Sadece görmemek için... diyor Bob Dylan, bir şarkısında.

Onu konuşalım yine. Çünkü Nobel ödül törenindeki ses kaydı yayınlandı İsveç Akademisi sitesinde. Tamamı 27 dakika ve “şarkılar söylenmek içindir, şiirler okunmak için. Ve şarkılar edebiyat gibi değildir” diyor...

Romantizmden sıyrılmış ve bu hayata gerçeklerin eşliğinde dokunabilen şarkılar, içinden geçtiği döneme de ayna tutar. Hayat bize siyah beyaz tüm dengeleriyle lazım. Ama tercihi siyahtan yana olanların kendi dünyalarını beyaza boyamak istemeleri bencillik. Ve şimdilik olan bu! O nedenle savaşlar var. Hem ikili ilişkilerde hem devletlerarası ilişkilerde. Makrokosmosda olan mikrokosmosun da hikayesi neticede.

Hamza Aktan yazdı Bianet’te, 2009 yılında devlet tarafından katledilen Ceylan Önkol için bir şarkı yapılmış, ama ne zamanki Sezen Aksu ve Tarkan düeti duyulunca, şarkı da unutulduğu yerden çıkıp, magazinden siyasete tüm sayfalara konuk olmuş. 

Sezen Aksu şarkıyı ilk yaptığında Nükhet Duru okumuş, piyanoyla başlayan bir ağır aksaklık, nakaratlarda orkestrasyonla kabaran bir öfke ya da çaresizlik:

Gözlerime astılar seni ceylanım/ Gözlerime astılar seni/ Ceylanım kör oldum ben/ Ne havan topu ne mermi/ Senle vuruldum ben

Nazan Öncel’in de Ceylan şarkısı var ve tam bir ağıt, sanatçının duruşuna uygun bir üzgünlükte. Sözleri “çocuklara kıymasınlar” baskını bir şarkı.

“Bez bebekler yapacaktım/ Kardeşimle oynayacaktım/ Ölmeseydim şuracıkta/ Okuryazar olacaktım/ Ceylan gibi avladılar/ Akşam eve dönemedim/ Güzel günler görecektim/ Göremedim göremedim/ Annem hasta/ Babam yasta/ Vuruldum ben/ Çocuk yaşta oy oy oy/ Söyleyin o amcalara/ Kıymasınlar çocuklara/ Nerde benim çocukluğum/ Daha şeker yiyecektim/ Bir gün anne olacaktım/ Ben de ninni söyleyecektim/ Ceylan gibi avladılar/ Akşam eve dönemedim/ Neler neler diyecektim/ Diyemedim diyemedim”


Daha ötesi yok, geçilmiyor çünkü... Fazlası siyasete girer, oysa halka yönünü dönmüş bir müzisyen işte bu kadarıyla verebilir mesajını, “şeker de yiyebilsinler, okula da gidebilsinler, bez bebekle oynayabilsinler ama lütfen öldürülmesinler!” 

Evet, lütfen öldürülmesinler... Sayıları 700’ü çoktan aştı, ‘devlet dersinde’ tabuta konan çocuklar. Üstelik çoğu aklın tüm kodlarını parçalayacak kadar lime lime... 

Yaşam hakkının ihlal edilmesine “okuma-yazma, bez bebekle oynama, şeker yeme” derecesinden bakanların, derdimize koştuklarını sanmayalım hemen, ama yabana da atmayalım bu halleri. Dönemin Ahmet Altan’ı tarafından hem devlete hem Kürt hareketine işaret parmaklı hesap sormalarının alıcısı çoktu, liberal kanattan. O parmak sallamaların yarattığı rüzgar “kıymasınlar canım çocuklara” oldu. Adı bu. 

Sezen Aksu’nun yazdığı, Yaşar Gaga’nın yaz albümüne tıkıştırdığı şarkı cıstak cıstak... Turistik yerlerde sesi yükseltilerek dinlenecek bir şarkı formunda. E sanatçılar yaz albümü yapıyorsa, içinde ne söylendiğinin anlamına bakmaz kimse, ritminin sürükleyiciliği ile ilgilenilir ve şarkının tutup tutmayacağını da bu belirler. “Onun arabası var, güzel mi güzel” dese ne olur, demese ne olur...

Ama bu bir “yaz” şarkısının çok üstünde, bir “yas” şarkısı, ağıt yani. Ritimsiz bir derdi var, çünkü içinde parçalanmışlık, sürüklenmiş bir hayatın ince damarları var. Sırf “olsun yine de yazılmış ya” diyerek, bir ağıtı daha da nasıl parçalayabiliriz ki?

Hamza’nın yazısında bahsettiği, “Ancak yaşam hakkının önemsenmediği, bu hakkın bizzat devletçe ihlal edilip adaletin de aranmadığı bir ülkede kulak tırmalayıcı bu dengesizlik bile önemsiz görünüyor, insan buna rağmen şarkı devletin ve ona adaleti hatırlatması gereken “kamu”nun kulağına çalınsın istiyor” sözünde de takıldığım bir yer var, o yer sokağın kulağına ait. 

Aklıma her defasında İrfan Yalçın’ın Genelevde Yas kitabındaki şu olay geliyor: Genelevde çalışan Bahar, arkadaşıyla sinemaya gitmek için otobüs durağında bekler. Durakta bir erkek tarafından taciz edilir ve çantayla o erkeği döver. Kavga gürültü, soluğu karakolda alırlar. Şikayetçi olunca da hakim karşısına çıkarlar. Bahar anlatır neler olduğunu. Hakim adama döner, bu iddialara ne diyorsun diye. Adam “hanımefendiye yanlışlıkla dokundum, beni yanlış anladı” deyince, Bahar’ın yelkenleri püfff... Adam ona “hanımefendi”  demiştir çünkü. Şikayetinden vazgeçer.

İşte böyle...

“Bir erkek ne kadar çevirebilir başını, sadece  görmemek için” diyordu Bob Dylan. Şarkı sözü, şarkı sözüdür. Ne edebiyattır, ne siyaset.