Başka bir atmosfer, yeni bir tabloyla karşılaşacağımı düşünüyorum.

25 festivalden sadece geçen yılkine katılmamıştım.

Alana girdikten sonra tanık oluyorum; konuşulan konuların başında: Alman güvenlik makamlarının, Türkiye Almanya çatışmasına Kürtler’i kurban ettiği görüşü sıkça dile getiriliyor: Festival’de yasaklar kataloğuna birçok yenisi eklenmiş.

Birinci Festival’de oradaydım; sonuncusuna da katıldım.

Aradan yirmibeş yıl geçmiş.

Birincisinde, "Vur Gerilla vur, Kürdistan’ı kur!" baş slogandı.

Son Festival’de, gökyüzünde turlayan bir "uçak", İngilizce, Öcalan’a özgürlük parolasını taşıyordu.

Saha’da Kürdistan’a Statü parolası ağırlıktaydı.

1992 yılında Almanya’nın Bochum kentinde gerçekleşen birinci festival, mevzi kazanmak için radikal ve heyecanlı bir çıkışı sembolize ediyordu.

2017’de yine Almanya’nın Köln kentinde gerçekleşen 25’nci Festival, kazanılan mevzilere barınak bulmak üzere bir araya gelen bir politik topluluğun kararlılığının emarelerini taşıdı.

1992’de yola çıkanlar, "zayıf olanlar tehlikesiz yollara koyulurlar"ın tersine hareket ettiler.

2017’de ise katılımcılar, "agresif olan kaybeder"in tersi bir yol izlediler ve Erdoğan Festival’e dair rejimi agresifleşti.

"Keskin ve çılgın tezler, karşı konulmaz karşıtını doğurmaya hizmet eder" (H. Hesse) betimlemesi, Erdoğan rejimi, Kürdistan ve Festival üçgeninde kimlik edindi. 

Kürdistan Ulusal Kongresi’ne başkanlık yapmış, biri Doğu diğeri Kuzey Kürdistanlı siyaset adamıyla, vakur adımlarla yürürken karşılaştım.

Karanlık bir delhizin sonuna yaklaşan bir Kürdistan tablosu çizdiler.

Kürdistan açısından, tüm zamanlardan daha uygun bir uluslararası zemine işaret ediyorlardı.

Sohbetlerden birinde, Güney Kürdistan ve Rojava’nın gelecekte birleşebilecekleri hipotezini dile getirdiğimde, yaşamını devrime adayan, değerli bir yazar ve politikacının itirazıyla karşılaşıyorum:

Bunun böyle olacağını, mülkiyetsiz ve belki de sadece bir çantası, bir de parkası olan adamlara; bunun böyle olacağını, Kürdistan’ın kuzey, güney ve Rojavasında, diğer halklarla ortak yaşam temelleri atmak üzere hareket edenlere borçluyuz, dedi…

Sonrasında Cizre’den bir Kürt kadını katıldı tartışmaya.

Katliamda birçok yakınını kaybetmiş.

Sakince konuştu.

Bu adam dedi:

"Devirdiği masaya yeniden dönse; genel bir af da ilan etse;korucular sistemini dağıtsa da, onu kimse affetmez."

"Bıçak kemiğe dayandı"yı aktaran bu sözlerin sahibi kadın, 50’sinde bir Kürdistanlı:

"Bizim artık kaybedecek hiçbir şeyimiz yok, kazandık.

Kaybedecek o adam, allah belasını versin, yeri cehennem olsun" dedikten sonra, yanındaki gençlerle yoluna devam etti.

Yüzünün sol yarısını Rojava’daki mücadelede yitiren, Berlin’de bedenini ateşe veren iki Kürt kadınıyla selamlaşmak Köln’de kolay olmasa gerek.

Soğukkanlı onlar; ne söylediğini bilenler. Susmayı tercih ediyorum.

 "Devrimci Komünarlar Partisi"nin standına varıyoruz.

Türkiye’deki her yeni filizi merak edenlerden biri olarak, sadece bir bilgilendirme broşürü alıp ayrılmak istiyorum. Stand’daki genç ve bana giyim ve duruşuyla 70’lerin devrimci tipini hatırlaran genç, "eğitim serisi"nin altı broşürünü almazsam, konuyu kavrayamayacağımı söylüyor. Saygıyla, "eğitim serisini" alıp, ayrılıyorum.

Güneşli bir gün. Yaşam devam ediyor.

Son duyduğumu aktarıyorum:

"Hayallerimizi yok edemeyeceklerimizi öğrendik…"