Kürt tutsakların başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, en az 33 cezaevinde devam ediyor. Şakran Cezaevi’nde 64. gününe girerken, birçok cezaevinde ise bu süre 50. güne dayandı.

İzmir’in Aliağa ilçesinde bulunan Şakran Cezaevi’nde tutsakların sağlık durumları gün geçtikçe riskli hal alırken, Şakran 2 Nolu T Tipi’nde tahliye olan Koçer Oral, son bir haftadır özelikle açlık grevindeki tutsaklar üzerinde baskıların arttığını söyledi.

Tutsakların taleplerini hatırlatan Oral, son bir haftadır cezaevi yönetiminin direnişi kırmak için vücudun ihtiyacı olan vitaminleri tamamen kestiğini ifade etti. Tutsakların ciddi anlamda kilo kaybı yaşadığını ifade eden Oral, unutkanlık, baş dönmeleri, titreme ve kan tükürme gibi sorunların başladığını söyledi. 

Sağlık kontrolleri yapılmadı

2012 yılında yapılan açlık grevine doktorların koğuşlarda sağlık kontrolleri yaptığını hatırlatan Oral, şu anda sağlık kontrollerinin yapılmadığını ve direnişi kırmak adına tutsakları zorla kampüs cezaevi hastanesine kaldırmak istediğini kaydetti. Cezaevi yetkililerin “Sizi kampüse götürüp müdahale edeceğiz” dediğini aktaran Oral, tutsaklara ambulans yerine ring aracıyla hastaneye götürülmenin dayatıldığını söyledi.

Refakatçi verilmiyor

İlk günlerde B1 ve B12 vitaminleri verildiğini ancak sonradan kesildiğini dile getiren Oral, “Meyve suyu almak istiyorduk ama yasakladılar. Çay, şeker ve tuz cezaevi yönetimi tarafından yasaklandı. Çikolata alıp eritip arkadaşlarımıza veriyorduk. Onu da yasakladılar. Arkadaşlarımızın direncini kırmak için her şey yapılıyor. Bağırsakların kurumaması için günde 3 defa lavaboya götürülmesi gerekiyor. Grevde olan tutsakların 2 refakatçisi olmalı. Refakatçilerden biri açlık grevine girdi. Bir refakatçi verilmesi gerekiyor ama keyfi olarak engelleniyor” dedi. 

Taleplere cevap yok

Yönetimin tutsakların taleplerine cevap vermediğini sözlerine ekleyen Oral, şunları aktardı: “Cezaevi yönetimi bize bunlar terörist diyordu ve bize öyle bakıyorlardı. Hakaret ve kötü davranıyordu. Nefretle bakıyorlar. Cezaevi yönetimi her türlü baskı ve saldırıyı uyguluyor.” 

Her şeye rağmen moralleri iyi

Her türlü baskı ve yönelime rağmen tutsakların morali çok iyi olduğunu kaydeden Oral, şunları söyledi: “Tutsakların Hayri Durmuş ve Kemal Pir yoldaşların duruşu var. Talepler kabul edilinceye kadar açlık grevleri devam edecek.” 


Şakran’ın direniş güncesi


Şakran Cezaevi’nde devam eden süresiz-dönüşümsüz açlık grevindeki tutsakların günlüğüne, ANF’den Özgür Aydın ulaştı.  Tutsakların kadrajlarına takılıp kalemlerinden dökülen kimi mizahi, kimi duygusal kareleri, yine onların gözünden aktarıyoruz.

Açlık grevi, zindandaki tutsaklar için bir iletişim, itiraz ve tavır alma biçimi. Bedenleriyle eylem yapıyorlar, ancak kocaman bir siyasal tavır, insani ve ahlaki bir öz savunma, boyun eğmemenin haysiyetiyle bütünlük içindedir. Eylem kadar, eylemin hapsedilmemesi ve oluşturacağı direniş ağı da önemli. Tutsaklar, eylemlerinin duyulmasını, haklı ve meşruluğunun teslim edilmesini ve halkların vicdanında yer bulmasını önemser.

Bütün bunların bilinciyle eyleme geçen ilk tutsaklar şunlar:

* Murat Duran: 1978 Amed-Sur doğumlu / 1997 yılında tutuklandı / Başlangıç Kilosu (BK); 63.

* Necdet Kaya: 1984 Mardin-Mazıdağı doğumlu / 2008’de tutuklandı / BK; 74.

* Erhan Erguz: 1990 Urfa-Viranşehir doğumlu / 2010’da tutuklandı / BK; 73.

* Mustafa Akan: 1988 Mardin-Derik doğumlu / 2014’te tutuklandı / BK; 67.

* Sinan Ekmekçi: 1992 Muş-Bulanık doğumlu / 2010’da tutuklandı / BK; 85.

* Cengiz Doğan: 1983 Mardin-Nusaybin doğumlu / 2009’da tutuklandı / BK; 72.

* Eren Tekin: 1968 Bingöl-Karlıova doğumlu / 1993’te tutuklandı / BK; 80

* Kasım Özdemir: 1993 Siirt-Kurtalan doğumlu / 2011’de tutuklandı / BK; 56.

Refakatçiler ise şunları:


* Heybetullah Yapici: 1971 Mardin-Derik doğumlu / 2008’de tutuklandı.

* Mehmet Yavuz: 1969 Mardin-Derik doğumlu / 1994’te tutuklandı / 2. grupla birlikte açlık grevine başladı.


Kürtler vazgeçmez

“Amacımız koyu karanlık mutlak tecride karşı Mazlum’un kibrit çöpüyle ‘güneşimizi karartamazsınız’ fedailerinin bedenleriyle yaktıkları özgürlük meşalesiyle karşılık verip direniş mirasına sahip çıkmak. Direnişimizin özü budur. 15 Şubat kara günü ısrarla tekrar dayatanlara, bu ısrarların faydasız olduğunu, Kürtlerin aydınlık gelecekten vazgeçmeyeceğini tekrar göstermek istedik.

Yaw böyle olmaz ki!

Eylemin ilk günü, eylem heyecanının en yoğun yaşandığı gün olarak bilinse de arkadaşlarda yeni odaya yerleşmenin ve koğuşu yıkamanın yorgunluğundan başka bir şey yaşanmadı. Eylem öncesi hafta, komüncülerimizin eli açıklıkla uyguladıkları, yoğunlaştırılmış beslenmeden edinilen enerji, eylemin ilk günü buhar olup uçtu.

Heybet arkadaşın içine sinmeyen bu duruma tepkisi şu oldu: ‘Yaw böyle olmaz ki! Tüm enerjimiz ilk günden yitip gitti. Acaba bugün de yemek yeseniz de yarın başlasak olmaz mı?’

Eylemciler, yorgunluklarına zıt bir sesle ‘yok artık, daha neler...’ diye çınladılar.

Zavallı Heybet, ‘tamam bavo, kızmayın’ demekle yetindi.

Bedensel erimenin maratonu

Koşulların aleyhtarlığının bilincinde olan arkadaşlar, baştan beri ‘olmazı olur kılan, tekeden süt sağan ve taştan gül bitiren’ felsefesine sığınmışlardı. Bu felsefenin zafer getiricilerine inanan arkadaşlar, şaşırtıcı bir moralle eylemin tarihsellik ve büyüklük bilincinin getirdiği heyecanla bedensel erimenin maratonuna; gülen yüzleriyle, heyecan ve inançtan titreşen gözleriyle başladılar. Evet, iğneyle kuyuyu kazıp suyu bulmak, o suyu herkesle paylaşmak.

Arkadaş kanunlaştırdı

Akşam olunca Mehmet arkadaş, arkadaşları toplayıp sert, tehditkar ve aba altında sopa gösteren bir konuşma yaptı: ‘Günlük sıvı alış programımızı anlattık. Şimdi baştan anlaşalım. Bu rutin bozulmayacak, kendine görelik, kuralsızlık olmayacak. Şimdi, önerisi veya itirazı olan var mı?’

Herkes sandalyesine sinmişti. Mehmet arkadaş her şeyi kanunlaştırıp tehdidi savurduktan sonra, artık kim öneri yapmaya cesaret edebilirdi ki? Kuzu kuzu boyun eğmiştik...

İlan edildi ama eksik

Eylem ilanındaki gelişme ve daha sonrasındaki yanlışlıklar, moralsizlik yaratacağına var olan morale tuz-biber olmuştu. İlk 10 gün eylemi, bir tek cezaevi uzamındaki bireyler ve bir kaç aile biliyordu. Bunun için arkadaşlar kendilerine ‘gizli eylemciler’, ‘kaçak eylemciler’ dediler. 10. günde ilan edildi ama eksik. Daha sonraları ya sayı, ya isim ya da taleplerimizin aktarılmasında eksiklikler oluyordu.

Lawo hepimizı kadın yaptılar

Asıl skandal ise 13. günün akşamı, 23.00 haberlerinde yaşandı. Spiker, T-2’de 8 kadının greve girdiğini belirtiyordu. Saat 23.00’ü geçtiği için ışıklar kapanmış, arkadaşlar yatmak üzere yataklarına çekilmişti. Uyumayıp haber dinleyen bazı arkadaşlar kahkaha atmamak için ağızlarını sıkıca tutuyordu. Ama Cengiz arkadaş, kendini tutamayıp ‘şunlara bak lawo, hepimizi kadın yaptılar’ deyince önce Erhan sonra Kasım kahkahayı bastı. Kasım fırsatı bilip Erhan arkadaşa ‘Hevala Erhan’ deyince Erhan, ‘efenim Kasım abla’ diye cevapladı. Takılmalar gırla gitti.

Sunucuya da sevgiler

Asıl takılmaların yarın olunacağı biliniyordu. Ki öyle oldu. Diğer koğuşlardan gelen notlarda kutlamalar vardı:

‘PAJK’a üye olmuşsunuz, tebrikler.’

‘Sizi erkek bilirdik nasılda kandırmışsınız bizi...’

Basınımız, bizim yapamadığımız ‘erkeği öldürmek’ pratiğini kökten hallettiği için kendilerine zor spas.

Bir de 55. günde İstanbul mitinginde ‘kadınların başlattığı açlık grevi eylemini selamlıyoruz’ diyen sunucu arkadaşı da sevgiyle selamlıyoruz.

Mehmet’in iksirleri

Eğer Ortaçağ’da olsaydık Mehmet arkadaş yaptığı ,’iksirler’ nedeniyle kesinlikle cadılıkla suçlanır ve yakılırdı. Mehmet arkadaş, her sabah kokusu, Patrick Süskind’in 14. Kokusu da ne halt etmiş dedirtecek türden bir kompleks karışımlı parfüm kokusuyla arkadaşları tek tek kutsuyor. Karışım, biraz burjuvazik bir tür olduğu için Heybet arkadaş fakir bir alternatif geliştirdi. Kantinden alınan ve çoğu su olduğunu tahmin ettiğimiz gül suyu+ misk + karanfil + limon ile yeni bir karışım yaptı. İlk kullanış, son kullanış oldu. Mehmet arkadaşın mistik karışımı halen revaçta. Öte yandan sınırlı içeceklerden türlü türlü karışım yapıyor. Bu karışımlara iksir diyoruz. Arkadaşlar içince Asteriks gibi silkeleniyorlar. Formülü istedik ama vermedi. Diğer zindanlar için ver, yazalım dedikse de ‘yok meslek sırrı, diğer zindanlar yaratıcı olsunlar. Düş gücü, düş gücü...’ cevabını aldık. Mehmet arkadaşı ve yardım yataklık eden Heybet arkadaşı engizisyona vermek vardı ama işte, şanslılar; o çağı geçtik…

Hükümet cevap vermiyor

Erdoğan yönetimindeki Türk devletinin 7 Haziran darbesinin ardından Ekim 2014 MGK’sında karar altına alıp 24 Temmuz 2015’te yeniden başlattığı Kürtlere karşı savaşın önemli bir merkezi de cezaevleri oldu. İmralı‘da başlatılan mutlak tecrit, kademe kademe tüm cezaevlerine yayıldı, OHAL ile birlikte ise tamamen 12 Eylül dönemini aratır sistematik işkence ve teslim almaya vardırıldı. Buna karşın PAJK ve PKK’lı tutsaklar da direnişe geçti. 

Türk Adalet Bakanlığı ve cezaevleri idareleri, tutsakların temel üç talebi (Öcalan üzerindeki mutlak tecridin kaldırılarak müzakere koşullarının sağlanması, Türk cezaevlerindeki ihlallerin son bulup hak gasplarından vazgeçilmesi, Kürtlere ve yerleşim birimlerine yönelik askeri/siyasi operasyonlara son verilmesi) karşısında sessiz kaldıkları gibi açlık grevindeki tutsakları da kapsayan baskı ve sindirme politikasına devam ediyor. İnsan hakları ve sağlık örgütlerinin izleme taleplerini yanıtsız bırakan Türk hükümeti yetkilileri, ölüm sınırındaki eylemi, talepleri karşılayarak müzakere yoluyla nihayete erdirmek yerine saldırıyla bastırma hazırlıkları yapıyor.

Buna karşın Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin (AK) bir organı olan İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), görev ve sorumluluğu kapsamında olan Türk cezaevlerindeki duruma kayıtsız kalmayı sürdürüyor. CPT, 64. gününe giren tutsakların direnişi hakkında henüz bir açıklama yapmadı, herhangi bir girişimde bulunmadı. Avukatların başvurusuna rağmen adım atmayan CPT, bağlı bulunduğu Avrupa Konseyi ve AB ile kurumlarını harekete geçirmek isteyen Kürtler, geçen haftadan beri Strasbourg’daki Avrupa Konseyi önünde açlık grevinde.



KCK bitirmelerini istedi

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, tutsakların direnişinin faşizme karşı mücadeleyi güçlendirdiğini belirterek, daha fazla uzatılmasına gerek kalmadığını açıkladı.

Eşbaşkanlık tarafından dün sabah yapılan yazılı açıklamada, şunlar vurgulandı: “Tutsakların bu düzeyde kapsamlı direniş içine girmek durumunda kalmaları, AKP-MHP faşist iktidarının Kürt düşmanlığını İmralı başta olmak üzere zindanlardaki uygulamalarıyla daha katmerli hale getirilmesi sonucudur. Tutsaklar halkımız üzerinde baskıların yoğunlaştırıldığı her dönemde olduğu gibi bugünkü baskılar karşısında da sessiz kalmamışlardır. Ömürlerini özgürlük mücadelesine verdikleri gibi, baskılar karşısında da ölümüne direnerek devrimci iradelerini ortaya koymuşlardır. Halkımız da her zaman olduğu gibi devrimci evlatlarının yanında yer almış, bu direnişi desteklemiştir.

Tutsakların direnişi, halkın ve demokrasi güçlerinin desteğiyle devrimci tutsakların direniş gerekçesi olan İmralı’daki tecrit, cezaevindeki baskılar, demokratik siyasete yönelik siyasi soykırım saldırılar ve halk üzerindeki faşist saldırılar gerektiği kadar gündemleşmiş ve amacına ulaşmıştır. Bu eylemleriyle AKP-MHP faşizmine karşı yürütülen demokrasi mücadelesini de güçlendirmişlerdir. Bu açıdan bu direnişin daha fazla uzatılmasına gerek kalmamıştır. Bizler de halkımız da gündemleşen konuların takip edilmesi ve bu yönlü mücadelenin başka yol ve yöntemlerle verileceği inancıyla süresiz-dönüşümsüz açlık grevinin bırakılmasını istiyoruz. Direnişçilerin talepleri artık Özgürlük Hareketimizin, halkımızın ve kamuoyunun talepleri haline gelmiştir. Başta İmralı olmak üzere tüm zindanlardaki baskıların ortadan kalkması konusunda üzerimize düşün sorumluluk bundan sonra daha duyarlı biçimde yerine getirilecektir.

İmralı ve zindandaki uygulamalar, halkımız ve demokratik siyaset üzerindeki baskılar bu direnişle daha fazla gündeme girmiş ve kamuoyuna mal olmuştur. Halkımız da demokratik kamuoyu da bizler de bundan sonra zindan direnişçilerinin gündemleştirdiği konuları takip edeceğiz ve bu yönlü gereken çaba içinde olacağız. Bu çerçevede halkımız ve demokratik güçlerden gelen talepler de dikkate alınarak ölüm sınırına gelen eylemler derhal sonlandırılmalıdır.

Eğer gündemleşen bu konularda olumlu gelişmeler olmazsa gerekirse ileride daha planlı ve örgütlü biçimde yeniden eyleme geçmeleri zindan direnişçilerinin iradesinde olan bir konudur. Bu temelde direnişlerini bir daha selamlıyor; amaçlarına ulaştıkları inancıyla eylemlerini bırakma çağrısı yapıyoruz.”



Kızı Şakran’da kendisi Van’da


Şakran Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren tutsaklardan Mahsume Şadal’ın annesi Hazan Şadal, 2 gündür açlık grevinde. 

Cezaevlerinde süren açlık grevine destek için Van’da başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi 10. gününde 4. grupla devam ediyor. Açlık grevini sürdürenlerden biri olan Hazal Şadal, kızı Mahsume Şadal’ın Şakran Cezaevi’nde 56 gündür açlık grevinde olduğunu dile getirerek, tutukluların taleplerinin biran önce karşılanmasını istedi. 

Kızının durumu iyi olmadığını söyleyen Şedal, “Durumu nasıl iyi olsun? Biz gidip göremiyoruz. Nasıl olduğu hakkında bilgim yok. Ben 2 gün açlık grevinde olacağım. Devlet zulüm ediyor” dedi.

Grevde olanlardan Fikret Şadal ise ablasının fiziki olarak çöktüğünü ancak moralinin çok yüksek olduğunu dile getirerek, “Ablamın durumu iyi değil, kilo kaybı da var. Geçen gün telefonlar görüştüm, morali çok iyiydi. Ödün vermez, dik bir duruşu var. Esir düşmüş olabilir ama teslim olmazlar” diye konuştu. Van’dan sonra İzmir’e gideceklerini ve orda eylemlerine devam edeceklerini belirten Şedal, “Bizim morallerimiz de iyi, direneceğiz. Biz direneceğiz. Direnmek bizim fıtratımızda var. Direnmezsek mahkumlara istedikleri şeyleri yaptırabilirler. Dur diyebilmeliyiz” dedi. 

Grevdekilerden Aynur Baş, grevdekilerin dahi sürgün edildiğini hatırlatarak, şunları söyledi: “Van’da açlık grevine girenler Tekirdağ’a oradan Bayburt’a sürgün edildiler. İki ayı geçtiği için kaygılı bekliyoruz.”

Amed, İstanbul, Ankara ve İzmir’de de ailelerin öncülüğündeki açlık grevleri, yeni gruplarla devam ediyor.

 İZMİR