Sevdiğim bir şarkının sözüdür bu, Hasret Gültekin’den dinlediğimiz. Sözleri müzisyen ve edebiyatçı Zülfü Livaneli’ye ait.

Bu şarkıyı yeniden anımsamamı doğrulayacak başlıklarım çoktu. Süresiz dönüşümsüz açlık grevinde bedenlerini ölüme yatıranlar için önemli bir karşılığı vardı bu cümlenin.

- Bir insan ömrünü neye vermeli?

Onur mu?

- Onuruna! Onu insan kılan en önemli yapıtaşına.

Sonra şu kimi yazar ve şairlerin iktidar mahallesine hicretiyle yaşadıkları ruhsal çöküntüye de söylenebilirdi:

- Bir insan ömrünü neye vermeli?

Para mı?

- Daha çok “insan” kalacağını sanarak, şişirilen banka hesaplarının varlığına mı?

Sonra ileride etraflıca yazacağım gazeteci Tuğrul Eryılmaz’ın kitabını okudum. 68’den bugüne kendini, mesleki yolculuğu ve bu yolda gördükleri, kaybettikleri, kazandıkları ve kaybettikleri üzerine...

- Bir insan ömrünü neye vermeli?

“Yolda kalan da bir yürüyen de bir

Savrulup gidiyor ömür dediğin"

- Onu her daim güzellikle çoğaltan anılarına...

Ve sonra 14 Temmuz filmini izledim. Bu basit cümleciğin ne kadar derinleştiğini en çok bir de orada gördüm:

- Bir insan ömrünü neye vermeli?

- Yaşatılanları sonraya anlatmak için dimdik durmaya!

İşte, bir insan ömrünü neye vermeli derken, Avustralya’dan gelen bir haber, insanlık onurunun kötüler karşısındaki sınavının dünyanın her yerinde sürmekte olduğunu gösterdi bize.

“Edebiyatın iktidar yapıları üzerinde değişiklik yapma ve meydan okuma potansiyelinin olduğuna inanıyorum” diyen birinden haber aldık. İranlı Kürt yazar, yayıncı Behrouz Boochani, 6 yıldır Papua Yeni Gine açıklarında Avustralya’ya ait Manus adasındaki bir kampta tutuluyordu. İran’daki rejim baskısından kaçtı, Avustralya’da özgürlük var sandı, sığındı ve İran’dan beter bir kampta tutuluyor 6 yıldır. Ve kalemi, kağıdı yok! Ama orada yazdığı bir kitapla dünyanın prestijli edebiyat ödüllerinden Victoria Edebiyat Ödülünü aldı.

Nasıl mı?

Dik durarak ve unutmayarak...

Elindeki telefonu ile whatsApp üzerinden yazdı bu kitabı. Manus adasındaki kampta göçmenlere yaşatılan sistematik işkenceye, ahlaksızlığa ve dayatılan onursuzluğa “Dağlardan Başka Dost Yok" adresi gösterdi.

Peki neden böyle?

Neden iktidarlar kendisinden başka olana bu denli tahammülsüz, korkusunu pek de gizleme gereği duymadan neden böyle alçakça saldırır? Boochani, "sorun insanlık ailesinin sorunu" diyor. Ve bu sorunu Guardian Australia gazetesine şöyle yorumlamış:

“Kendisinden farklı olanı kabul etmeyen, anlamayan, dahası anlamaya da çalışmayan, her şeyi şiddet ve güç kullanarak çözeceğini sananlara, bunun mümkün olmadığını söylüyorum.

Silah, şiddet, terör ve güç dışında bir çözüm düşünmeyenlere, kelimelerin ve edebiyatın gücünü göstermeye çalışıyorum."

Ne diyordu Hasret Gültekin, tahammülsüzler tarafından yakılsa da bizleri hala dirilten sesiyle:

“Bir insan ömrünü neye vermeli

ara mı onur mu kaç dikenli yol

Ağacın köküne inmek mi

yoksa

Çırpınıp duruyor yaprak dediğin"