"Sanatın ve sanatçının misyonu, dünyanın efendisi haline gelmiş haksız ve yanlış karşısında cümle alem diz çökerken bile, ayakta kalıp, ona insanlık bilinciyle karşı çıkmaktır.“ (Julien Benda)
***
Bugün artık sanat giderek büyük ölçüde, tek değer ölçüsünün para olduğu devasa boyutlardaki eğlence ve gösteri sanayisinin pazarlanan bir tüketim nesnesi ve metası haline dönüştürülüyor.
Adına popüler kültür ya da kitle kültürü denen benzeştirici ve yozlaştırıcı kültür artık eğlence sanayisinin bir kolu haline gelmiş durumda. Sanat da bundan payını alıyor tabi. Sanat, nesneleşmiş, parçalanmış, yabancılaşmış insanın açık kimliğine kavuşması gibi bir işleve sahipken içi boşaltılıp koflaştırılıyor. Düzenin ve sistemin bir parçası haline dönüştürülüyor. Etik kavramından nasibini almamış kimi yazar-çizerler de medyanın elinde magazin gereci, konu mankeni haline geliyor.
Sanat buna karşı tavrını geliştirirken, bu yolla kirletilmeye çalışılan insanı ve insani olanı kollamayı da gündeminden düşürmemelidir.
***
Böyle bir anlayışla düzenlenen 2. Amed Kitap Fuarı çeşitli etkinliklerle okur - yazar buluşmasını sağlamaya devam ediyor. Her yıl giderek artan bir ilgiyle karşılanan ve farklı kültürlerin buluşmasını sağlama yönüyle de fuar Bölge’nin önemli etkinlikleri arasında yer alıyor artık. Çok dilli bir anlayışla hazırlanan ve birçok yayınevinin de katıldığı fuarda panel, söyleşi ve imza günleri devam ediyor.
Bu yıl 2.si düzenlenen Amed Kitap Fuarı 72 yayınevinin katılımı ile 17 Mayıs’ta başladı. 22 Mayıs’a kadar devam edecek olan fuarı oluşturan bileşenler bölgede yaşanan çatışmalı süreç ve yürütülen mücadeleden hareketle fuarın temasını "Azadî" yani Özgürlük" olarak belirlemiş. Fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde çok sayıda konferans, söyleşi, panel ve dinleti yer alıyor.
***
Fuar, sanat ve özgürlük gibi iki güzel kavramı bir araya getirmiş. Türkiye’de içi boşaltılmış koflaştırılmış bu iki kavramın yerli yerine oturtulmasında son derece önemli bir misyon yükleniyor. Kürtler verdiği mücadele ve direnişleriyle özgürlük kavramını yeniden anlamlandırmaya ve canlandırmaya çalışıyorlar.
Birçok alanda olduğu gibi bilimin ve sanatın da doğal ortamı özgürlüktür. Sanatçı insanlığı umutlarının ve geleceğinin tek gerçek sahibi yapmada üzerine düşeni yerine getirmediğinde, taşıdığı ‘sanatçı’ ve ‘aydın’ kimliği erozyona uğrayacaktır. Kendine bağlı olma bir anlamda güncel olana bağlı olmaktır. Bu, hem sanatçının birey olarak kendini yaşamın içine bırakması hem de insanlığını duyumsaması ve kavraması anlamına gelir.
Hayat bir bütündür, sanatçı da yaşadığı toplumsal sürecin bir parçasıdır. Toplumun yaşadığı ekonomik, siyasal ve sosyal gerçekleri bir birey olarak her insan gibi yaşayandır. Yaşanan bu gerçekliği yeniden üreten biri olarak hayatın her alanında, her türlü sömürüye, baskı, zulüm ve adaletsizliğe karşı olmak ve bu anlamda bir duruş sergilemek ve mücadele etmek durumundadır.
Bütün bunlara karşı durmak sanatın ve sanatçının boynuna borçtur. Çünkü gerçek sanat; zulmün, şiddetin, insanca olmayan her davranışın karşısındadır.