önemli. Çocukluk hele çok önemli. Çocukluk ve çocukken yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımız. Bunların önemini zaman içinde ve bu kitapta göstermeye de çalışacağız. Soru cevap şeklinde. Vaktimiz var, hiç merak etme. Onun için buradayız zaten.’
Nihayet bu konuda şunu da eklemek istiyorum bugün : Adil Okay’ın çocukluğu herhangi bir çocukluk değil. Gençliği herhangi bir gençlik değil. Sonrası da çok farklı. Görecek, göreceksiniz...“

Kitap imecenin ürünü

Güzel, böylece Okay ile uzun söyleşilerine başlar. Bu söyleşi kasetleri, yazarın deyimiyle „sevecen, yardımcı olmayı bir tür gönüllülük olarak yüreklerinde atşıyan insanlar tarafından çözüldüler.“ Ardından sayfalara dizilen satırlar, Güzel ve kitabın kahramanı Adil Okay tarafından defalarca okunur. Güzel, bu sürece ilişkin ise şunları dile getiriyor: „O sayfa sayfa dizilen satırları aldık, yeniden ve yeniden okuduk. Ben okudum. Adil okudu. Sonra yeniden ben okudum, o yeniden okudu ve bu çalışmaya son biçimini böyle nakış işlercesine, mermere veya taşa biçim verircesine ortaya çıkardık. Evet, bu çalışmayı Adil ve ben birlikte, bir tür imece yöntemiyle, dört el ve sekiz (Niye sekiz diye sormayın lütfen) gözle gerçekleştirdik. Ama yanımızda her zaman dayanışma içinde yoldaşlarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız ve dostlarımız bulundular. Sağ olsunlar. Var olsunlar.“


Görülmeyen yanlar


Kitap, Türkiye’nin siyasi tarihinin pek irdelenmeyen bazı yönlerine değiniyor: Antakya, Adana, Mersin, Gaziantep taraflarında siyasi örgütlenmelerin nasıl kotarıldığı, siyasi eylemlerin düzenlenmesindeki yol ve yöntemler birçok açıdan gözler önüne seriliyor. Ayrıca Okay’ın yaşamında dikkat çeken bir nokta da, kadınların mücadele içinde figüran değil değil baş rol oyuncusu olmaları. Zira, Okay’ın grubu içinde isimleri duyulan kadınlar da vardır. „Adil Okay İle Geçerken“, aynı zamanda özveri sahibi, meraklı ve kendilerinden çok diğerlerini düşünen, onlar için gözlerini budaktan esirgemeyen, yetenekli bir grup delikanlının, kadınların ve erkeklerin ve hatta çocukların öyküsü. 


KÜLTÜR SERVİSİ