TOLHILDAN OZAN AMED



Gözleri masum

Bakışları keskin ve umutlu

Omuzları dimdik,

Hakikate ulaşma arzusu 

Yüreğinin tüm tutkusu… 

İhanetin kahpe pususunda 

Vurulsa da düşleri 

Özgürlüğe müebbet yemiş dili ve eylemi

Yıkıyor tüm Enkidu ve Ferhatları

İhanet her tarihte çıksa da 

karşılarına 

Bir bir bir yem oluyor 

hakikat güzergâhına…

Diyalektiğin sihirli lambası 

Aydınlatıyor tüm karanlık yolları

Yaşam bir kafese mahkûm 

olsa da 

Sığmıyor hiçbir yere 

özgür ruhları

O da özgür kadın

 bilinciyle 

Sığmadı hiçbir yere

Çölde açan çiçek misali

Karda güneşe erişmek isteyen kardelen gibi

Ya da kaya parçalarını

delerek gün yüzüne çıkan 

Asmin misali

Tüm dehlizli yolları canı

pahasına geçen 

Özgür bir kadın timsali… 

Yaşam her seferinde 

sınasa da onu

Her zorluğun karşısında

Göğüs gerdi, hem de 

hiç durmadan 

O masalların gerçek 

kahramanı 

Savaşçıların yürekli 

komutanı

Eskiyi yıkmanın 

Yeniyi yaratmanın 

inşacısıydı

O bir roman kadınıydı 

Güneşinin yaşamını 

Yazmaya cesaret eden

Efsanevi bir yaşam 

Gerçeği… 

Savaşmak 

Onun için 

Bir özgürlük aracıydı

Özgürleştikçe de 

güzelleşeceğinin

Bilinciyle savaşıyordu 

Bundandır ki

Yüzündeki savaş yarası 

Güzelleşmenin 

İlk adımlarıydı

O bir yolculuğa çıkmıştı 

Güneşe ulaşmanın yolculuğunda 

Tüm kahpe ihanetler

Çalsa da kapılarını, 

O gideceği yolu biliyordu  

‘’Sana hiçbir şey yapmayacağız’’

Artık güzel yaşayacaksın.

Gel…

O ise gittiği 

Yol güzergâhını

Hiç şaşırmadan

Yürüdü 

Dimdik

Onurluca 

Devam etti 

Başladığı yolculuğa

Yürüdü 

Yürüdü 

Ve uçurumun kenarında buldu 

kendisini

Herkes ne olacağını beklerken 

O melekler misali  

Kanat çırparak özgürlüğe uçtu

Aradığı hakikati kanatlarındaki 

Gücünde buldu

O da ateşte 

Yanan 4. kelebek misali 

Hakikate erişmenin 

Efsanevi fedailerinden oldu.

  

Sanırım siz de tanıdınız bahsettiğim bu efsanevi kadını. Adı Gülnaz… Kendisi dağların özgür Bêrîtan’ıydı. Daha bir yıllık bir gerilla olmasına rağmen, tüm savaşçılarının yüreğinde taht kurmayı başardı. Bilinçli eylemiyle Kürt halkının değerli bir evladı olmasını da bildi. 


Bir sevda kadınıydı

Yaşadığı aşkı özgür Kürdistan aşkı ile birleştirerek milyonların aşkını elde eden savaşçı komutanın hikâyesi bilinmeye, anlaşılmaya değer bir özgürlük rivayetidir. O yaşamın anlamını şehrin parlak ışıkları altında değil, dağların ihtişamlı cazibesinde buldu. Elindeki silah, belindeki raxtla ne kadar da yakışıyordu özgür dağlara. Silahla olan bütünlüğünü ve heybetli yürüyüşünü resmetmişti tüm tozlu patikalara… O bir sevda kadınıydı. Özgürlüğe olan susamışlığını iliklerine kadar hisseden bir hakikat avcısıydı. Yaşanan savaş gerçekliğinde ihanet kadar direnişin emsalsiz örneğini de kendi kahramanlığında bir kez daha kanıtlamış oldu. O, köhnemiş egemen erkek zihniyetine kadının da savaşarak özgürlüğünü elde edeceğini ve bu uğurda hiç kuşkusuz tüm kadınların da kendi ve halklarının savunuculuğunu yapmanın intikam rüzgârı olduklarını gözlerine soka soka gösterdi. Kadının yaşadıklarının yazılı bir yazgı olmadığını adım adım iğne ile kuyu kazarcasına gösterdi.


Özgürlük arayışçılarının kılavuzu oldu

O süreç Beritan gibi kadınların özgürlük mücadelesiyle, yeniden kadın dirilişinin ordulaşarak, geliştiği ve tarihi adımların atıldığı egemen erkek zihniyetinin canına okuyan eşine ender rastlanan tarihi süreçlerdi. Yüreği bir nehir gibi akan, coşkusu dur durak bilmeyen bu kadın, ihanet ve teslimiyetin yaşam üçgeninde sadece eylemiyle değil, yaşarken de Kürt halkının önünde sıralanan sis perdesini aralayarak hakikatin ne olduğunu göstermiş oldu. Eylemiyle de uyuyan gerçeği uyandırarak, tüm özgürlük arayışçılarına bir yol kılavuzu oldu. Onun güzergâhında yürüyenler, kadın özgürlüğünü geliştirmenin emsalsiz savaşçıları oldu.


Bir hikaye daha: Gülnaz Ege



Bir kadın daha tanıdım; onun da adı Gülnaz. Savaşı Bêrîtan’ınki kadar amansız… O, Şehit Bêrîtan’ın yaşamından, eyleminden esinlenerek yönünü dağlara çevirmiş bir özgürlük arayışçısıydı. Tesadüfe bakın; katılımı Şehit Bêrîtan’dan sonra gerçekleşen bu kadının da adı Gülnaz Ege. 

Onu ilk gördüğümde keskin bakışlarının altında yatan duygu yoğunluğunu fark ettim. Yine ne tesadüf ki Şehit Bêrîtan’ın isminin verildiği akademinin komutanıydı. Bir Türk’tü o da, Kemal Pir, Haki Karer ve daha niceleri gibi… O da kardeşliğin yıkılmaz köprüsü oldu. 


Duruşu etkileyiciydi

Bir Türk’tü, ancak bir Kürt kadar Kürtçe dilini akıcı konuşabiliyordu. Duruşu ve birikimiyle ağzından çıkan sözlere pür dikkat kesmesini iyi biliyordu. Teorik birikimi ve yaşamı arasında sıkı bir bağ vardı. İdeolojik derinliğe sahip olduğu kadar bir savaş taktisyeniydi de. Savaştaki kıvrak zekası sayesinde koordine ettiği her savaşın başarıya ulaşmasını sağlıyordu. Güçlü bir mizah yeteneğiyle de hayranlık uyandırıyordu. 

Düşmanın beynini uyuşturduğu ve geleceksiz bıraktığı genç arkadaşlarla günbegün uğraşarak onları özgür yarınlara hazırlıyordu. Duruşuyla çevresindeki insanları değişime, güzelliğe, ahlaki ve politik yaşama davet ediyordu. Onun için akademi devresinin başarıyla sonuçlanması demek, Şehit Bêrîtan’ın anısına bağlılığın ve kadın özgürlük mücadelesine ivme kazandırmanın bir gereğiydi. 


Tesadüfler bitmedi

Ve yine ne tesadüftür ki, o da Gülnaz Karataş’la anlam kazanan Ekim ayında yıldızlar kervanına katıldı. 

Onlar kadın özgürlük mücadelesinin öncüsü, kılavuzlarıdır. Her iki Gülnaz’ın ve tüm özgürlük mücadelesinde şehit düşen bütün yoldaşların kanlarıyla sulanan bu toprakların rengini yeşile çevireceğimizin sözünü veriyoruz.