Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesi, çok genç bir mücadele tarihine sahiptir. Hiçbir kaygıya girmeden, mücadelenin her alanında yer alabilme cesaretini gösteren Kürt kadını kendinden sonra gelen ve gelecek kuşaklara büyük değerler aktardı, aktarıyor. 30 yılı aşkın mücadele tarihinde büyük bedeller ödeyen kadınlar, onurlu mücadelesine devam ediyor. Bu uzun soluklu mücadele tarihinde Kürt Özgürlük Hareketi’nde ekim ayında yaşamını yitiren kadınlar, yeniden yazılan tarihe tanıklık ettiler. Öyle kahramanlar bağrına bastı ki, yazılamaz, çizilemez ve anlatılamazlar. Her birisi ciltler dolusu romanların konusu...

Uçurumda kanatlandılar

Ekim’de yaşamını yitirenlerden Gülnaz Karataş (Bêrîtan) aradan 20 yıl geçmesine rağmen Kürt halkının belleğinde ihanete, işbirlikçiliğe karşı direnişin tanığı olarak yaşamaya devam etmektedir. Direniş sembolü Zarifelerin ve Besêlerin teslim olmayıp, kendilerini uçurumlardan atan gerçekliğinin yarattığı özdür Berîtan. ‘Nasıl yaşamalı ve bunun için nasıl mücadele edilmeli?’ sorularının somut ifadesidir uçurumda sonsuzlaşan Bêrîtan çığlığı.
Ve ekim, baharın bitişi yeni bir baharın müjdeleyicisi... Mihriban Sayın (Azime) ekim ayına toprağa düşerken yeni Azime’lerin çağrısı olur bir anlamda. Bir enternasyonalist olan Hüsne Akgül (Mizgin) yaşam mücadelesinde çok yönlüydü. O, yaşam ve güzellikleri sınırlandıran dar milliyetçi duyguları aşan bir Türk kadını olarak özgürlüğü Mezopotamya dağlarında arıyordu. Güçlü sevgisi tüm gerici duyguları yenmeyi başarmıştı. Leyla Kaplan yoldaşın gençlik coşkusu ve Güler Otaç’ın (Bermal) kadın yüreği ortak bir ses ve coşkunlukta tarihin aydınlığına doğru akıyordu. Onlar Kürt kadınının fedai ruhunu büyük eylemleri taçlandırdılar bir ekim günü.

Tüm çocuklar içindi kavgası

Tarihten günümüze, günümüzden geleceğe bir yolculuktur ekimde toprağa düşenler. Meryem Çolak (Meryem) kutsal bir anadır. Kızına yazdığı günlüğü okuyordu. O duygular ki, güneşin yakıcılığı ve canlılığından alırdı kaynağını... Yüreğinin büyüklüğü en yüksek dağları bile aşardı. Bir ana olarak tarihi görevinin bilincindeydi. Devrim karşısındaki görevi, sadece canından çok sevdiği kızı için değil, annesi, babası, katledilen yüzlerce çocuk, yine ülkesinden ayrı yabancı topraklarda büyüyen çocuklara özgür bir gelecek yaratmak içindi. Gurbetelli Ersöz (Zeynep) güçlü kalemi, yaratıcı özellikleri ile  durmadan yazardı bu tarihi doğuşu.
Ekim ayı gidenler kervanını çoğalttıkça çoğaltıyordu...
Nursen İnce (Sarya) bu kervanda sanatçı inceliğiyle yer edinen militanlardan biriydi. O bir sanatçı inceliğinde yaşamı işlerdi tüm zamanlara. Dansının figürlerinde anlatırdı özgürlüğün imgelerini... O’nun dansında özgürlük ve mücadele bir dile ve anlatıma kavuşurdu.

Batı kadınının aydınlık yüzü

Andrea Woolf (Ronahî) Alman bir kadın militan, bir yaşam arayışçısı. Kadın mücadelesi ulusları, sınırları aşan bir öze sahiptir. Bundandır Kürt Özgürlük Hareketi’nde birçok ulustan kadınların buluşması.
Selma Doğan (Zinarîn) doğanın sadeliği ve renkliliğinden gelirdi.
O bir gerilla ve bir yazar. Her anını, inandığı yazıya dökerek, geleceğe bırakan, tarihi yaşadığı ve yarattığı kadarıyla yazan bir kadın militan. Yüreğinin özgürlük çırpınışlarıydı kalemine yansıyan. Özgürlüğün acı ve güzelliğin bedeli olan zorunluluk ve sorumluluklarının bilincindeydi. Çok iyi bilirdi ki büyük acıları yaşayanlar, büyük hedefleri olanlardır.
Ekimde yaşamını yitirenlerin alevlenen bedenlerinden yükselen ateş iki kadın yüreğini daha almıştı sonsuzluk yürüyüşü içerisine. Büyük direnişçilerden Aynur Artan (Rotînda) ve Selamet Menteş (Kurdê) Mîdyad Zindanı’nda yürek yüreğe vererek alevlerle yazdırdılar adlarını özgürlük tarihine. Onlar Kürt kadın gerçekliğinin anı anına direnen militan özüydüler, birbirlerini tamamlayan bir bütünün parçaları gibiydiler.

CEYLAN UÐUR